+ Cevap Ver
2 sonuçtan 1 ile 2 arası

Mesnevi-i Nuriye Bölüm 17 Zerre Sayfa 1

 Risale-i Nur - Said Nursi Katagorisinde ve  Mesnevi-i Nuriye Forumunda Bulunan  Mesnevi-i Nuriye Bölüm 17 Zerre Sayfa 1 Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Mesnevi-i Nuriye-Zerre Hidayet-i Kur’aniyenin şuasından İ’lem eyyühe’l-aziz! Cenab-ı Hakka nazır ve Ona vasıl olan yollar, kapılar, alemin tabakaları, sayfaları, mürekkebatı nispetinde bir yekun teşkil etmektedir. Adi bir yol kapandığı zaman bütün yolların kapanmış olduğunu tevehhüm etmek, cehaletin en büyük bir şahididir. Bu adamın meseli, gayet büyük askeri bir karargahı havi ...

  1. #1
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesajlar
    691
    Tecrübe Puanı
    11

    Standart Mesnevi-i Nuriye Bölüm 17 Zerre Sayfa 1

    Mesnevi-i Nuriye-Zerre


    Hidayet-i Kur’aniyenin şuasından

    İ’lem eyyühe’l-aziz! Cenab-ı Hakka nazır ve Ona vasıl olan yollar, kapılar, alemin tabakaları, sayfaları, mürekkebatı nispetinde bir yekun teşkil etmektedir. Adi bir yol kapandığı zaman bütün yolların kapanmış olduğunu tevehhüm etmek, cehaletin en büyük bir şahididir. Bu adamın meseli, gayet büyük askeri bir karargahı havi büyük bir şehirde, karargahın bayrağını görmediğinden, sultanın ve askeriyeye ait bütün şeylerin inkarına veya teviline başlayan adamın meseli gibidir.
    İ’lem eyyühe’l-aziz! Her şeyin batını zahirinden daha ali, daha kamil, daha latif, daha güzel, daha müzeyyen olduğu gibi, hayatça daha kavi, şuurca daha tamdır. Ve zahirde görünen hayat, şuur, kemal ve saire, ancak batından zahire süzülen zayıf bir tereşşuhtur. Yoksa batın camid, meyyit olup da ilim ve hayatı dışarıya vermiş olduğuna zehaba ihtimal yoktur.
    Evet, karnın (miden) evinden, cildin gömleğinden ve kuvve-i hafızan senin kitabından, nakış ve intizamca daha yüksek ve daha gariptir. Binaenaleyh, alem-i meleküt alem-i şehadetten, alem-i gayb dünya ve ahiretten daha ali ve daha yüksektir. Maalesef, nefs-i emmare, heva-i nefisle baktığı için, zahiri, hayatlı, ünsiyetli bir perde gibi meyyit ve zulmetli ve vahşetli zannettiği batın üstüne serilmiş olduğunu görüyor.
    İ’lem eyyühe’l-aziz! Senin yüzün, veçhin o kadar küçüklüğüyle beraber, geçmiş ve gelecek bütün insanların adedince kendisini onlardan ayıran ve tarif eden nişan ve alametleri havi olduğu gibi, yüzünü teşkil eden esas ve erkanında da bütün insanlar ittifaktadır. Bütün insanlarda, biri tevafuk, diğeri tehalüf olmak üzere iki cihet vardır. Tehalüf ciheti Saniin muhtar olduğuna, tevafuk ciheti ise Saniin Vahid-i Ehad olduğuna delalet ederler. Bu iki cihetin bir Kasıdın kasdıyla, bir Muhtarın ihtiyarıyla, bir Müridin iradesiyle, bir Alimin ilmiyle olmadığını tevehhüm etmek, muhalatın en acibidir. Fesübhanallah! Yüzün o küçük sayfasında nasıl gayr-ı mütenahi nişanlar derc edilmiştir ki, gözle okunur da nazarla, yani akılla görünmez.
