+ Cevap Ver
2 sonuçtan 1 ile 2 arası

Kevser suresi

 Kuranı Kerim Katagorisinde ve  Kuranı Kerim Tefsiri Forumunda Bulunan  Kevser suresi Konusunu Görüntülemektesiniz.=>KEVSER SURESİ Biz sana Kevser'i vahyi, kuranı, hikmeti, rehberliği, nuru, aklı, ilmi, gücü, enerjiyi, muhakemeyi, vicdanı, dünyada her ne gerekli ise tümünü, her türlü nimeti, donanımı verdik. Öyleyse Rabbin içinOnun ilke ve ölçülerine ulaşmak, terbiyesine girmek, Kuran ahlakıyla dirilmek ve diriltmek için, tüm öncelik verdiklerini, uğruna ölesiye koştuklarını, inançlarını, kabullenimlerini, ...

  1. #1
    Misafir
    Üyelik tarihi
    Jun 2012
    Mesajlar
    97
    Tecrübe Puanı
    8

    Standart Kevser suresi

    KEVSER SURESİ

    Biz sana Kevser'i vahyi, kuranı, hikmeti, rehberliği, nuru, aklı, ilmi, gücü, enerjiyi, muhakemeyi, vicdanı, dünyada her ne gerekli ise tümünü, her türlü nimeti, donanımı verdik.
    Öyleyse Rabbin içinOnun ilke ve ölçülerine ulaşmak, terbiyesine girmek, Kuran ahlakıyla dirilmek ve diriltmek için, tüm öncelik verdiklerini, uğruna ölesiye koştuklarını, inançlarını, kabullenimlerini, değerlerini, ölçülerini, ilkelerini kurban et, kes, feda et, değiştir, bu konuda çıkacak tüm zorluklara, baskılara karşı dayan, göğüs ger, nahret ki,
    Salli yapabilesin Salat, “namazı da içine alan bütün tevhid içerikli eylemler(M Okuyan)” , “Şirke ve tâğûta karşı çaba gösterme/sosyal yardım yapma(H Yılmaz)”, vahyi uygulamaya hazır kulun “Allah karşısında esas duruşudur(M İslamoğlu)” ve bağlılığı eylemle gösterme, uygulama olduğu bilinciyle Allah’a Kurana itaat edesin. Rabbin hizmetine girip, ikra yapıp, vahyi insanlığa, hayata ulaştırabilesin. Kuran ahlakıyla tüm insanlığa örnek ve destek olasın. Kul olmanın, itaat etmenin bağlılık göstermenin, destek olmanın, yardım etmenin ve bunun her hal ve şartta şahidi, örneği, emsali olasın. 6/162 De ki: "Benim salatım, kulluğum, hayâtım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi Allâh içindir." Ayetini gerçekleştiresin.
    Yoksa manası, içi, ruhu ve amacı yok edilmesi sonucu aynı 8/35 namazları da, ıslık çalmadan ve el çırpmadan yanises ve hareketten ibaret hale getirilen, yerlerde sürünen, diriltilmeyi ve ayağa kaldırılmayı bekleyen, sadece anlamadan ezberlerin tekrar edildiği birkaç rutuel değildir salat ya da namaz.
    Salat, aynı zamanda, Allah’a Kurana tam bağlılıktır, eylemdir, uygulamadır. Bağlılığın ve kulluğun idraki, hatırlanması, tazelenmesi, ilanı ve itirafıdır. Vahyi yeryüzüne hakim kılmaya çalışmaktır, destektir, değişimdir, eğitimdir, ikradır, değiştirmektir. 11/87 "Ey Şu'ayb, dediler, senin salatın mı sana, babalarımızın taptığı şeylerden, yahut mallarımız üzerinde dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi emrediyor? Oysa sen, yumuşak huylu, akıllı(bir insan)sın!". 19/59 Onlardan sonra yerlerine öyle bir nesil geldi ki, salatı/Allah’a bağlılığı terk ettiler, şehvetlerine/istek ve arzularına uydular. Onlar kötülük bulacaklardır.
    O zaman Asıl sonu kesik olanlar, sana buğzedendir. Kurana, vahye, ikraya, sallaya, bağlılığa, yardıma, desteğe, hayatı değiştirmeye engel olan, olmaya çalışandır. Onlar ebterdir, kesiktir, bitiktir, mahrumdur. Allah’ın hayrından Kurandan kopukturlar. Dünyada zelil olmaya, azap yaşamaya, ahirette de ateşe gitmeye mahkumdurlar.
    Gelin bizler de böyle yapalım.
    Yaşamımızı gözden geçirip, Allah’tan gayrı bağlandıklarımızı, amaçlarımızı islah edelim, tövbe edip/geri dönüp Rabbimizi, Kuranı yaşam gayesi yapıp, ikra yapalım, sallayı; bağlılığı, destek olmayı, yardımı, bireysel ve toplumsal Kurani eğitimini, değişimini, değiştirmeyi başaralım ki ebter, sonu kesik, bitik olmayalım.
    [Linkleri sadece kayıtlı üyeler görebilir. Kayıt olmak için tıklayın]

