+ Cevap Ver
2 sonuçtan 1 ile 2 arası

Fatiha Suresi nin Tefsiri

 Kuranı Kerim Katagorisinde ve  Kuranı Kerim Tefsiri Forumunda Bulunan  Fatiha Suresi nin Tefsiri Konusunu Görüntülemektesiniz.=>FATİHA SÜRESİ TEFSİRİ Rahman ve rahim olan Allah'ın adıyla; Okuduğumuz mushafı açtığımızda bu sûre ile karşılaştığımızdan "Kur'ân'ın açış sûresi, anahtarı" anlamına gelen "Fatiha sûresi" diye isimlendirilmiştir. Namaz için tekbir alıp ellerimizi bağladığımızda namaza Kur'ân'dan bu sûreyle başladığımızdan “Fatiha Sûresi” denmiştir. Kur'ân-ı Kerîm'in kısa bir özeti durumunda olduğundan bazı âlimler tarafından ...

  1. #1
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2010
    Mesajlar
    3.422
    Tecrübe Puanı
    12

    Standart Fatiha Suresi nin Tefsiri

    FATİHA SÜRESİ TEFSİRİ
    Rahman ve rahim olan Allah'ın adıyla;
    Okuduğumuz mushafı açtığımızda bu sûre ile karşılaştığımızdan "Kur'ân'ın açış sûresi, anahtarı" anlamına gelen "Fatiha sûresi" diye isimlendirilmiştir.
    Namaz için tekbir alıp ellerimizi bağladığımızda namaza Kur'ân'dan bu sûreyle başladığımızdan “Fatiha Sûresi” denmiştir.
    Kur'ân-ı Kerîm'in kısa bir özeti durumunda olduğundan bazı âlimler tarafından "Kur'ân'ın aslı, esası" mânâsına gelen "Ümmü'l-Kur'ân" diye isimlendirilmiştir.
    Fertlerin ve toplumların maddî ve manevi sorunlarını çözmeye yeterli olduğundan, diğer sûrelerin yerini tuttuğundan "el-Kafi" diye de isimlendirilmiştir.
    "Şükür, Şafi, Salat, Sûal, Dûa, Esas, Vafi, Seb'ul Mesani" şeklinde adları da vardır. Sevilenlerin özellik ve güzellikleri çok olduğundan sevenleri onlara kendince bir çok güzel isim verir. Fatiha Sûresi'nin isimlerinin çok olması da bundan olsa gerektir.(Bak Tefsir-i Kebir, Fahreddinî, Razi, Fatiha Sûresi tefsiri)
    (1) Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'adır.
    Hazreti Adem'in yaratıldıktan sonra söylediği ilk cümle de yine "el-hamdü lillah" cümlesidir. (İbn-ül-Esir, el-Kamil Fi-t-tarih 1/629)
    Müminlerin Cennette söyleyecekleri cümle de yine "el-hamdü lillahi Rabbil âlemîn" olacaktır (Kur'ân-ı Kerîm, Yunus 10/10)
    Yine "Müminler iki hamdin arasında yalnız Allah'a hamd ederek yaşamalıdırlar. Dünya ve ahirette hamd Onundur". (Kasas 70)
    Dünyada en çok tekrarlanan söz bu Fatiha sûresi'dir. Hiç bir atasözü,şiir, şarkı, türkü veya ilahi, Fatiha Sûresi kadar tekrarlanmamaktadır.
    "Haftanın şarkıları", "Ayın şarkılan" diye anılan şarkılar zamanla unutulur veya klasikler arasına girerler. Fatiha Sûresi ise milyarlarca Müslüman tarafından, bir günün beş vakit namazında kırk defa tekrarlanmaktadır.
    Altmış yaşındaki bir Müslüman, ömür boyunca Fatiha Sûresi'ni bir milyondan fazla okur da yine ona doyamaz ve ölürken yavrularına Fatiha göndermeleri için vasiyet eder. Varisleri de mezar taşına "Ruhuna Fatiha" yazdırarak gelip geçenden Fatiha isterler.
    Biz mezar taşıyla Fatiha istememeliyiz, Fatiha okutacak iş yapmalıyız.
    Çünkü Nesâi'nin Süneninde rivayet ettiği bir hadis-i şerîfde Peygamber efendimiz ölüler üzerine türbeler yapılmasını, yazılar yazılmasını yasaklamıştır. (Nisai. Cenah, bab ez-Ziyadatü ale- Kabr 4/86/
    Osman b. Ma'zun (R.A) vefat edince, Efendimiz Osman'ın baş tarafına sadece bir taş dikmekle yetinmiştir.
    Bugün sünnete uymamamız nedeniyle mezarlıklara trilyonlar gömülmüştür. Kabir taşlarıyla Fatiha beklemeyelim. Sadaka-i cariye dediğimiz topluma fayda veren işler yaparak Fatiha okutalım.
    Efendimiz: "İnsanların hepsi Allah'ın ailesindendir. Onların en hayırlısı insanlara en hayırlı olanıdır" buyurur. (Tefsir-ül Kayyım li-bni-l-Kayyun S: 77 Ravahü Ebu Ya'la) En fazla hizmet edenin en hayırlı olması için ise ilâhi vahy ölçülerine göre iman etmesi şarttır. Günümüzde iman etmediği halde milyarlarını fakirlere, ilmî müesseselere vakfedenler var ama iyi bilinmelidir ki, yaratıcıyı tanımayan ve O'na gerçekten kul olmayan ve O'nu sevmeyenin O'ndan hayrı ve Cenneti beklemesi doğru olmaz.
    İnsanlar için şan ve şöhret için sosyal tesisler kuranlar, yaptıklarının karşılığını bu dünyada "Aferin!" le şan ve şöhrete kavuşmakla alırlar. Yarata'nın rızası için yaratıklara hizmet edenler ise iki dünyada da mutlu olurlar.
    Biz Allah’tan başkasına hamd etmeyiz. Peygamber efendimiz'e salatü selam getiririz fakat hamd etmeyiz. Çünkü Peygamber Efendimiz de bu âlemdendir. Yaratılmış, yaşatılmış ve Rabbine döndürülmüştür.
    Âlem: Allah'ın dışındaki her şeye denir.