    İnsan nevinde şu tehalüfle beraber buğday, üzüm, arı, karınca nevilerindeki tevafuk, kör tesadüfün işi olmadığı güneş gibi aşikardır. Madem ki kesretin böyle uzak, ince, geniş ahval ve etvarında da tesadüfün müdahalesine imkan yoktur. Ve tesadüfün elinden mahfuzdur. Ve ancak bir Hakimin kasdı ve bir Muhtarın ihtiyarı ve Semi, Basir bir Müridin iradesinin daire-i tasarrufundadır.
    Tesadüf, şirk ve tabiattan teşekkül eden fesat şebekesinin alem-i İslamdan nefiy ve ihracına Risale-i Nurca verilen karar infaz edilmiştir.
    İ’lem eyyühe’l-aziz! şeytanın ilka etmekte olduğu vesveselerden biri:
    "Yahu, şu koyun veya inek, eğer Kadir ve Alim-i Ezelinin nakşı, mülkü olmuş olsaydı, bu kadar miskin, biçare olmazlardı. Eğer batınlarında, içlerinde Alim, Kadir, Mürid bir Saniin kalemi çalışmış olsaydı, bu kadar cahil, yetim, miskin olmazlardı" diyen ve cinni şeytanlara üstad olan ey şeytan-ı insi! Cenab-ı Hak, herşeye layıkını veriyor. Ve maslahata göre veriyor. Eğer atası, in’amı bu kaideden hariç olsaydı, senin eşeğinin kulağı senden ve senin üstadlarından daha akıllı, daha alim olması lazımdı. Ve senin parmağın içinde senin şuur ve iktidarından daha çok bir şuur, bir iktidar yaratırdı. Demek herşeyin bir haddi var. O şey, o had ile mukayyeddir.
    Kader, herşeye bir miktar ve o miktara göre bir kalıp vermiştir. Feyyaz-ı Mutlaktan aldığı feyze olan kabiliyeti o kalıba göredir. Malümdur ki, dahilden harice süzülen cüz-ü ihtiyari mizanıyla, ihtiyaç derecesiyle, kabiliyetin müsaadesiyle, hakimiyet-i Esmanın nizam ve tekabülüyle feyz alınabilir. Maahaza, şemsin azametini bir kabarcıkta aramak, akıllı olanın işi değildir.
    İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsan, hikmetle yapılmış bir masnudur. Ve Saniin gayet hakim olduğuna, yaptığı vuzuh-u delaletle, sanki mücessem bir hikmet-i nakkaşedir. Tecessüd etmiş bir ilm-i muhtardır. İncimad etmiş bir kudret-i basire olduğu gibi, öyle bir fiilin mahsulüdür ki, istidadı irade ettiği şeyi kendisine veriyor. Eyle bir in’am ve ihsanın kesifidir ki, bütün hacatına vakıftır. Eyle bir kaderin tersim ettiği bir surettir ki, bünyesine lazım ve münasip şeyleri bilir, bu malümatla herşeyin maliki olan Malikinden nasıl tegafül eder? Ve bütün cinayetlerini bilen, hacatını gören, vaveylalarını işiten Semi, Basir, Alim, Mücib olarak üstünde bir Rakibin bulunmamasını nasıl tevehhüm edebilir?
    Ey nefs-i emmare! Niçin kendini hariç tevehhüm ediyorsun? Eğer evamire imtisal dairesinden çıkarsan, ya herkesin ayağını öpercesine müraat ve ihtiram etmeye mecbur olursun. Veya ehemmiyet vermeyerek zalim-i ale’l-küll olacaksın. Bu yük ağırdır, taşıyamayacaksın, en iyisi, ecnebi olan şirki terkle mülküllahın dairesine gir ki, rahat edesin. Ve illa, sefineye binip yükünü arkasına alan ebleh adam gibi olacaksın.
    İ’lem eyyühe’l-aziz! Bir insanı yaratan Halıkın, alemi müştemilatıyla beraber yaratmasında bir bu’d, bir garabet yoktur. Zira, bir insanın yaratılışı, içerisinde bulunan eşyanın yaratılmasından ibaret olduğu gibi, alemin de yaratılışı müştemilatının yaratılışından ibarettir. Ve keza, insan, aleme bir enmuzec ve küçük bir fihristedir. Çünkü kavunun halıkı, çekirdeğinin halıkından başkası olması mümtenidir.