    KEVSER SURESİ ÇALIŞMA NOTLARI
    rtfSelectedTabRef*28*3*3*108.003*Kevser 1-3**1*90*tumSure*rtfSelectedTabRef
    rtfBulunanSayi*3*rtfBulunanSayi
    rtfSndPly*108.1*
    (١٠٨-١)
    108.1*************اِنَّا اَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ
    108.1 - İnnâ ağtaynâ kel kevser.
    108.1 - Biz sana Kevser'i verdik.

    rtfSndPly*108.2*
    (١٠٨-٢)
    108.2*************فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ
    108.2 - Fesalli lirabbike venhar.
    108.2 - Öyleyse Rabbin için SALLA ve nahret
    · 23/2 Ki onlar, salatlarında saygılıdırlar. 23/3Onlar boş şeylerden yüz çevirirler. huşu ile yani kalp ve beden olarak Allah'a yönelişte yoğunlaş
    · 29/45 Kitaptan sana vahyedileni tivalet et/ oku uy ve salatı ikame et. Çünkü salat kötü ve iğrenç şeylerden meneder. Elbette Allâh'ı anmak, en büyüktür.. Allâh, ne yaptığınızı bilir.
    · 4/142 İki yüzlüler, Allâh'ı (gûyâ) aldatmağa çalışırlar. Oysa, O, onları aldatır. Salata kalktıkları zaman da üşene üşene, insanlara gösteriş yaparlar, Allâh'ı pek az anarlar.
    · 2/45 Sabırla, salatla Allah'tan yardım dileyin, şüphesiz bu, (Allah'a) saygı gösterenlerden başkasına ağır gelir. 2/153Ey inananlar, sabır ve salatla yardım isteyin, muhakkak ki Allah, sabredenlerle beraberdir.
    · 20/14"Muhakkak ben, ben Allâh'ım, benden başka tanrı yoktur, bana kulluk et ve beni anmak, hatırlamak ve hatırlatmak için salat yap."
    · 4/102 Sen de içlerinde bulunup onlara namazı başlattığın zaman onlardan bir bölük seninle beraber namaza dursun ve silâhlarını da yanlarına alsınlar. (Namazda olanlar), secde edince arkanıza geçsinler; bu kez namaz kılmayan öteki bölük gelsin, seninle beraber namaz kılsınlar, korunma(tedbir)lerini ve silâhlarını da alsınlar. İnkâr edenler istediler ki siz silâhlarınızdan ve eşyanızdan gaflet etseniz de birden üzerinize bir baskın yapsalar. Yağmurdan zahmet çekerseniz, ya da hasta olursanız, silâhlarınızı bırakmanızda size bir günâh yoktur. Ama korunma tedbirinizi alın (uyanık bulunun). Allâh, kâfirlere alçaltıcı bir azâb hazırlamıştır.4/103 Namazı bitirdiğiniz zaman ayakta, oturarak ve yanlarınız üzerinde (uzanarak) Allâh'ı anın; güvene kavuştunuz mu namazı (tam) kılın. Çünkü namaz, mü'minlere vakitli olarak farz kılınmıştır.