    Âlem: Bir şeyin varlığına işaret edene denir.
    Yaratılmışların tamamı Allah'ın varlığına ve birliğine işaret ettiği için "Âlem" adı verilmiştir. (Müfredat, li-r-Rağıb)
    Her yaratık kendi başına bir âlem olduğu gibi, her gurup da bir âlemdir.
    Türkçe'de bir kelimeyi çoğul yapmak için kelimenin sonuna "ler, lar" eki getirilir: Çiçek-çiçekler, çocuk-çocuklar gibi.
    Arapça'da ise bu olay kelimenin durumuna göre değişir. Akıl sahibi olan, yani düşünen varlıkları ifade eden kelimeler çoğul yapılırken sonuna "uun veya iyn" getirilir. Burada "Âlemin" denmiş bundan âlimlerimiz yaratılan her şeyin kendine özel anlayışı olduğu hükmünü çıkarmışlardır.
    "Yedi gök ve yeryüzü ve bunlarda bulunanlar O'nu tesbih eder. O'nu hamd ile tespih etmeyen hiç bir şey yoktur. Fakat siz onların tespihlerini anlamazsınız. O halim olandır. Bağışlayandır." (Kur'ân-ı Kerîm, İsra 17/44)
    "Yerde debelenen hayvanlar ve kanatlarıyla uçan kuşlar da sizler gibi ümmetlerdir." (K.Kerim En'am 6/38)
    Bu âyetler ışığında yedi kat göklerde ve yedi kat yerlerde olan her şey, havada uçanların, yerde hareket edenlerin hepsi Allah'ı tespih ettiğine göre hepsinin kendine göre bir canlılığı vardır.
    Demek ki, bundan sonra taşı da kuşu da cansız ve ruhsuz kabul etmeyeceğiz.
    "On sekiz bin âlem var" sözü Vehb İbni Münebbih'e aittir. (Tefsir'ul-Kur'an-il-Azim, İbni Kesir) Yani âyet veya hadis değildir. O zat da âlemlerin çokluğunu anlatmak için bu ifadeyi kullanmıştır.
    RAB: Terbiye eden, besleyip büyüten, yaşatan ve yöneten mânâ-larına gelir.
    Firavun da devlet başkanı olarak kendisini yöneten, terbiye eden, besleyip büyüten olarak görmüş ve "Sizin en yüce Rabbiniz benim" demiştir. (Kur'an-ı Kerim, Naziat 79/24)
    Biz, günde kırk defa namazımızda Allah'ın, âlemlerin Rabbi olduğunu tekrarlayarak, Allah’tan başka yaratan, yaşatan ve yöneten olmadığını, önce kendimize sonra bütün insanlara ilan ediyoruz.
    (2) "Hamd Rahman ve Rahim olan Allah'a aittir.”
    Dünyada mümin-kâfir ayrımı yapmadan nimet veren Rahman, ahirette müminle kâfir arasında ayırım yapan ise Rahimdir.
    Rahman olan Allah (c.c.), mümine iki göz verip de kâfire tek göz vermemiştir. Ellerimiz, dillerimiz, ayaklarımız mümin kâfir ayrımı olmaksızın aynıdır. Rahman olan Allah havayı kimsenin tekeline bırakmamıştır. Müminle kâfir bunlardan her hangi bir ayrıma tabi olmadan yararlanıyor.
    Bazı insanların kör, topal, sağır olarak yaratılmaları da hem kendilerine hem başkalarına rahmet olabilir. Biz bunu çoğu zaman bilemeyebilir, fark edemeyebiliriz.
    Asıl olan sıhhattir. Hastalık arızidir geçicidir. Sağlık bizim için rahmettir. Ama hastalık da bir çok rahmete vesile olabilir.
    Düşünelim ki doktor, hastalarına baklava dağıtırken iki tanesine baklava vermiyor. O iki hasta yalvarıyor yırtınıyor ama doktor vermiyor. Dışardan birisi doktorun haksızlık yaptığını, o iki hastaya bir kastı olduğunu zannediyor. Doktordan durumu sorduklarında ise o ikisinin şeker hastası olduğu veya tatlı şeylerin o hastalar için zararlı olduğu belli oluyor. ;
    Kehf Sûresi'nde Allah (c.c.) "Musa âleyhisselamla bir salih kulun yolculuğunu anlatır. Musa (s.a.v.) ile o salih zat (Hızır olduğu rivayet ediliyor) bir gemiye binerler. O salih zat gemide hasar meydana getirir. ; Musa (s.a.v.) "Niçin gemiye zarar verdin" diye sorduğunda cevap yermez. Uzun bir yolculuktan sonra yaptıklarının hikmetini Musa'ya açıklar. “Gemi fakirlerin idi. Arkadan gelmekte olan bir kral (korsan) o gemiyi gasb edecekti. Ancak ben onu ayıplı hale getirince gasp etmedi.” der.
    Körler vakfını kuranlar, verem, kanser hastaneleri ve araştırma merkezlerini kuranlar ve buralara mal bağışlayanlar, genelde kendisi veya ailesi bu tür hastalıklara tutulan kişilerdir. İşte Allah böylece bilinmeyen yerden bize ve tüm insanlığa yardımcı olmakta ve böylece bu zengin hastaların bağışları neticesinde bu daldaki bilgi de gelişmektedir.
    Ayrıca isyanın faydası da yoktur.
    İki körden ikisi de tedavi yollarından ümidi kesince birisi "Allah'a şükür ki kulağım duyuyor, Hakkın ve halkın kelamını işitiyorum. Gözlerimle haramı görmüyorum diyor” ve rahat ediyor. Diğeri ise isyan ediyor ve iki dünyasını da karartıyor.
    Hukuk fakültesi Öğrencilerine İslâm Hukuku ile ilgili bir ders verdiğim bir sırada. Bir de baktım beyaz bastonlarıyla, gözleri kör gönülleri açık dört kardeşim salona girdi.
    Dersten sonra kendileriyle konuştum. Onlar da salonda körlere Kur'an öğretiyorlarmış. Ellerinde kabartma nokta usulüyle Pakistan'da basılmış mushaf vardı. Kendilerinden okumalarını rica ettim. Rasgele bir sahife açtı ve süratle parmaklarını göz yaparak okumaya başladı. )
    Öyleyse insanlık, isyanla değil, verilen emanetleri verildiği doğrultuda kullanarak dünyada gönül rahatlığı, ahirette Rabbın rızasını ve cennetini elde etmeye çalışmalıdır.
    AKILLAR DENK OLSAYDI
    "Mademki Allah Rahman'dır, dünyada kullar arasında ayırım yapmaz, niçin akıllar insanlarda eşit değil?" diyorlar.
    Eğer akıllar ve bedenî güçler bütün insanlarda eşit olsaydı, ilim gelişmez, keşifler yapılmazdı. Evlerin planı, rengi, bahçeler, yollar aynı tip ve aynı renk olur, hayat çekilmez hale gelirdi.
    Güreşler, koşular, bilgi yarışları yapılmaz, heyecan, zevk, neşe denen şey olmazdı. Çünkü güçler ve akıllar eşit. Herkes aynı saniyede aynı metreyi koşacak, rekorlar, rekabetler olmayacaktı. Bir güle bakan binlerce kişi aynı kelimelerle aynı vezinde aynı şiiri yazacaktı.
    RAHİM: Ahirette müminle kâfiri ayırt eden, mümine Cennetini veren Allah (c.c.) Rahim ismi cemaliyle rahmet edecektir.
    Rahim, mazlumların son sığınağıdır. Bu dünyada insanların haklarını yiyen, Hakka karşı gelen, halka zulmedenler para, makam ve unvanlarıyla dünyada cezalarını çekmeden giderlerse de ahirette malları, evlatları, orduları servetleri onlara fayda vermeyecektir.
    Rahim ismi zalimler, kâfirler için tehdit, müminler ve mazlumlar için ise teselli ve sığınaktır.
    Rahman ve Rahim'e iman eden bir insan, Allah'ın yeryüzüne indirdiği rahmetten yararlanır ve yaratıklara rahmet nazarıyla bakar. Civcivini korumak için aslana karşı duran tavuk, yavrusu için kartala kanat çırpan serçedeki rahmet bizde de vardır. O madenimizi işletirsek insanları imansızlaştırıp Cehenneme atılmasına sebep olan ateistlere, insanların elinde avucunda ne varsa sömüren kapitalistlere karşı çırpınır ve bir çıkış yolu buluruz.
    Yaratılmışlara rahmet nazarıyla bakacağız. Rahman'ın rahmetinden ümit kesmeyeceğiz.
    Rahim'dir diyerek tembelliğe de düşmeyeceğiz. Çünkü O din gününün sahibidir.