    İ’lem eyyühe’l-aziz! Senin iktidarın kısa, bekan az, hayatın mahdut, ömrünün günleri madud ve herşeyin fanidir. Eyleyse, şu kısa, fani ömrünü fani şeylere sarf etme ki, fani olmasın. Baki şeylere sarf et ki, baki kalsın.
    Evet, yaşadığın ömürden dünyada göreceğin istifade ancak yüz sene olur. Bu yüz sene ömrünü yüz tane hurma çekirdeği farz edelim. Bu çekirdekler iska edilip muhafaza edilirse, ila-maşaallah semere verecek yüz tane ağaç olur. Aksi takdirde, ateşe atıp yakmaktan başka bir istifadeyi temin etmez. Kezalik, senin o yüz senelik ömrün de, şeriat suyuyla iska ve ahirete sarf edilirse, alem-i bekada ilelebed semerelerinden istifade edeceksin. Binaenaleyh, semeredar yüz tane hurma ağacını terk ve yüz tane çekirdeklerine kanaatla aldanırsa, o adam, hutameye (Cehenneme) hatab olmaya layıktır.
    İ’lem eyyühe’l-aziz! Evham, şübehat, dalaletin menşe’ ve mahzenlerinden biri: Nefis, kendisini kader ve sıfat-ı İlahiyenin tecelliyat dairesinden hariç addeder. Sonra tecelliyata mazhar olanlardan birisinin mevkiinde kendisini farz eder, onda fena olur. Sonra, başlar, bazı tevillerle o şeyi de Allah’ın mülkünden, tasarrufundan çıkartır. Kendisinin girmiş olduğu şirk-i hafiye girdirir. Ve şirk-i hafiden aldığı bazı halleri o masuma da aksettirir.
    Hülasa: Nefs-i emmare, devekuşu gibi aleyhine olan şeyi lehine zanneder. Veya Sofestai gibi münakaşa edenleridir ki, vekilleri birbirini reddeder. Tearuzan, tesakutan kabilinden, "Hiçbirisi de hak değildir" diye hükmeder.
    İ’lem eyyühe’l-aziz! Gafil nefis, ahireti dünyanın bitişiğinde ve dünyayla bağlı bir menzil zannediyor. Bu itibarla nefsin elinde iki silah vardır. Dünyanın zeval ve fenasının eleminden kurtulmak için ahireti düşünmekle ümitvar olur. ¬hiret için lazım olan a’mal külfetine gelince, gaflet veya tegafül ile ondan da kendisini kurtarır. Elmüş olanların hayatta olmadıklarını düşünmüyor. Ancak, sefere gidenler gibi, görünmüyorlarsa da hayattadırlar, diye zanneder. Ve ölüme o kadar ehemmiyet vermiyor. Bazı dünyevi işlerini ebedileştirmek için şöyle bir desise de vardır ki, "Matluplarımın dünyada semereleri olmasa da esasları ahiretle muttasıl ve ahirette faydaları vardır" diye müteselli oluyor. Mesela, ilim gibi, "Dünyada menfaati olmasa bile ahirette faydası vardır" diye iyi ciheti göstermekle, kötü ciheti altında yutturur.
    Hülasa: Nefis, devekuşu gibidir. şeytan Sofestai, heva da Bektaşidir. santralı olarak bir ağzı yap. Elbette yapamayacaksın. Eyleyse Allah’a şirk yapma!
    • • •
    Konu MuHaMMeD tarafından (01-27-2013 Saat 01:42 AM ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    Üst Düzey Yönetici MuHaMMeD - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2010
    Mesajlar
    3.556
    Tecrübe Puanı
    13