    Salat kavramının daha iyi anlaşılabilmesi açısından Hakkı Yılmaz’ın Tebyinil Kuran adlı eserinden aynen alıntı yapıp aşağıda yer verilmiştir.
    “2. Âyet: Öyleyse Rabbin için haniflik et/destekle[şirke ve tâğûta karşı çaba göster/ sosyal yardım yap] ve nahr yap!
    Arap edebiyatının önemli sanatlarından biri olan ve daha önce Fatiha sûresinde gördüğümüz “İltifat” sanatı bu âyette de hemen dikkati çekmektedir. Birinci âyette “إنّا - Biz” zamiri kullanılmış ve ikinci âyette bu akışa uygun olarak “لنا- Bizim için” denmesi gerekiyorken üçüncü tekil kişiye dönülerek “لربّك - Rabbin için” denilmiştir.
    “Biz” zamirinden “Rabb” ismine dönülmek sûretiyle yapılan “İltifat” sayesinde hem ikinci âyet hükmünün etkinliği arttırılmış, hem de Alak sûresinden bu yana hep ön plânda tutulmuş olan Allah’ın “Rabb” olma özelliği bu sûrede de ön plâna çıkarılmıştır. Çünkü dünyadaki ve âhirettekiyaşamımızın her anı, Allah’ın “Rabb”lığı, programcılığı ile tasarladığı üzere gerçekleşmekte ve insanların da bunu akıllarından hiçbir zaman çıkarmamaları gerekmektedir.
    haniflik et/destekle [şirke ve tâğûta karşı çaba göster/sosyal yardım yap]
    Âyette geçen “صلّ - salli” sözcüğünün dil bilgisi kurallarına göre “صلى - saly” kökünden de, “صلو - salv” kökünden de türemiş olması kabildir. Hem “صلى - saly” hem de “صلو - salv” sözcükleri nakıs sözcüklerdir. Nakıs sözcüklerin so’nundaki illet harfi, sözcüklerin değişik kalıplardaki çekimlerinin birçoğunda ya “ى - ya” harfine dönüşerek “ى - ya” ile gösterilir, ya da cezm hallerinde düşer. Bu durumda anlamları birbirinden farklı olan bu köklerden türemiş sözcüklerin gerçekte hangi kökten türediğini anlamak zorlaşır. Buna bağlı olarak bu sözcüklerin ne anlama geldiği hakkında da bazı karışıklıklar ortaya çıkar. Bu nedenle sözcüklerin hangi kökten türediği konusunda dikkatli bir tahlil yapmak, Kur’ân’ın mesajını doğru anlamak bakımından çok önemlidir.
    Âyetteki “صلّ - salli” sözcüğünün hangi kökten geldiği araştırılırken ilk bakılacak şey, köklerin anlamlarıdır. Bu köklerden “صلى - saly” sözcüğü; “ateşe atmak, ateşe girmek” demektir. Bu anlama göre “صلّ - salli” sözcüğünün “saly” kökünden türemiş olması, ko’numuz olan âyetin peygamberimize “ateşe gir, kendini ateşe at” emrini vermesi anlamına gelir ki, bu mantıksızdır, dolayısıyla yanlıştır. Şu hâlde âyette geçen “صلّ - salli” sözcüğünün “صلى - saly” kökünden türemediği kesindir. Türkçe’deki “sallamak” ve “yaslamak” sözcüklerinin de kendisinden türediği ve “ateşe atmak, ateşe girmek” anlamına gelen “صلى - saly” sözcüğü, bu anlamıyla Kur’ân’da kullanılmıştır:
    Sonra o’nu cahîme [cehenneme] sallayın “صلّوه - sallûhu”. Hakka; 31.
    Ayrıca, bu kökten türemiş ve bu anlamda olan “صلّوه - islavha , يصلى - yeslâ, وسيصلون - ve seyeslavne, ساصليه - seuslîhi, lâ yeslâha” gibi sözcükler Kur’ân’da bir çok yerde geçmektedir.
    Bu âyette geçen “صلّ - salli” sözcüğünün “صلى - saly” kökünden türemediği kesin olduğuna göre, sözcük “صلو - salv” kökünden türemiş olmalıdır.
