“Muhakkak o kimse felâha ermiştir. Ve Rabbının ismini zikredip de namaz kılmıştır” (A’lâ;14-15)

Bu âyeti kerimede bize anlatılan felah bulma, felaha erme durumu, iki mâna taşır, şöyle ki:
1. Cennete girmek... Cehennemden kurtulmak. Bunlar, ahirette olacaktır. Bu dünyadaki felah bulmak ise; âfetlerden, belâlardan kurtulmaktır.
2. Dünyada iken, ibadet ve teate muvaffak olup, huzur ve saâdet bulmak; ahirette ise ebedî olarak cennette kalmaktır.
Buradaki “temizlenmiştir” ifadesi; mana temizliği başarısına erdi, pâk imana kavuştu, bütün kötülüklerden kendisini korudu, demektir.
Her kim anlatılan mânanın dışında kalır ise, yani kendisini temize çıkaramaz ise o kişi felah bulamaz.
Zira günahkârlar için Mevlâ Celle Celalühü şöyle buyurmaktadır:
-“Şüphe yok ki mücrimler (günahkârlar) felah bulamazlar”. (Yunus;17)
Buradaki tezkiye mânası üzerinde değişik görüşler ileri sürülmüştür.
O cümle ile murad; malların zekâtının verilmesidir. Ya da murad mâna, fitre vermektir diyenler de vardır.
-”Rabbının adını anarak namaz kıldı”(A’la;15) âyeti celilesinin tefsiri üzerinde de değişik görüşler ileri sürülmüştür. Ebu Said-i Hudri Radiyâllahü Anh dahi şöyle demiştir:
-Tekbir getirmek suretiyle, Rabbının adını andı; gidip bayram namazını kıldı.
Arapça’da bayrama (îyd) denilmiştir. Bu ismin verilmesinde bir çok sebepler vardır.
Allah Celle Celalühü o bayram günlerinde, kullarına ferahlık ve sürur verir. Kullarına ihsanlar, bol bol iyilikler ve nîmetler gelir.
O gün kullar ilk yaratılışlarındaki temiz hallerine dönerler.
O gün (bayram günü) mükâfaat ve ziyade ihsan günüdür. Mevlâ Celle Celalühu’nun, kadın ve erkek kullarını azad günüdür.
Ve ... o gün zayıf kuldan, bağışlaması bol olan Allah Celle Celalühu’ya dönüş vardır.
Rasülullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem buyurmuştur ki:
-“Ramazan bayramı günü, insanlar namazgâha çıktıkları zaman, Allah Celle Celalühu onların hallerine bakar ve şöyle buyurur: “Kullarım, benim için oruç tuttunuz ve benim için namaz kıldınız. Günahlarınız bağışlanmış olarak evlerinize dönünüz”.
İslam ümmetinin iki bayramı vardır. Biri Kurban bayramı, diğeri de Ramazan bayramıdır.
Enes b. Malik Radiyallahü Anh’den rivayete göre:
Peygamber Efendimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem Medîne’ye hicret ettiğinde, oralıların eğlendikleri iki günleri vardı. “Bu iki gün neyin nesidir?” diye sordu. Onlar: “Biz cahiliyye döneminde bu günlerde eğlenirdik” dediler. Rasülüllah Sallallahü Aleyhi ve Sellem bunun üzerine şöyle buyurdu:
-“Allah Celle Celalühü, size kutladığınız bu iki bayrama bedel olarak daha hayırlısını, Ramazan Bayramı ile Kurban Bayramını lütfetti. (Ebu Davut; Kitabussalat,239)
Asrı Saâdetten beri bu iki bayram, tüm müslümanlar tarafından hürmetle kutlanmaktadır. Dargınlar küskünler barışır, dostlar akrabalar görüşür, garipler ve yetimler sevindirilir, neşe ve sevinç içerisinde yenilir ve içilir, ikramlar yapılır.
Bayram namazları için misvak kullanmak, gusletmek, namaza çıkmadan önce (Ramazan bayramı için) tatlı bir şey yemek, müstehab olan şeylerdendir.
