Mescid-i dırarın verdiği ders

Önce “mescid-i dırar” nedir, onu kısaca aktaralım:
Bilindiği gibi münafık; içi başka, dışı başka; söylemi başka, inandığı başka olan ve kâfirden şiddetli olan kimsedir.
Medine münafıkları, Peygamberimizin (asm) Medine’ye gelişini, İslâmın yayılışını hazmedememişti. Her fırsatta Kur’ân, Peygamberimiz (asm) ve Müslümanlar aleyhinde dessasane çalışmalar yapıyorlardı. Ancak, gizli faaliyetlerini rahatlıkla sürdürecek, aynı zamanda münafıklıklarını kamufle edecek bir işin peşinde idiler.
Ebû Âmir er-Râhib/el-Fâsık (Hz. Peygamber, onun er-Râhib lakabını ‘el-Fâsık’ şeklinde değiştirmiştir), münafıklara, mescid şeklinde bir merkez kurmalarını hararetle tavsiye ve teşvik etti. 630 yılında Sâlim b. Avf Oğullarının bölgesinde, Kubâ Mescidi’ne yakın bir yerde, sözde bir mescid inşâ ettiler. Ve Hz. Peygamber’e (asm) müracaat ederek, “Yaşlılar, özürlüler devamlı mescide gelemiyor. Biz de yağmur-çamurda cemaate katılamıyoruz. Namazları kendi bölgemizde cemaatle kılabilmemiz için bir cami inşa ettik. Bu mescidde namaz kıldırarak açılışını yapar mısın?” teklifinde bulunarak, resmen açılışını ve meşrûiyetini tasdik ettirmek istediler.
Hz. Peygamber (asm), Tebûk Gazvesi’nin hazırlıkları ile meşgul olup sefere çıkmak üzere olduğundan, seferden döndükten sonra gelebileceğini belirtti. Seferden dönerken Medine yakınlarında Tevbe Sûresi’nin 107-110. âyetleri nazil oldu. Bu âyetlerde, söz konusu mescidin “zarar vermek (dırâr), Müslümanlar arasında fitne, tefrika çıkarmak” için inşâ edildiği; daha önce de Allah ve Resûlü’ne (asm) karşı savaşanlara gözetleme yeri hazırlama gayesiyle yapıldığı; münafıkların bu niyetlerini gizlemek için “Biz sadece iyilik yapmak istiyorduk” diye yemin ettikleri ve yalancı oldukları beyan edilir:
“Ey Nebî! Bu mescitte asla namaza durma. Şüphesiz ki, başlangıcından itibaren takva üzere kurulan mescidde namaz kılman daha hayırlıdır. O mescidde kendilerini maddî ve mânevî kirlerden temizlemeyi seven adamlar vardır. Allah kendisini temizleyenleri sever. Binasının temelini Allah’tan korkma ve rızasını kazanma esası üzerine kuran mı, yoksa binasını bir uçurumun kenarına kurup da onunla Cehennemin ateşine göçen mi daha hayırlıdır? Allah zalimler güruhunu doğru yola sevketmez. Yürekleri paramparça oluncaya kadar yaptıkları o mescid daima bir şüphe kaynağı olarak kalblerinde kalacaktır. Allah Alîm’dir, Hakîm’dir.”1
Diğer taraftan münafıklar, açılış için Hz. Peygamber’in (asm) seferden dönmesini bekliyorlardı. Medine’ye dönünce, gerçek mahiyeti konusunda bilgilendirdiği birkaç sahabeyi “Dırar mescidini yıkmak”la vazifelendirdi. Onlar da, onu yıkarak ortadan kaldırdı. Böylece münafıkların belli bir merkezde üslenerek faaliyette bulunmalarına fırsat vermedi. Şüphesiz, o günden kıyamete kadar bütün Müslümanlara ve çağlara ölümsüz bir ders vermiş, “münafıklara aldanmamak” için ikazda bulunmuş, bunu fiilen de göstermiş ve şu hususa dikkat çekmiştir:
İslâm düşmanları, münafıklar, dessas zalimler, menfaatini başkalarının zararında görenler, haince emel ve hedeflerine ulaşmak için İslâm’ın temel kaide ve müesseselerini bile kullanmaktan çekinmezler! “Aldatmak”la iş gören âhirzamanın dehşetli şahıslarını düşününüz…
“Dırar mescicidinin yıktırılması” hadisesinden, bugün de alacağımız çok dersler, ibretler olmalı. Ferasetli, uyanık ve müdakkik bir mü’min, münafıkların oyunlarını sezer, ona göre tavır alır.

Dipnot:1- Tevbe Sûresi: 107-110.

Ali Ferşadoğlu