    “صلو - salv” sözcüğü, isim olarak “uyluk”, fiil olarak da “uylukları hareket ettirmek” demektir. Bir kimsenin herhangi bir yüke destek vermek istediği zaman, uyluğunu [bacağın diz ile kalça arasındaki bölümünü] yatay hâle getirip yükün altına sokarak destek sağlaması da bu sözcük ile ifade edilir. Emir kipi olarak “صلو - salv” kökünden türediği kabul edildiğinde “صلّ - salli” sözcüğü, “uyluklarını hareket ettir, ayağa kalk, yürü, çabala, şirke ve tâğûta karşı çık, çok çalış, çok gayret et, destek ol, sosyal yardım yap” anlamındadır. “صلّ - salli” sözcüğünün “tef’il” babından olması, bazen fiile, bazen özneye, bazen de tümlece “çokluk” anlamı kazandırmaktadır.
    “صلو - salv” sözcüğünün mastarı aslında “صلوة - salvet” olduğu halde sözcük nakıs olduğu için genel dil bilgisi kuralları gereği “صلوة - salât” şekline dönüşmüştür. Ancak sözcüğün illetli olan üçüncü harfi elif ile yazılmayıp “vav” harfiyle “صلوة - salât” şeklinde yazılır. Zaten “صاوة - salât” sözcüğünün çoğulu olan “صلوات - salâvat” sözcüğünde de “صلو - salv” kökünün “و - vav” harfi açıkça ortaya çıkmakta ve okunmaktadır. Bu durumun başka kelimelerde de birçok örneği vardır.
    Mesel⠓غزى - ğaz┠sözcüğünün mastarının “غزوة - ğazve”, bunun çoğulunun da “غزوات - ğazevât” olmasına rağmen fiil çekimlerinde “و - vav” harfi ya “ى - ya”ya dönüşür, ya da düşer, yok olur.
    Bütün bunlar bize göstermektedir ki, bu âyette geçen “صلّ - salli” sözcüğü kesinlikle “صلو - salv” kökünden türemiştir. Dil bilgisi kurallarına göre; aslı “صلوة - salvet” olan “salât” mastarının, geçmiş zaman belirten bir fiil olan “salla” sözcüğünün, emir kipi olan “صلّ - salli” ve çoğulu “صلّو - sallû” sözcüklerinin hepsinin birden “صلو - salv” kökünden türediği açıkça belli olsa da, konunun öneminden ve bugüne kadarki yanlış anlamlandırmalardan dolayı zihinlerde bir “acaba” sorusu kalabilmektedir. Ancak Kur’ân bu soruya da cevap vermiş ve Kıyâmet sûresinin 31 ve 32. âyetlerinde “صلّى - sall┠sözcüğünü karşıt anlamı ile birlikte kullanmak sûretiyle bu ko’nuyu açıklığa kavuşturmuştur:
    Felâ saddaqa velâ sallâ velâkin kezzebe ve tevell┠“ (O, ne tasdik etti ne de çaba harcadı/destekledi. Ama yalanladı ve geri durdu.) Kıyâmet;31,32.
    Âyette geçen dört eylemin ikisi, diğer ikisinin karşıtı ve zıt anlamlısı olarak gösterilmiştir. Yani “كذّب - yalanlama” nın karşıtı “صدّق - tasdik etme” olarak belirtilirken, “sürekli geri durmak, sürekli yüz dönmek, lâkayt kalmak, ilgisizlik, pasiflik ve yapılmakta olan girişimleri kösteklemek” anlamlarına gelen “تولّى - tevell┠sözcüğünün karşıtı olarak da “صلّى - sall┠sözcüğü kullanılmıştır. Bu durumda “صلّى - sall┠sözcüğü; “sürekli ileri atılmak, ilgisiz kalmamak, pasif olmamak, hep aktif olmak” anlamlarına gelmektedir. Asr sûresinde geçen ve anlamı, “yanlışları, bozuklukları, çirkinlikleri ortadan kaldırmak için çalışmak” olan “عملوا الصّالحات - sâlihatı işlemek” fiili de “sall┠fiilinin farklı bir ifadesidir.