Enes Radiyallahü Anh rivayet ediyor:
-“Rasülüllah Sallallahü Aleyhi ve Sellem Ramazan bayramında, sayıca tek olan bir kaç hurma yemedikçe namaza gitmezdi. (Buhari;Îydeyn,4-Tirmizi;Salât, 390,’543’)
Ramazan ayında oruç tuttun, artık bayram geldi. Bu gün oruçlu değilim manâsına tatlı bir şey yiyerek evden çıkılıyor, Kurban bayramında ise namazı kıldıktan sonra iftar etmek daha fazîletlidir.
Ebu Hureyre Radiyallahü Anh’ın rivayetinde:
-“Rasülüllah Sallalahü Aleyhi ve Sellem bayram günü bir yoldan çıktığında, başka bir yoldan geri dönerdi”.(Tirmizi;2/424 Ebvabüssalât)
Bayram günleri namaza gidiş ve dönüş yollarını farklı kılmak hususunda değişik açıklamalar yapılmıştır. Bazılarına göre bundaki amaç: Adımların çok olmasını sağlamak, çok yer görmek ve insanlardan mümkün olduğu kadar çok kimseyle karşılaşmaktır.
Bayram günü en temiz ve güzel elbisesini giymek, güzel koku sürünmek, fıtır sadakasını vermek için hazırlamak ta müstehab olan işlerdendir.
Bayram sabahında Mevlâ Celle Celalühü’nün emriyle melekler yeryüzüne inerler.
Sokak ağızlarını, yolların birleştiği yerleri tutarlar. İnsanların ve cinlerin dışında bütün yaratılmışların duyacağı şekilde şöyle seslenirler:
-Ey Muhammed Ümmeti! Rabbınıza geliniz. Size bol bol ihsanda bulunacak ve günahlarınızı da bağışlayacaktır.
Müslümanlar namazgâhlarından çıktıkları zaman Mevlâ Celle Celalühu meleklerine sorar:
-Ücretle çalışan biri, işini tamamladığı zaman mükâfatı nedir?
Melekler:
Ya Rabbi!
Onun mükâfatını bol bol vermendir.
Bunun üzerine Allah Celle Celalühu:
-Ey meleklerim.
Sizi şahit tutuyorum!
Onların Ramazan ayında tuttukları orucun ve kıldıkları namazın sevabını Rızam ve Mağfiretim eyledim.
Böylece Allah Celle Celalühu, onların yerine gelmemiş hiç bir ihtiyacını geriye bırakmaz. Tüm dileklerini kabül eder.
İşte bayram budur!..
Pehlüldane Kuddise sirruhu der ki:
-“Bayram, süslü elbiseler giyenlere değil, cehennemden kurtulanlaradır” der.
Yoksa bayram denilince akla güzel giyinmek, yemek, içmek, lezzet ve şehvetlere dalmak gelmemelidir.
Yapılan ibadet ve teatin makbul olunduğunun bilinmesi, günahların ve hataların bağışlandığının anlaşılması, ilahî in’am ve ikrâma kavuşulmasıdır.
Bir de Ramazan ayından sonra gelen Şevval ayında altı gün oruç vardır ki, Rasülüllah Sallallahü Aleyhi ve Sellem Efendimiz bu konuda şöyle buyurmuştur:
-“Her kim Ramazan orucunu tutar, sonra peşinden Şevval ayından da altı gün oruç tutarsa, senenin tamamını oruçlu geçirmiş olur”.(Müslim; Sıyam, 204- Ebu Davut; Sıyam,58)
Çünkü Mevlâ Celle Celalühü:
-“Her kim bir iyilikle gelirse, kendisi için onun on misli vardır” (En’am;160) buyurmaktadır.
Demek ki Ramazan ayı, on aya karşılıktır. Şevval ayında tutulan altı gün, on misli olunca 60 gün, yani iki ay eder.
Böylece tamamı on iki ay, yani bir yıl eder. Böylece senenin tamamı oruçlu geçirilmiş olur.
Mevlâ Celle Celalühü, cümlemizi Mağfurîn zümresine ilhak eyleyip, daha nice Ramazan-ı Şerif aylarına hayırla ulaşmak nasib etsin.
Âmin