    (3) Hamd “Din gününün sahibi Allah'a aittir.”
    Din gününden kastedilen ahirettir. Birinci derecede Kur'ân'ı, Kur'ân âyetleriyle tefsir edeceğiz. İnfitar Sûresi'nde "Sonra din gününün ne olduğunu nereden bileceksin? O gün kimsenin hiç bir kimseye hiç bir fayda sağlamayacağı bir gündür. O gün emir yalnız Allah'a aittir" (K.Kerîm, İnfitar 82/17-18) buyurularak din gününün ahiret olduğu açıklanmıştır.
    Allah (c.c.), Rahman ve Rahim isimleriyle bizi önce ümitlendiriyor. "Maliki yevmiddin" ile de korkutuyor. Cennete gitme ümidi ile Cehenneme düşme korkusu arasında işlerimizi ve niyetlerimizi düzeltelim.
    Fatiha’nın ilk iki ayeti Allah, Rab, Rahman ve Rahim isimlerini tanıtıyor. Yediklerimizi giydiklerimizi, sevdiklerimizi, elimizi, dilimizi, gören gözümüzü, yaratan yaşatan yöneteni bize tanıtıyor.
    Rahman ve Rahim olan Rabbimiz Allah'a hamd ediniz, dedikten sonra ceza gününün sahibi olduğunu hatırlatıyor.
    Bu bize tebliğin metodunu da öğretiyor; önce inanan inanmayan herkese sevindirici müjdeleyici olacağız. Sonra inananları ayırıcı, iman kardeşliği sebebiyle kayırıcı fakat hep açıklayıcı, anlatıcı kurtuluşa davet edip felaketi gösterip uyarıcı olacağız. Bunlardan anlamayanlar için korkutucu sakındırıcı ifadeler kullanacağız.
    Su bir çok maddeyi yumuşatır. Ağaçların tepesine yükselir çiçek olur. Çiçek de koku olur ama demiri yumuşatamaz. Demir yumuşatılmak için ateşte yakılır Örs üstünde çekiçle dövülür. Su verilir ise yararlı hale getirilir.
    Bazı insanlar da güzellikten iyilikten, yumuşaklıktan anlamazlarsa onların karakterine uygun davranılır.
    Allah (c.c.) dünya ve ahiretin sahibi, maliki, yöneticisi olduğu halde burada yalnız "Din, ceza gününün maliki" denmesinin sebebi: Bu dünyada bir kısım insanların ilahlık iddiasında bulunmalarına izin vermesin-dendir. Ahirette ise otorite yalnız ve yalnız O'na aittir.
    Yaratan, yaşatan ve yöneteni tanıdıktan ve O'nun Rahman sıfatının tecellisi ile rengarenk ve çeşit çeşit muamele edeceğini kimseye zulmetmeyeceğini, o gün Allah’tan başka kimsenin sözünün geçmeyeceğini öğrendikten sonra, O'nun mülkünde O'nun huzurunda O'na yönelir ve;