    Namaz anlamına gelen “الصّلوة - es-salât” ile ilgili olarak, gerek “es-salât”ın ifası, icrası, namaz kıl/kılınız emirleri, gerekse namaz kılmakla ilgili diğer cümleler Kur’ân’da “صلّ salli” şeklinde değil de “اقامة - iqâme” fiili ile birlikte “اقم الصّلوة - eqımi’s-salâte , قيموا الصّلوة - eqîmu’s-salâte” şeklinde kullanılmıştır. Bu ikili kavram Kur’ân’da toplam 67 yerde geçmektedir.
    Sözcüklerin asıl anlamları bazen yan anlamlarına doğru kayar; bu durum doğaldır. Ancak bu kayma esnasında “نحر - nahr” ve “ابتر - ebter” sözcüklerinin tahlilinde de göreceğimiz gibi ana eksen kaybolmaz. “صلوة - salât” sözcüğündeki anlam kayması ise biraz daha fazladır. Bunun nedeninin “İsrâîliyât” olduğu kanısındayız. Çünkü “salât” sözcüğü İbranicede de vardır. İbranice’deki “salât” sözcüğü “selâmlama, selâm durma” anlamına gelen “saluta” fiilinden gelmektedir. Bu sözcük, İbranilerden Araplara, onlardan da Endülüs yoluyla batı dillerine [Fransızca, İtalyanca ve İngilizceye] geçerek “salutation” şeklini almıştır. Görünen o ki, sözcüğün İbranice anlamı Arapça anlamını bastırmış ve Müslümanlar ile Kur’ân arasına yüce dağlar gibi girip oturmuştur. Dikkat çekicidir ki, “saluta” sözcüğünün türevlerinden olan “صلوات - salavât” sözcüğü, Hacc sûresinin 40. âyetinde İbranice “manastırlar” anlamıyla yer almasına rağmen bu husus İslam bilginlerce dikkate alınmamıştır. Üstelik hâlâ da alınmamaya devam edilmektedir.
    Müfredât’ın müellifi ünlü bilgin Râgıb el-İsfehânî bile eserinin “salât” maddesinde “الصّلوة - salât” sözcüğünün anlamı ko’nusunu “Lügat ehlinin çoğu ‘الصّلوة- es-salat dua, tebrik ve temcittir demiştir” diyerek âdeta geçiştirivermiştir.
    Bu anlam kaydırması ya da cehalet nedeniyle yanlış anlamlandırma so’nucunda “salâvat getirme, salâvat-ı şerife okuma” gibi ritüeller ortaya çıkmıştır. Piyasadaki bütün ilmihal kitaplarına göre “Allahümme salli” ya da bunun değişik versiyonlarını söylemek olan salâvat, Kur’ân’da bambaşka bir anlamda kullanılmıştır. Ne gariptir ki, Kur’ân’ı değil de rivâyetleri ön plâna çıkaran bu kitaplar, “salâvat” kavramını da bizzat Kur’ân’a, Ahzab sûresinin 56. âyetine dayandırdıklarını iddia etmektedirler. Ne var ki, Türkçe diye sundukları sözler de Arapça olduğundan kimse o sözcüklerin gerçek anlamlarını öğrenememekte, ko’nunun gerçek içeriği asılsız yorumların veya cehaletin örtüsü altında kalmaktadır. Yukarıda yaptığımız tahlillerin ışığı altında konunun anahtarı olan âyet şudur:
    Şüphesiz Allah ve melekleri peygamberi destekliyorlar/ona yardım ediyorlar/o’nun için gerekeni yapıyorlar. Ey müminler! Siz de ona destek olun/ona yardım edin/o’nun için gerekeni yapın ve o’nun güvenliğini tam bir güvenlikle sağlayın! Ahzab;56.
    Asılsız rivâyetlerin peşinden giden cahiller bu âyete dayanarak aslında şunu söylemiş olmaktadırlar:
    “Allahümme salli alâ Muhammed ve sellim…” yani “Ey Allah’ım! Muhammed’e sen yardım et, ona gerekli desteği sen ver ve o’nun güvenliğini sen sağla!”