    Standart Cevap: Mesnevi-i Nuriye Bölüm 17 Zerre Sayfa 1

    "Muhakkak ki, şirk pek büyük bir zulümdür." Lokman Süresi, 31:13.
    İ’lem eyyühe’l-aziz! şu görünen alem, İlahi bir dükkan ve bir mahzendir. İçerisinde envaen türlü türlü mensucat kumaşlar, mekülat yemekler, meşrubat şerbetler vardır. Bir kısmı kesif, bir kısmı latif, bir kısmı zail, bir kısmı daimi, bir kısmı katı, bir kısmı lüb, bir kısmı mayi ve hakeza, her çeşit bulunur. Lakin bir kısmı icadi bir nescdir. Bir kısmı da tecelliyata bir nakıştır. Felasifenin dalaletince, icadla nakış birdir. Ve o dükkan sahibi de mücib-i bizzattır.
    İ’lem eyyühe’l-aziz! Enaniyetten neş’et eden şirk-i hafi katılaştığı zaman esbab şirkine inkılap eder. Bu da devam ederse küfre tahavvül eder. Bu dahi devam ederse, ta’tile, yani halıksızlığa incirar eder. El-iyazü billah!
    İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsanın hilkatinden maksat, mahfi hazine-i İlahiyeyi keşifle göstermek ve Kadir-i Ezeliye bir bürhan, bir delil, bir makes-i nurani olmakla cemal-i ezelinin tecellisi için şeffaf bir mir’at, bir ayna olmaktır. Hakikaten, semavat, arz ve cibalin hamlinden aciz kaldıkları emaneti insan haml ettiği cihetle cilalanmış, cilvelenmiş bir şekle girmiştir. Çünkü, o emanetin mazmunlarından biri de, insanın sıfat-ı İlahiyeyi fehmetmek için bir vahid-i kıyasi vazifesini görmektir. İnsanın hilkatinden maksat bu gibi şeyler olduğu halde, kısm-ı ekserisi perde olurlar, sed olurlar. Vazifesi fetih ve açmak iken kapatıyor, bağlıyor. Ziya ve ışığı neşir iken söndürüyor. Allah’ı tevhid etmek yerine şirk yapıyor. Ve keza, nur-u imanla Allah’a bakıp mülkü ona teslim etmekle itikaden mükellef iken, ene rasadıyla halka bakarak Allah’ın mülkünü onlara taksim ediyor. Hakikaten
    İ’lem eyyühe’l-aziz! Ey nefis! Eğer takva ve amel-i salihle Halıkını razı ettiysen, halkın rızasını tahsile lüzum yoktur; o kafidir. Eğer halk da Allah’ın hesabına rıza ve muhabbet gösterirlerse, iyidir. şayet onlarınki dünya hesabına olursa, kıymeti yoktur. Çünkü onlar da senin gibi aciz kullardır. Maahaza, ikinci şıkkı takip etmekte şirk-i hafi olduğu gibi, tahsili de mümkün değildir. Evet, bir maslahat için sultana müracaat eden adam sultanı irza etmişse, o iş görülür. Etmemişse, halkın iltimasıyla çok zahmet olur. Maamafih, yine sultanın izni lazımdır. İzni de rızasına mütevakkıftır.
    İ’lem eyyühe’l-aziz! Vacibü’l-Vücud, zatında, mahiyetinde mümkine benzemediği gibi, ef’alinde de benzemiyor. Çünkü, Vacibü’l-Vücudun kudretine nisbeten yakın-uzak, az-çok, küçük-büyük, fert-nev’i, cüz-küll aralarında fark yoktur. Ve keza, Onun fiilinde bizzat


