"Gözleri görmeyen için bir sakınca yoktur, topal için bir sakınca yoktur, hasta için de bir sakınca yoktur. Sizin için de kendi evlerinizden, babalarınızın evlerinden, analarınızın evlerinden, erkek kardeşlerinizin evlerinden, kız kardeşlerinizin evlerinden, amcalarınızın evlerinden, halalarınızın evlerinden, dayılarınızın evlerinden, teyzelerinizin evlerinden, anahtarı elinizde bulunan evlerden ve arkadaşınızdan yiyip içmenizde bir sakınca yoktur. Birlikte veya ayrı ayrı yemenizde sizin için bir günah yoktur (Nur: 24/61).

Bu âyette ilk bakışta dört ayrı konu var gibi gözükmektedir: Hasta ve sakatlarla ilgili muâfiyet, yakınların evlerinden yiyip içmek, birlikte veya ayrı ayrı yemek, evlere girildiğinde selam vermek. Bu dört konudan ilk ikisinin tek konu olup olmadığı hususu tartışılmıştır. Mealde "Sizin için de" diye başlayan cümle üst tarafına bağlanırsa konu tektir, bağlanmaz ise konular farklıdır. Bir tercih yapabilmek için önce âyetin geliş sebebiyle ilgili rivayetlere bakmak gerekecektir: a) Hasta ve sakatlar diğerleri ile birlikte yedikleri zaman hak geçmesi, onların karınların doyuramaması ihtimali vardı, bu yüzden rahatsızlık duyanlar, "birlikte yemenizde sakınca yoktur" denilerek rahatlatılmıştır. b) Hasta ve sakatların, âyetin devamında saylan yakınların evlerinden yemelerinde sakınca bulunmadığı açıklanmıştır (Bu anlayışa göre ilk iki konu farklı değildir, tek konuda açıklama yapılmış demektir). c) Hastaları ve sakatları, karınlarını doyurmak üzere evlerine götüren kimseler burada yiyecek bulamazlarsa âyette sıralanan yakınlarına götürüyorlardı; bunda sakınca bulunmadığı bildirilmektedir. d) "Birbirinizin malını haksız (bâtıl) yoldan alıp yemeyin" (Bakara: 2/188) mealindeki âyet gelince, "bağışlama, alım satım gibi bir durum olmadan akraba ve eş dost evinden yiyip içmenin de caiz olmayan, haksız yoldan yeme ve içme" sayılacağı kanaati bazı kimseleri rahatsız etmişti, bunu gidermek üzere âyet nazil oldu. e) Sağlam müminler savaşa giderken evlerini, sakatlıklar veya başkaca mazeretleri yüzünden savaşa katlamayanlara emanet ediyorlardı, emanetçilerin de bu evlerde bulunan yiyeceklerden yararlanma hususunda gönülleri rahat değildi, onlara ruhsat tanınmıştır. f) Bu âyet nazil olduğunda genellikle insanların evlerinde kapı yoktu, perde çekilmiş olurdu ve evlere kolaylıkla girilirdi, eve giren kişi bazen orada sahiplerini bulamazdı ve bir şeyler yiyip içmeye de ihtiyacı olurdu. Sonraları evlere kap yapıldı, sahipleri bir yere gideceklerinde kapılarını kapayıp gittiler, bu uygulama da ortadan kalkmış oldu. g) Hasta ve sakatlarla ilgili kısım, daha sonra gelen ve birbirinin evinden yiyip içmekle ilgili bulunan kısımdan farklı olup onların mazeretleri sebebiyle başta cihad olmak üzere bazı emirlerden ve yasaklardan muaf olduklar hükmünü getirmektedir (Cessâs, 334; Ebû Bekir İbnü'l-Arabî, 1402). Yorumları da yönlendiren bu rivayetler içinde hem tarihî olguya hem de âyetin lafzına en uygun olan şu iki yorumdur: a) Topal, kör ve hasta olanların başta cihad olmak üzere -sağlam olma, güç yetme şartı aranan- birçok yükümlülükten muaf olduklar. b) O günlerde hem ihtiyaç bulunduğu hem de örf ve âdet haline geldiği için akraba ve dostların birbirinin evinden, sahibinin iznini almaksızın -yine örf ve âdet ölçüsünde- yiyip içmelerinin caiz olduğu.
Arapların İslam'dan sonra da sürdürdükleri bir âdetleri de yolculukta azıkları birleştirip gerektikçe ortadan yemekti. Bu durumda bazı kimseler çok veya sık, bazıları az yiyorlardı, bazı kimseler de herkes bir araya toplanmadıkça ortak azıktan yemek istemiyorlardı. Âyetin ilgili bölümü, iyi niyet ve ihtiyaç sınırları içinde kalındığı sürece tek başına da, bütün arkadaşlar bir araya gelerek de yemenin caiz olduğunu göstermektedir.
Hayrettin KARAMAN