    Böyle bir yakarış gerçekten de yakışıksız bir taleptir. Öyle ki, tıpkı Maide sûresinde anlatılan Mûsâ peygamber ile İsrailoğulları arasındaki ilişkiyi andırmaktadır:
    Dediler ki: “Ey Mûsâ! Onlar orada oldukça biz oraya asla girmeyeceğiz. Hadi sen git, Rabbinle birlikte savaşın. Biz şuracıkta oturacağız.” Maide; 24.
    Bu âyet indiğinde sahabenin bir köşeye çekilip “Allahümme salli ve sellim” demediği, varıyla yoğuyla harekete geçip Allah yolunda peygamberimize destek olduğu ve güvenliğini sağladığı tartışmasız olarak bellidir. Böyle olmasına rağmen Allah’ın dinine bu tür uydurmaları sokmaya çalışanlar ya kasıtlı bir ihanet içindedirler ya da özendirme amacıyla kapıldıkları koyu bir cehaletin temsilcisidirler.
    ve nahr yap.
    “نحر - nahr” sözcüğü bir kaç kelime ile Türkçeye çevrilemeyeceği için aynen bırakılmış, açıklaması burada yapılmıştır.
    Belirtmek gerekir ki, “nahr” sözcüğü klâsik eserlerde iyice irdelenmeden Türkçeye en uzak anlamı olan “kurban kes” şeklinde çevrilmiştir. Bu durum, “Ğalât-ı meşhur, fasih lisana yeğdir [meşhur olmuş hatalı sözcük, orijinaline tercih edilir]” kuralına tamı tamına denk düşen bir uygulamadır. Ne var ki, yapılan ğalâtın/hatanın sürdürülmesi edebiyat alanında önemli bir sakınca doğurmayabilir ama dinin temel ilkelerinin ğalat bir anlamla yozlaşması, göze alınamayacak kadar büyük bir sakıncadır.
    İsim olarak kullanıldığında “göğüs, gerdan” anlamına gelen “nahr” sözcüğü, mastar olarak kullanıldığında “eli göğse değdirmek, göğüslemek, devenin göğsüne bıçak saplayıp kesmek” anlamlarına gelir. Türkçedeki “intihar” sözcüğünün aslı da buradan gelmektedir. Sözcük âyette “وانحر - venhar” emir kipiyle yer aldığına göre sözcüğün mastar hâlinin taşıdığı üç değişik anlamın da incelenmesi gerekir.
    Sözcüğün mastar olarak kullanılması hâlindeki birinci anlamı “elini göğsüne değdir” emridir. İmam-ı Şafii “ve-nhar” emrini “kurban kes” ya da “deve kes” olarak değil, “ellerini göğsüne değdir” olarak anlamış ve namaz kılarken alınan ara tekbirlerde ellerin göğse değdirilmesine içtihat etmiştir. Bu nedenle Şafii mezhebine mensup olanlar namaz kılarken bu içtihada uyarlar.
    Şii müfessir ve fakihler de, Ali ve ehlibeyt kaynaklı rivâyetleri dikkate alarak bu emri namazda kıyamda iken ellerin göğse kaldırılması ve namazda tekbir getirirken ellerin boğaz çukurluğunun hizasına kadar kaldırılması olarak anlamış ve bu şekilde uygulamışlardır.
    Kimileri de aynı emri namazda göğsün kıbleye döndürülmesi, kesinlikle başka yönlere yalpalanılmaması gerektiği şeklinde anlamışlardır.
    Ebû Hanife’nin bu âyeti nasıl anladığına gelince; o günkü siyasal iktidarın söylemine aykırılıklar taşıması sebebiyle olsa gerek, eserleri zamanın idarecileri tarafından yok edilmiş, bu nedenle de ko’nu hakkındaki yorumu bize kadar intikal edememiştir.
