Maide117 ve Nüzuli İsa A.S3

Abdülaziz Bayındır nüzul-i İsa (a.s) meselesi üzerinde dururken önce 11/Hûd suresinin başında yer alan ayetlere dayanarak şu tarz bir kurgu yapıyor: Eğer bir Kur'an ayetinde birden fazla anlama gelen bir kelime yer almışsa, hangi anlamın kastedildiği, mutlaka bir başka ayette açıklanmıştır.

3/Âl-i İmrân suresinin 55. ayetinde geçen "teveffî"nin ya "ölüm" veya "uyku" anlamında olabileceğini, hangi anlamın kastedildiğininse 11/Hûd suresinin başındaki ayete göre yine Kur'an'da belirtilmiş olması gerektiğini söyleyen Bayındır, sözü 5/el-Mâide, 117. ayetine getiriyor ve bir kısmını bir önceki yazıda aktardığım çıkarsamaya gidiyor.
Bu "kurgu" birçok bakımdan problemli.
1. Bayındır 11/Hûd suresinin ilk ayetinde geçen "uhkimet" ve "fussılet" kelimelerinin anlamlarını daraltıcı bir yoruma tabi tutarak, adeta kısırlaştırarak indî kurgusuna uygun hale getiriyor. Yer darlığı sebebiyle bu kelimelerin hangi anlamlara gelebileceği konusuna burada giremiyorum. Tefsirlerden bakılarak tahkik edilebilir.
2. Kur'an'da geçen müşterek kelimelerin geçtikleri yerlerde anlamlarından hangisinin kastedildiğinin münhasıran Kur'an'da aranması gerektiği şeklindeki bu kurgunun hiçbir ilmî değeri ve tutarlılığı yoktur. Ben burada Abdülaziz Bayındır'ın işlediği cürmü işleyip kendisini, Hz. Peygamber (s.a.v)'e itaat ve ittibaı emreden, O'nun emrine muhalefet etmekten sakındıran, ihtilaflı işlerde O'nun hakemliğine başvurup verdiği hükme tam anlamıyla teslim olmadıkça iman iddiasının geçersiz olduğunu ilan eden... ayetleri gizlemek suretiyle Allah'ın ve lanet edicilerin lanetine uğramakla itham etmeyeceğim. Ama bu tutumunun kendisine "acemi hırsız" mahcubiyeti yaşatmaktan öte bir neticesi olmayacağını söylemeliyim.
Abdülaziz Bayındır'ın bu "kurgu"su, küçük bir denemeyle gayri ciddiliği ortaya çıkarılabilecek kadar nahif ve sanaldır: Mesela Bayındır bize boşanmış kadınların bekleyeceği iddetin süresi bağlamında 2/el-Bakara suresinin 228. ayetinde geçen "kurû'" kelimesinin yahut 80/Abese, 31. ayetinde geçen "ebben" kelimesinin ya da 108/el-Kevser suresinde geçen "kevser" kelimesinin hangi anlamlarda olduğunu (örnekler çoğaltılabilir) sadece Kur'an'a dayanarak söyleyebilecek midir?
3. Bu kurgu, Abdülaziz Bayındır'da somut örneğini gördüğümüz üzere insanları kendi heva ve heveslerini Kur'an'a söyletme noktasına kadar götürebilecek kadar tehlikelidir.
Hz. İsa (a.s)'ın kıyamete yakın yeryüzüne ineceği inancı, ilgili Kur'an ayetlerinin delaleti yanında Efendimiz (s.a.v)'den tevatüren gelen rivayetlere dayanır ve Sünnîsiyle bid'isiyle bu ümmetin hemen tamamı bu inançtadır. 72'si merfu, 47'si gayri merfu olmak üzere toplam 119 rivayet bize "İsa gelecek" derken ve bu güne kadar "İsa gelmeyecek" diyen bir tek rivayet gösterilebilmiş değilken Abdülaziz Bayındır ve onunla aynı çizgiyi paylaşanlar bunun aksini söylüyorsa, durum tam da Abdülaziz Bayındır'ın söylediği gibidir:
"Açıklamayı Allah yapmaz da insanlar yaparsa, kim olursa olsun, karşı taraf bunu Allah'ın açıklaması zanneder; Allah'a itaat ettiği düşüncesiyle bir insana itaat eder. O insan kendisini Allah'ın yerine koymuş olur..."
Abdülaziz bayındır, bu bayat numarayı daha ne kadar sürdürür bilemem; ama bildiğim bir şey var:
"Hz. İsa (a.s) kıyamete yakın yeryüzüne inecek" diyen hiç kimse, Kur'an'ın ilgili ayetleri hakkında kendi kafasından açıklama yapmıyor; tam aksine onlar Kur'an hakkında konuşma konusundaki en yetkili isme, Hz. Peygamber (s.a.v)'in açıklamalarına, mütevatir hadislere dayanıyor. "Açıklamayı yapan kim olursa olsun..." diyerek örtülü biçimde Sünnet-i seniyye'yi hedef tahtasına oturtmaya yeltenen, insanları -"Allah'a itaat" görüntüsü altında- kendi indî görüşlerine itaate çağıran ve Sünnet'i ve hadisleri bu ümmetin hayatından çıkarmaya çırpınan çağdaş bid'at ehli kendi seleflerinin yolunda yürüsün, Sünnet ve Cemaat ehli de kendi seleflerinin...
Ayetleri "gizlemek" sadece "gözden kaçırmak" şeklinde olmaz; yorum cambazlıklarıyla anlam çarpıtmalarına gitmek de bir tür "gizleme"dir.