    (4) "Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım isteriz" deriz.
    Yaratıcı olarak Allah'ı kabul eden, yönetici olarak O'nu Rab tanıyan, bütün bu dünya nimetlerini O'nun verdiğini bilen, ahirette Cennet ve Cehennemi yaratan ve müminle kâfiri ayırt edecek olan “Rahim”e inanan bir Müslüman O'na hamd eder yakınlık sağlayınca sanki Rabbiyle konuşuyormuş gibi "Yalnız Sana ibadet ederiz ve yalnız Senden yardım isteriz" diyerek "Sana" ve "Senden" kelimelerini kullanmasını öğrenir.
    “Sana ibadet eder, senden yardım isteriz” derken “Her şey Allandır veya Allah her şeydir” diyenlere cevap veririz. Çünkü biz ibadet edenle ibadet edileni ayırıyoruz.
    İlk üç âyette Rabbimizin Allah, Rabb, Rahman, Rahim, Malik isimlerini tanıdığımızdan arifler makamına erişiyoruz.
    Ma'rifet makamında vuslat makamı vardır ki bu "İyyake Na'büdü"
    "Yalnız Sana ibadet ederiz" diyerek Huzur'da olduğunu, kendisi Allah'ı görmese de Allah'ın kendisini gördüğünü bilerek ibadet ederse Mevla'sına kavuşan Mecnun gibi olur.
    "Yalnız Senden yardım isteriz" derken Allah’tan başka her şeyi elinin tersiyle itip ondan başka dilek kapısı olmadığını söylemekle "Fena Fillah" mertebesine varır.
    İBADET: kayıtsız şartsız hiç bir şart ileri sürmeden emri yerine getirip yasaklardan kaçınmaktır.
    İbadet edene abd denir. Bunlar da üçe ayrılır.
    1- Türkçe’de köle dediğimiz abd, Allah'a itaat etmediği için hürriyetini koruyamayan kafiri, harbde esir ederek Allah'ın kuluna kulluk etme hali
    2- Yaratılmışların tamamını yaratan, yaşatan Allah olması sebebiyle yaratıkların hepsi O'nun koyduğu tabiat kanunlarına tabi olduklarından ve onun dışına çıkmadıklarından kayıtsız şartsız Allah'ın bu tabiat kanunlarına uyarlar ve bundan dolayı hepsine abd ismi verilir. "Yerde ve gökte-
    kilerin hepsi Rahman'a abd=kul olarak gelecektir. (Kur'ân-ı Kerim, Meryem 19/93) Bu tür kullukta irade olmadığından bu itaatin sevabı da yoktur.
    3- Kişinin kendi iradesiyle severek itaat etmesidir. Bu da iki kısma ayrılır: Biri Allah'a kulluk edenler, diğeri de Allah'ın kullarına kulluk edenler.
    "Biz yalnız Sana kulluk ederiz" derken "irademizle, severek Sana itaat ederiz. Senin emrinle meşgul olunca başkalarına kulluk yapmamız mümkün değildir" diyoruz. (Müfredat-ı Rağıb)
    Bu İstanbul şehrinde sokaktaki Müslümanlarla bir anket yapılsa ve "İbadetine düşkün insan denilince hatıra ne gelir?” dense çoğunlukla cevap, "Namazını kılan insan" olacaktır.
    Bizim işimiz zor. Dînî ıstılahları yeniden bu insanlara tanıtmalıyız. İslâm'ın kastettiği mâna ayrı, o istilahdan adı Osmanlı ruhu Yunanlı imansızın anladığı mana ayrı.
    Biz bu âyeti okuruz ve Allah'ın çizdiği sınırlar, koyduğu kanunlar doğrultusunda sosyal, kültürel, iktisadî, siyasî, askerî, hukukî faaliyetlerimizi düzenleriz.
    Zaten bütün peygamberlerin gönderiliş gayesinin bu olduğunu Allah (c.c.) şöyle haber verir. "Senden önce gönderdiğimiz her peygamber Benden başka ilah yoktur. Yalnız Bana kulluk ediniz diye vahyettik” (K.Kerîm, Enbiya 21/25)
    Yunus Emrede bu âyeti "Dört kitabın mânâsı Lâ ilahe illallah" mısraıyla terceme etmiştir.
    "Yalnız Sana kulluk ederiz" âyetiyle gösteriş için yapılan ibadetten uzaklaşmış oluyoruz. İnsanlar desin için, görsün için, ibadet etmediğimizi ilan ediyoruz. Riyanın ilacı bu âyeti çok okumaktır.
    Bu âyet, kibir hastalığına da şifadır. "Yalnız Senden yardım isteriz” Bir şey isteyen istenenden daima aşağıdadır. Kendi gücümüzün, aklımızın, ilmimizin bir çok şeye yetmediğini biliyor ve görüyor sonra Rabbin sonsuz gücü, ilmi sanatı karşısında hayran kalıyor ve O'ndan, yalnız O'ndan yardım istiyoruz.
    "Sana ibadet eder Senden yardım dileriz" derken senli benli gibiyiz. O bize şah damarımızdan daha yakın.( K.Kerim, Kaf 50/16) Nerede olursak olalım O bizimle beraberdir. (K.Kerim, Hadid 57/4) Aynı zamanda bu iman, bizdeki yersiz korkuların tamamını silip götürür.
    Çağımızda Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay başkanının kartını, özel telefonunu taşıyan ve her an telefon edebilenlerin önünde bütün kapılar açılıyor ve onların hiç bir şeyden korkuları da olmuyor. Çünkü insanlar onların yakını olmuştur.
    Size de bu dokunulmazlığı olanlardan bir kart gelse ve kartta şöyle yazsa "Ne konuşursan konuş, ne yaparsan yap, işte Özel telefonum bir şey olursa beni ara" Bu yazıyı alanın korkusu olmaz. Karakola gitse bir telefonla haber verdiği zaman her şey düzelir.
    Allah (c.c.) bize bir kitap göndermiş ve orada "Nerede olursanız olun O sizinle beraberdir" (K.Kerim, Hadid 57/4) buyurmuş, diğerleri gibi telefon etmeniz gerekmez. Diğerlerine telefon etmek isteseniz bile o anda telefon etme imkanınız olmayabilir. Dolayısıyla o kişileri haberdar edemezsiniz. Ama Allah (c.c.) her yerde hazır ve nazırdır. Telefona gerek kalmadan haberinizi alır sizin.
    Allah'ın bu garantisine rağmen başkalarından çekinmemiz imanımızın zayıflığının işaretidir.
    İmanımızı kuvvetlendirmek için günde beş vakit namazımızda kırk defa "İYYAKENA'BÜDÜ VE İYYAKE NESTAIN" yalnız Sana ibadet eder ve yalnız Senden yardım isteriz" diyelim.
    Ancak biz dua ederken, evlenmeden çocuk isteyen, tohum atmadan ürün İsteyen deli adam durumuna düşmeyelim.
    Musa (s.a.v.) çölde Rabbinden su ister. Rabbim de Musa'dan asasını taşa vurmasını ister ve vurunca taştan sular fışkırır. (K.Kerîm, Bakara 2/60)
    Nuh (s.a.v.) Rabbinden düşmanlara karşı yardım ister,Rabbimiz de "Gözlerimizin önünde ve vahyimizle gemiyi yap. Zulmedenler hakkında bana bir şey söyleme (yardım isteme) ; çünkü onlar suda boğulacaklar." Buyurur. Nuh (s.A.V.) da kâfirlere galip gelir. (K.Kerim Hud 11/36)
    Yani diller dua ederken eller armut devşirmeyecek. Eller de kendine düşen görevi yerine getirecek. Çocuk isteyen evlenecek, mahsul isteyen, tarlaya tohum atacak, düşmanı olan ülkeler, uçak gemi, füze ve diğerlerini yaparak güçlenecek.
    Hastanın ilaç kullanması yardımı ilaçtan istemesi anlamına gelmez. Çünkü ilacı yaratan Allah (c.c.)'dır.
    Kardeşinden yardım istemesi de şirk değildir, çünkü Allah (c.c.) yarattıklarını yardımına sebep kılmıştır.
    Alimlerimiz fıkıh kitaplarında "Müşriklerden yardım istenir mi?" diye başlıklarla bu konuyu araştırmışlar.
    "Ey iman edenler kendinizin dışındakileri sırdaş edinmeyiniz" âyetini (Ali îmran 118) ve "Allah hiç bir zaman kâfirler için müminlerin aleyhine bir yol kılmayacaktır" Nisa 141) âyetlerine dayanarak Cessas, Ahkam-ül-Kur'ân'ında (3/37-290) harbde kâfirlerden yardım istenemeyeceğini söyler.
    Müslim'in Kitab-ül-Cihad'da (Hadis 1817) Hz.Aişe'den rivayet ettiği bir hadîse göre, Peygamber Efendimiz kendisine gelip harbe katılmak isteyen birine "Bir müşrike karşı diğer bir müşrikten yardım istemeyiz" buyurmuş.
    İmamı Şafi "el-Ümm" isimli eserinde (4/177) bu olayı belirtir ve ama Efendimiz'in Beni Kaynuka Yahudilerinden yardım aldığını haber verir.
    İbni Kudame el-Muğni'sinde müşriklere karşı müşrikten yardım istenmeyeceğinin daha kuvvetli olduğunu bildirir. (10/446)
    İmamı Malik de "El-Müdevvenetül Kübra'da (2/40-41) aynı görüşü belirtir. Müşriklere karşı müşriklerden yardım İstenmesi yasak olunca Müslüman’a karşı müşrikten yardım haydi haydi istenmez.
    Efendimizin hayatında kafirlerden yararlandığını görüyoruz. Buradan Komuta Müslümanlarda oldukça kafirin gücünden yararlanılır anlamı çıkar.
    "Yalnız Senden yardım isteriz" diyoruz ama isteklerimizi bildirmiyoruz. Ancak