    Ancak bütün bu anlayışların namaz esnasındaki bedensel hareketlere yönelik olarak ortaya konduğu dikkatlerden kaçırılmamalıdır. Oysa âyette bu hareketin namazda olacağına dair hiçbir işaret, delâlet ya da karine [ipucu] yoktur.
    Bize göre, namaza başlama tekbirinde ya da namazlardaki ara tekbirlerde dilimizle “Allahu Ekber [Allah her şeyden daha büyüktür]” derken ellerimizi göğsümüze kaldırmamız, aynı anda beden dilimizle de bu inanç ve anlayışımızı pekiştirdiğimiz anlamını taşımaktadır. Yaptığımız bu hareket, Allah’tan başka her şeyi arkaya attığımızı ifade eden sembolik bir davranıştır. Sûre peygamberimize hitap ettiğine göre, Yüce Allah’ın bu emirle peygamberimizden istediği, hakkında çıkarılan kin dolu söylentileri, kendisine yapılan kötü davranışları, düşmanlıkları, hileleri ve tuzakları arkaya atması, dikkate almaması, boş vermesi, elini sallayıp geçivermesidir.
    Sözcüğün mastar olarak kullanılması hâlindeki ikinci anlamı “göğüslemek, göğüs göğse gelmek” demektir. Sözcüğün en fazla kullanılan anlamlarından biri olan bu anlam, Arap şairleri tarafından boğaz boğaza gelmeyi, göğüs göğse dövüşmeyi ifade etmek için kullanılmıştır. Ayrıca “evleri göğüs göğse [karşı karşıya]” deyiminde de bu anlamda kullanılmıştır.
    Sözcüğün mastar olarak kullanılması hâlindeki üçüncü anlamı ise “deveyi göğsünden hançerle kesmek” demektir. Dikkat edilirse bu anlam içinde “kurban” sözcüğü yer almamaktadır. Bu anlam esas alındığında, âyetten “kurban kes” veya “deveyi kurban kes” gibi anlamlar çıkmaz, sadece “deve kes” anlamı çıkar. Bu takdirde âyetin anlamı “Seni üzüyorlar, sana düşmanlık ediyorlar, sen de uyluklarını hareket ettir, ayağa kalk, yürü, çabala, şirke ve tâğûta karşı çık, çok çalış, çok gayret et, destek ol, sosyal yardım yap ve deve kes!” olur. O günkü şartlar altında peygamberimize kasaplık yapmasının emredilmiş olması anlamsızdır. Çünkü bu sûre indiğinde peygamberimiz hâlâ insanlara tebliğde zorlanmaktadır, yeterince taraftar edinememiştir. İşler henüz teori/iman boyutundadır. Tebliğin dışında herhangi bir eylem söz konusu değildir. Bu aşamada Rabbimiz ona sadece secde ile yakınlaşmasını Alak Sûresinin 19. âyetinde emretmiştir. Yani bu sûrenin indiği zamanki kurban [Allah’a yakınlaştıracak eylem] sadece secdedir. Kevser sûresinin 15. sırada indiğini bilenler ve sûre ile âyeti o ortama göre ele alanlar “venhar” emrinden kesinlikle “kurban kes” anlamını çıkarmazlar.
    Kurban ile ilgili olarak Kütüb-ü Sitte’de [Altı Büyük Hadis Kitabı’nda] 26 rivâyet mevcuttur. Ama bunların çoğu aynı rivâyetin farklı kişiler tarafından nakledilmiş varyasyonlarıdır. Bu rivâyetlerin hepsinde ko’nu edilen kurban ve kurban ile ilgili bilgiler, hacda hacıların mükellef tutulduğu “هدى - hedy” kurbanına [Hacıların hediye olarak kestiği kurbana]” yöneliktir, yoksa bayram günlerinde hayvan kesmeye yönelik değildir. Rivâyetlerin ve tarihî belgelerin hiçbirinde, ne Mekke’de bu sûrenin indiği dönemlerde, ne de Medine’de hacc farz oluncaya kadar herhangi bir kurban olayı anlatımı söz ko’nusu değildir. Özetlemek gerekirse, bu âyetler indiği zaman Mekke’de ne peygamberimiz ne de o günkü Müslümanlar kurban kesme şeklinde bir ibâdet yapmıştır.
