Maide suresi 117 ve Nüzuli İsa a.s -2

5/el-Mâide, 117. ayeti Hz. İsa (a.s)'ın göğe çekildiği ve kıyamete yakın yeryüzüne tekrar ineceği inancını (Abdülaziz Bayındır'ın tabiriyle "sistemini") "çökertecek" bir muhtevaya sahip midir?
Bunu söyleyebilmek için bu ayette geçen "teveffî"nin "mevt" anlamına geldiğinin "kesin biçimde" ortaya konulması gerekir. Bayındır'ın kurgusu şöyle: Madem ki Allah Teala'nın hitabı ve Hz. İsa (a.s)'ın cevabı bu ayete göre mahşer günü vuku bulacaktır. O halde Hz. İsa (a.s)'ın buradaki "felemmâ teveffeytenî: Sen beni vefat ettirdiğin zaman" ifadesi, "Sen beni öldürdüğün zaman" anlamına gelmektedir.
Hadise nedir? Allah Teala Hz. İsa (a.s)'a, "İnsanlara beni ve annemi Allah'ın yanında iki ilah edinin diye sen mi söyledin?" diye sorduğunda Hz. İsa (a.s), "Sen bana neyi emir buyurduysan ben onlara ancak onu söyledim: "Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin" dedim. Ben içlerinde bulunduğum sürece onlara şahit olmuştum. Beni vefat ettirdiğin zaman üzerlerine gözetleyici yalnız sen oldun" diye cevap veriyor. Buradaki "Beni vefat ettirdiğin zaman" ifadesini niçin "Beni öldürdüğün zaman" diye anlamak zorundayız?
Bayındır'ın cevabı: Çünkü "vefat/teveffî" kelimesinin hangi anlamlara gelebileceği, Kur'an'da 39/ez-Zümer, 42. ayeti tarafından açıklanmış. Bunlar ya "ölüm" veya "uyku"dur. 5/el-Mâide, 117'de "uyku" kastedilmiş olamayacağına göre, Hz. İsa (a.s) "beni vefat ettirdiğin zaman" demekle, "beni öldürdüğün zaman" demiş olmalıdır.
O halde soralım:
1. "Vefat/tevteveffî" kelimesinin Kur'an'da biri "ölüm" ve diğeri "uyku" anlamında olmak üzere münhasıran iki anlamda kullanıldığını söylemek ne kadar doğrudur? Kelimenin anlamlarını tayin çalışmasında niçin 39/ez-Zümer, 42. ayetiyle sınırlı hareket etmek zorundayız? Yahudilerin "İsa'yı öldürdük" tarzındaki iddiasına cevap sadedindeki, "Onu ne öldürdüler, ne de astılar. Bilakis Allah onu kendisine yükseltti" diyen ayetlerde1 geçtiği şekliyle "ruhu ve bedeni birlikte almak/yükseltmek" anlamını, işin içine "yorum" katmadan nasıl devre dışı tutabiliriz? Demek ki Kur'an'da "vefat/teveffî" kelimesi iki değil, üç anlamda geçiyor: Ölüm, uyku ve ruhla bedenin birlikte alınması.
2. Hal böyle olunca 5/el-Mâide, 117'de geçen "felemmâ teveffeytenî" ifadesinin, "Sen beni öldürdüğün zaman" anlamında değil, "Sen beni ruhumla bedenimle yeryüzünden aldığın zaman" anlamında olduğunun söylenmesi gerektiği kendiliğinden ortaya çıkmaz mı?
3. Abdülaziz Bayındır, bir önceki yazıda aktardığım ifadelerinde 3/Âl-i İmrân, 55. ayetini okuyor, ama ayette geçen "ref'", "tathîr" gibi kelimeler üzerinde hiç durmuyor. Başka herhangi bir peygamber hakkında varit olmadığı halde Allah Teala sadece Hz. İsa (a.s)'a hitaben "Seni vefat ettireceğim, kendi (nezdi)me yükselteceğim ve kâfirler(in hile ve sinsi emellerin)den temizleyeceğim" buyuruyor. Ayetin bu hususiyetleri ve Hz. İsa (a.s) ile ilgili diğer ayetler bir bütün olarak ele alındığında gerçekten de Hz. İsa (a.s)'ın durumunun diğer insanların ve hatta diğer peygamberlerin durumundan farklılık arz ettiği hemen dikkat çekiyor. Bayındır bu ayetin bu hususiyetleri ve ilgili diğer ayetler üzerinde niçin hiç durmuyor?
4. Diyelim ki Kur'an'ın herhangi bir ayetinin nasıl anlaşılması gerektiği konusunda ihtilafa düştük. Mü'min olma sorumluluğunu hakkıyla üzerinde taşıyan kişinin, meseleyi Hz. Peygamber (s.a.v)'e götürmek gibi bir mükellefiyeti yok mudur? Abdülaziz Bayındır, Hz. İsa (a.s)'ın öldüğünü ve artık yeryüzüne gelmeyeceğini açık ve kesin bir dille ifade eden bir hadis ve/veya Sahabe'den ve Selef'ten bir tek kişi gösterebilir mi? Bu ümmet 1400 yıl boyunca meseleyi sürekli olarak Hristiyanlarla münakaşa mevzuu ettiği halde, onların "İsa ölmedi" iddiasına mukabil niçin "Hayır, o öldü" dememiştir? Selefiyle, sonra gelen nesilleriyle bütün bir ümmet Mâide, 117'yi gizleyerek "İsa gelecek" derken Allah'ın ve lanet edicilerin lanetine müstehak oldu da bir tek Bayındır mı kurtuldu? Bu "cinnet" ve "hızlân" değilse nedir?..
Demek ki ortada Mâide, 117'nin çökerttiği bir sistem falan yok, Abdülaziz Bayındır'ın kurgusu tamamen indî/sübjektif yorumu var!
1 4/en-Nisâ, 157-8.