    (5-7) "Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoluna ilet, gazaba uğrayanların ve sapıklarınkine değil" diyoruz.
    Hırsızlık, arsızlık, sarhoşluk, berduşluk, fuhuş, haramzadelik, ihanet, eşcinsellik, beşcinsellik, esrarkeşlik vesaire-bunların hepsi sırat-ı müsta-kıymden (doğru yoldan) çıktıktan sonra başlar.
    Kendiniz, çocuklarınız, dostlarınız, kardeşleriniz için dua ederken bu kötülüklerin adını sayarak "Yarab! bizi hain, asi, sarhoş... yapma" diye dua etmeyin. Bu âyeti okuyarak "Yarab, doğru yolu göster" deyin "Sırat-ı Mustakıym'den ayırma" deyin.
    İslâmî bir eğitimle eğitilmiş bir baba yavrusuna nasihat ederken; "Yavrum geçimini hırsızlıkla, rüşvetle sağlama" demez. "Yavrum geçimini alın terinle kazan" der ve olumlu şeyleri söyler.
    Fatiha Sûresi'nde biz bu edebi ve edebiyatı da öğreniyoruz. Peki bu istediğimiz doğru yol nasıl bir yol? Bu yoldan daha önce gidenler olmuş mu? gidenler nereye varmışlar?
    İşte biz burada bunun için "Kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoluna bizi kavuştur" diyoruz.
    Eğer peygamberlerin yolunu değil de sadece doğru yolu istemiş olsaydık, dünyadaki insan adedince doğru yol olurdu. Ölünce annesinin etini yiyen yamyam "Annem beni beslemiş, büyütmüş, yememiş yedirmiş, giymemiş giydirmiş ben nasıl olur da toprağa atarım, onu yerim kendi kanımda taşırım" diyor.
    Hindistan devlet başkanı da "Beni başkan yapan anamı toprağa gömecek kadar zalim değilim, önce kendi ellerimle ateşte yakarım, sonra Ganj Nehri'nde yıkarım" diyor.
    Londra Belediye Başkanı; "Ölüleri toprağa gömemeyiz, Londra'nın ısınmasında kullanırız" diyor.
    Dünya Sevgi Birliği Başkanı; "Tabiatın bana bağışladığı güzel kadını kendi tekelimde tutmam bencillik olur. Herkes ondan yararlanmalıdır" diyor.