    Ragıb el İsfehânî deMüfredat adlı eserinde “nahr”ıhacc esnasında Mina’da kesilmesi gereken hediye olarak açıklar. Ancak hedy’den bahseden Bakara sûresinin 196. âyeti, Maide sûresinin 2, 95 ve 97. âyetleri ve Feth sûresinin 25. âyeti henüz inmemiştir, çünkü bu âyetler Medenî’dir. Dolayısıyla Kevser sûresi indiği sırada hacc ile ilgili bir hüküm henüz ortada yoktur. Böyle olmasına rağmen Ragıb’a göre de “nahr” hacda kesilen hediyenin dışında bir şey değildir, kurban adı altında günümüzde yapılan kesimle bir ilgisi yoktur.
    Bazıları kurban konusunu İbrahîm peygambere bağlarlar ve o’nun oğlunu kurban edişini ko’nu alan birçok Kur’ân dışı kültürü kendilerine kaynak kabul ederek detaylara girerler. Oysa Saffat sûresinin 83–113. âyetlerine baktığımızda, bu olayların kurbanla herhangi bir ilgisinin olmadığı görülmektedir. Bazıları da Maide sûresinin 27–31. âyetlerindeki “iki âdemoğlu” kıssasından yola çıkarak kurbana kaynak aramaya çalışmışlardır. Ne var ki, ilgili pasajın da hayvan kurban etme gibi bir anlamı bulunmamaktadır.
    Müslümanların nerede ve ne amaçla hayvan keseceği, Hacc sûresinin 34–38. âyetlerinde açıklanmıştır.
    Yukarıdaki açıklamaların ışığı altında Kevser sûresinin 2. âyeti ; “Madem Rabbin sana kevseri [bu kadar bol nimeti] verdi, öyleyse sen de Rabbin için çok çalış, çok gayret et, uyluklarını hareket ettir, ayağa kalk, yürü, çabala, şirke ve tâğûta karşı çık, destek ol, sosyal yardım yap, gerisini boş ver, düşünme, önüne gelecek her zorluğu göğüsle, sabret!” anlamındadır.
    rtfSndPly*108.3*
    (١٠٨-٣)
    108.3*************اِنَّ شَانِئَكَ هُوَ الْاَبْتَرُ
    108.3 - İnne şânieke huvel ebter.
    108.3 - Asıl sonu kesik olan, sana buğzedendir.

  2. #2
    Misafir
    Üyelik tarihi
    Jun 2012
    Mesajlar
    97
    Tecrübe Puanı
    8

    Standart Cevap: Kevser suresi

    fesalli li rabbike vennar
    ı anlamakla
    soy kesikliğinden kurtuluş başlar

+ Cevap Ver

Benzer Konular

  1. Kevser Suresi okunuşu ve manası sesli dinle
    By Karani in forum Sorular ve Cevaplarla Dini konular Sesli anlatım
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01-10-2011, 01:24 AM
  2. Kevser Havuzu
    By BeRkCaN in forum Cennet ve Cehennem
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 02-08-2010, 04:48 PM
  3. kevser
    By BeRkCaN in forum Kuran Fihristi
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12-30-2009, 09:17 PM
  4. dini sözlük - kevser suresi
    By muhammet in forum İslami Sözlük
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12-26-2009, 03:26 PM
  5. Kevser Suresi
    By EhLiSuNNeT in forum Kuranı Kerim Meal
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 07-27-2009, 08:49 PM

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
^

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379