Kuranı kerim öğrenme mevsimi

Recep, Şaban ve Ramazan ayları “üç aylar” olarak isimlendiriliyor ve bu ayların ilki olan Recep ayına kavuşmuş bulunuyoruz. Bu mübarek aylar Kur’ân-ı Kerim’in en çok okunduğu aylar olarak da biliniyor. Bu sene “üç aylar”ın yaz aylarına ve okulların tatil olması mevsimine tevafuk etmesi de ayrı bir güzellik.
Malûm olduğu üzere “yaz tatilleri” çocuklarımız için aynı zamanda “Kur’ân öğrenme ayları”dır. Camilerde ve Kur’ân kurslarında verilecek derslerle binlerce çocuğumuz Kur’ân’la tanışacak, daha önce tanışmış olanlar da derslerini ve ezberlerini geliştirecek inşaallah.
Köklü bir geleneğimiz de Kur’ân-ı Kerim’in baştan sona ezberlenmesini ifade eden “hafızlık” sistemidir. Bütün engellemelere rağmen milletimiz, Kur’ân’ı hıfzetme adetini, geleneğini ihmal etmemiştir. “Tek parti” devrinde her türlü yasağa ve engellemeye rağmen Kur’ân’ın okunması engellenememiştir. Şükür ki “tek parti”nin devrilmesi sonrasında Kur’ân öğrenmenin önündeki engeller bir bir kaldırılmış ve isteyen herkes çocuğuna Kur’ân’ı öğretme imkânı bulmuştur. “Tek parti” devri sonrasında gelen rahatlığa rağmen, her darbe döneminde yine Kur’ân öğrenme engellenmek istenmiştır. Kur’ân öğrenmeye getirilen en çarpıcı yasak ise 28 Şubat sonrasında getirilen “yaş sınırı”dır. Kimileri unutmuş olabilir, ama biz unutmadık, arşiv de unutmaz: 28 Şubat sürecinde ilköğretim okulunu bitirmeyen çocuklarımız camilerin ve Kur’ân kurslarının kapılarından “yaşları küçük” diye geri çevrilmişti! Maalesef bu yasak halen “5. sınıfı bitirmeyenler” şeklinde devam ediyor. (Hatırlayalım: Diyanet İşleri Başkanı, yaptığı bir açıklama ile bu yasağın bir an önce sona ermesi gerektiğini söylemişti. Bkz. Yeni Asya, 17 Mayıs 2011)
Herkes bilir ki öğrenme ne kadar erken yaşlarda başlarsa o kadar kalıcı olur. Her türlü okul, kurs ve ders her yaşa serbest olsun da, Kur’ân öğrenmeye niçin yasak olsun? Hele hele Kur’ân öğrenme ve ezberleme gibi bir konu, nasıl sonraki yaşlara bırakılır? Kur’ân öğrenmenin önündeki “yaş sınırı” apaçık onu öğrenmeyi engellemek için atılmış bir adımdır. Fakat hepimiz biliyoruz ki, millet nezdinde kabul görmeyen diğer yasaklar gibi bu yasak da daimî ve kalıcı olamaz. Nitekim, bu haksız yasağa rağmen, arzu edenler çocuklarına Kur’ân öğretmeye devam etmiş ve inşaallah devam da edecektir.
Kur’ân-ı Kerim okunması ve ezberlenmesi konusunda Mısır’da da güzel bir uygulama devam ediyor. 5 yaşındakı çocuklar bile ‘hafızlık’ eğitimi alabiliyormuş. (AA, 2 Haziran 2011) Gerçi Türkiye’de de bu yaşlarda hafızlık eğitimi alanlar var, ama bunlar ancak velilerin özel gayretiyle mümkün. Keşke, Kur’ân eğitimi verilirken; onun asrımıza bakan hakikatli bir tefsiri olan Risâle-i Nur dersi de verilebilse... İnanın o zaman “nurun alâ nur/ nur üstüne nur” olur. Hafızlık yaparak Kur’ân’ın lafzını öğrenler, Risâle-i Nur okuyarak da yine onun mânâsını ve çağımız insanına verdiği mesajları öğrenmiş olurdu. Bu şekilde “iki kanatlı” hale gelen çocuklarımız hem hayatlarına çeki düzen vermiş olur, hem de Kur’ân’ın masajına güzel bir şekilde misal olurlardı.
Genel anlamıyla Kur’ân kurslarımızın yaşadığı bir sıkıntı da, mezun olan öğrencilerin ‘ahirzaman fitne ve tehlikeleri’ karşısında tutunmakta zorlanmasıdır. Keşke bu eğitim kurumlarımızdaki sistem, günümüz şartlarına uysa ve akılları ve kalpleri fetheden Risâle-i Nur’la kapılar açılsa... Bu mümkün olsa görülecektir ki, Kur’ân kurslarından mezun olan öğrenciler sert fırtınalar karşısında daha mukavetli olacaklar.
Kur’ân öğrenmenin önündeki her türlü yasakla birlikte, bazı zihinlerdeki bu anlamsız yasak da sona erer inşaallah.