    "Beni İsrail'den olmayanlar insan sayılmazlar. Onlar İsrail oğulları'na hizmet için yaratılmışlardır" diyen Yahudiler var.
    Bütün bunların mantıki açıklamaları elbette var.
    Onun içindir ki, onun bunun belirlediği yola değil "Sen'in peygamberlere verdiğin yola bizi ilet" diyoruz.
    O yol bir çok peygamberi devlete ulaştırmış.
    Doğru yol "Sırat-ı Müstakıym" iki nokta arasındaki en kısa çizgiye denir. Dünya noktasından Cennet noktasına en kısa yoldan eğilip bükülmeden, yalpalamadan gidilecek yolun adıdır.
    "İHDİNA" derken hidayetin yalnız ve yalnız Allah'a ait olduğunu bildiğimizi de itiraf etmiş oluyoruz. Allah (c.c), Rasûlüne: "Sen sevdiklerine hidayet veremezsin. Ancak Allah dilediğine hidayet verir " (K.Kerîm, Kassas 28/56) buyurarak hidayeti Rasûlü'nün bile veremeyeceğini bildirir.
    Peygamberler ancak hidayete vesile olurlar, insanlara yol gösterirler. "Muhakkak sen Sırat-ı Mustakyım'e yol göstermektesin." (K.Kerim Şura 52)
    Rabbimiz vahiyle peygamberlerine yol göstermiştir. Biz de o vahyin ışığında yürüyoruz.
    Biz kimseye hidayet veremeyiz. Ama İslâm nuruna davet eder, yol gösteririz.
    Gözlere nur vermek Allah'a aittir. Doktorlar da nur vermiyor, sadece gözü perdelenenlerin nurunu açıyor.
    Hidayet, gönül işidir. Kişinin kafasına tabanca dayayarak iman ettiremezsiniz. Böylesi hidayete ermiş gibi görünür ama gönülden inkâr eder.
    Yine kişinin kafatası açılarak içinden iman sökülemez, o bir gönül işidir. Gönüle de yalnız onu Yaratan hakim olur.
    Bizim tebliğimiz bir kişinin hidayetine sebep olursa bu bizim için yeryüzü dolusu altına sahip olmaktan daha hayırlıdır. Bu bize biraz ters gibi gelebilir. Ama yeryüzü insan için yaratılmıştır. Yeryüzünün tamamı insanın haksız yere akıtılmış bir damla kanına denk olmaz.
    Dinimizin insana verdiği değer bu!...
    Kur'ân-ı Kerîm'de Rabbimiz haksız yere herhangi bir kişiyi öldürenin bütün insanları öldürmüş gibi olduğunu haber verirken (Maide 32) öldürülenin mümin veya kâfir olmasını ayırt etmez.
    Medeni Avrupalının, Amerikalının gözünde bir varil petrol, Hıristiyan olmayan milyarlarca insanlardan daha değerlidir.
    İşte böyleleriyle aynı safta, aynı kulüpte, aynı pakt'ta olmamak için "Gazaba uğrayanların ve sapıkların yoluna değil" diyoruz.
    Hemen hemen tefsirlerin tamamında “gazaba uğrayanlar”dan kasıd Yahudilerdir, “sapıklardan kasıd” Hıristiyanlardır diye yazar.
    Allah (c.c.) ise isim vermeden gazaba uğrayan ve sapıtanların yolundan gitmememizi emreder. Bu âyet-i kerîme nüzulünden 1400 küsur sene sonra yeni bir görevi daha yerine getiriyor.
    Yetkililer Avrupa Topluluğu'na girebilmek için vermedik tavizi bırakmadılar, ama yine de kapıda bekletiliyorlar, içeri alınmıyorlar.
    Yetkililer Avrupa'ya girmek için gittiklerinde "Sizin gibi düşünüyoruz, sizin gibi yiyoruz, içkiyi sizden fazla içiyoruz. Bakınız sizinkinden iki bardak fazla içtim. Hanımımın eteği sizin hanımınızın eteğinden daha kısa. Dilinizi en az sizin kadar biliyor ve konuşuyorum. Hâlâ niçin almıyorsunuz?" dediğinde, onların cevabı televizyondan "Kültür farklılığınız var" diye terceme ediliyor, yani "Müslümansınız, ondan almıyoruz."
    Yetkiliye "Sen bizim gibisin ama 60 milyon bizim gibi değil. Bakanlar, başbakanlar, reisi cumhurlar değişir fakat millet devam eder. Elimizde çeşitli ajansların araştırması var. Avrupa'daki üç milyon Türk'ün yüzde doksanı bayram namazı kılıyor. Yüzde yetmiş beşi cuma namazı kılıyor. Bunlar bir araya geldiklerinde imam önde:

    "Şu Allah'ın gazabına uğrayan Yahudilerle, sapık Hıristiyanların yolunu istemeyiz, bize peygamberlerin yolunu ver Ya Rabbi" dediğinde hepsi “Amiiiin” diyor. Yani; biz de imamı destekliyoruz, duamızı kabul et diyorlar ve Avrupalı devam ediyor: "Seni şimdilik kapının önünde tutalım şimdi sen git bu halkın dilinden bu duayı al sonra gel bir düşünelim” Televizyonun tercemesiyle "Kültür seviyesini bize uydur gel" diyorlar. Yetkili yurda dönünce belirli mihraklara işaret veriyor ve hep birden yüzde bir olanlar yüzde 98 olan Müslümanlara saldırıya geçiyor.
    Şunu herkes bilsin bu âyetlerin 1400 seneden beri devam etmesi, bu Allah kelamının bundan sonra da devam edeceğinin garanti belgesidir.
    Gazaba uğrayan Yahudilerin yaptıkları Allah'a isyan, Allah'a iftira, peygambere ihanet, fuhuş, hırsızlık, hakkı gizleme, ateşle insanları yakarak işkence etme gibi suçları çağdaş metodlarla tekrarlayanların yolunu bize verme Ya Rabb!
    İman, İslâm, kitap, peygamber, iffet, namus, izzet, adalet, doğruluk, sadakat gibi kelimeleri hayatından çıkaran ve yerine bunların zıddını koyarak insanları sapıtanların yolunu da bize verme Ya Rabbi diyoruz.
    Bu sûre bize ayrıca İslâm’da tebliğ metodunun nasıl olacağını da öğretir.
    Biz, tağuttan önce Allah'ı, küfürden önce İslâm'ı tanımalı ve tanıtmalıyız. Sonra da tağutun ve küfrün mantığını ve nasıl yıkılacağını yine Kur’ ân'dan Öğrenmeliyiz.
    Rabbimiz altı buçuk âyette kendisini ve kendi rızasına giden yolu bize tanıttıktan sonra bu yoldan sapanlardan olmamamız konusunda bizi uyarıyor.
    Dünyada devlete, ahirette Cennete çıkan bu Sırat-ı Müstakıym'i Rabbimiz'den istiyoruz. Gazaba uğrayanlarla sapıkların yolunu istemiyoruz. Ya Rabbi diye milyonlarca kerre dua ediyor, âmin diyoruz. Acaba Allah dualarımızı kabul etmiyor mu? diye hatırımıza geliyor.

    Dua için Rabbimizin huzuruna gelişimiz dualarımızın kabul edildiğinin işaretidir.
    Mekke'ye, Kudüs'e gidecek olursanız Önce araştırırsınız: Hangi şirket, hangi yoldan, kaç liraya, kaç günde getirip götürür diye bilgi ve broşür edinirsiniz.
    Allah (c.c.) da; siz şimdi doğru yolu, dünyada devlete ahirette Cennete götürecek Sırat-ı Müstakıymi mi istiyorsunuz?
    Buyurun: "İşte kitap, O'nda hiç şüphe yoktur. Muttakiler için doğru yolu gösterendir" buyurur. {Bakara 1)
    Doğru yolu öğrenmek için Bakara suresini “Şifa Tefsiri”nden okuyalım.



  2. #2
    Administrator £laf - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2010
    Yer
    Benim sessizliğim içimde
    Mesajlar
    5.757
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart

    ALLAH cc razı olsun ..

+ Cevap Ver

LinkBacks (?)

  1. Yandex
    Refback Bu Konu
    01-21-2016, 02:58 PM
  2. Yandex
    Refback Bu Konu
    12-02-2015, 07:26 PM
  3. Yandex
    Refback Bu Konu
    11-04-2015, 05:39 PM
  4. Yandex
    Refback Bu Konu
    05-18-2015, 12:12 PM
  5. Yandex
    Refback Bu Konu
    05-18-2015, 12:11 PM
  6. Yandex
    Refback Bu Konu
    04-28-2015, 06:39 PM
  7. Yandex
    Refback Bu Konu
    01-25-2015, 05:46 PM
  8. Yandex
    Refback Bu Konu
    01-18-2015, 07:34 AM
  9. Yandex
    Refback Bu Konu
    01-11-2015, 01:40 PM
  10. Yandex
    Refback Bu Konu
    01-04-2015, 08:24 AM
  11. Yandex
    Refback Bu Konu
    12-29-2014, 05:43 PM
  12. Yandex
    Refback Bu Konu
    11-20-2014, 11:47 PM
  13. Yandex
    Refback Bu Konu
    11-19-2014, 10:57 PM
  14. Yandex
    Refback Bu Konu
    11-14-2014, 11:33 AM
  15. Yandex
    Refback Bu Konu
    06-06-2014, 12:05 PM
  16. Yandex
    Refback Bu Konu
    05-25-2014, 04:30 PM
  17. Yandex
    Refback Bu Konu
    12-27-2013, 03:36 AM
  18. Yandex
    Refback Bu Konu
    09-07-2013, 10:48 PM
  19. 03-09-2013, 09:24 PM

Benzer Konular

  1. Kuranı Kerimin ilk suresi fatiha suresi
    By UHUD in forum Kuran-ı Kerim Ayetleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 04-18-2016, 03:36 PM
  2. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 05-08-2015, 01:39 PM
  3. Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 10-14-2012, 09:04 PM
  4. Fatiha suresi
    By Karani in forum Kuranı Kerim Meal
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01-30-2010, 02:41 PM
  5. Fatiha Suresi'nin tefsiri ( Elmalılı Hamdi Yazır)
    By bilge in forum Kuranı Kerim Tefsiri
    Cevaplar: 23
    Son Mesaj: 11-28-2009, 04:02 AM

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
^

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379