    İnsan çok zalim ve çok cahildir.
    mübaşeret yoktur. Fakat, mümkinin kudreti bu derece değildir. Bunun için nefis, Vacibü’l-Vücudun ef’alini fiillerine benzetemiyor. Hakikatini fehmetmekte akıl mütehayyir kalıyor. Fiili failsiz zannediyor.
    İ’lem eyyühe’l-aziz! Arslan gibi hayvanların diş ve pençelerine bakılırsa, iftiras ve parçalamak için yaratılmış oldukları anlaşılır. Ve kavunun, mesela, letafetine dikkat edilirse, yemek için yaratılmış olduğu hissedilir. Kezalik, insanın da istidadına bakılırsa, vazife-i fıtriyesinin ubudiyet olduğu anlaşıldığı gibi, ruhani ulviyyetine ve ebediyete olan derece-i iştiyakına da dikkat edilirse, en evvel insan bu alemden daha latif bir alemde ruhen yaratılmış da teçhizat almak üzere muvakkaten bu aleme gönderilmiş olduğu anlaşılır.
    Ve keza, insan, hilkat semeresi olduğundan anlaşılır ki: İnsanlardan bir çekirdek var ki, Cenab-ı Hak şecere-i hilkati o çekirdekten inbat etmiştir. O çekirdek de ancak ve ancak bütün ehl-i kemalin ve belki nev-i beşerin nısfının ittifakıyla efdalü’l-halk, seyyidü’l-enam Hazret-i Muhammed Aleyhissalatü Vesselamdır.
    İ’lem eyyühe’l-aziz! Siyah ve beyaz nakışlarla nakışlı bir imameyle küre-i arzın kafasını saran semavat ve arzın Nazım ve Halıkı olan Allah’ın ulühiyetine layık mıdır ki, alemin bazı safahatını miskin bir mümkine tevdi ve tefviz etsin? Arşın Sahibinden maada arşın altındaki şeylere bizzat tasarruf eden imkan dairesinde kimse var mıdır? Kella! Çünkü o kudret kısa ve kasır olmayıp muhit bir kudret olduğundan, açık bir yer, bir delik kalmıyor ki, gayr müdahale etsin. Maahaza, ceberütiyet ve istiklaliyetin izzeti ve kendini sevdirmek ve tanıttırmak muhabbeti, gayre müsaade etmiyor ki, arada ibadullahın enzarını kendine celb eden ismi bir vasıta bulunsun. Maahaza, küll ile cüzde, nev’ ile fertte yapılan tasarrufat, birbirinin içinde mütedahil ve yekdiğerine mütesanit olduğundan, o tasarrufları ayrı ayrı faillere vermek mümkün değildir. Mesela, alemin nizam, intizam ve tasarrufunda arzın tedbiri dahildir. Arzın tedbirinde insanın da tedbiri dahildir. Ve aynı zamanda bu tasarrufat yapılırken, başka nevilerin de şuünatına bakılır. Ve hüceyrat-ı bedeniyeyle zerrat dahi yaratılıyor. Ve hakeza, bütün bu tasarrufat bütün safahata aynı kudretle yapılır. Nasıl ki şemsin nurundan, katre ve kabarcıklara varıncaya kadar hiçbir şey hariç kalmıyor. Bütün eşya o nurla tenevvür ediyor.
    Kezalik, bütün tasarrufat, kudret-i ezeliyeye aittir. Başka birşeyin müdahalesi yoktur. Küreden zerreye varıncaya kadar o kudretin tasarrufundan hariç değildir.
    Hülasa: Arının dimağını, mikrobun gözünü tanzim eden Zat, senin ef’al ve a’malini mühmel, başıboş, hesapsız, kitapsız bırakmayarak İmam-ı Mübinde yazar. Ona göre muhaseben olacaktır.
    İ’lem eyyühe’l-aziz! Herbir masnuda, herbir zerrede görünen tasarruf-u mutlak, kudret-i muhita ve hikmet-i basirenin delalet ve şehadetleriyle sabittir ki, bütün eşyanın Sanii vahiddir, şeriki yoktur. Ne kudretinde inkısam var, ne iktidar ve ihtiyarında tecezzi
    vardır. Binaenaleyh, Sani ancak Vacibü’l-Vücud olacaktır ki, kaderin mizanıyla yürüyen kudretine bir nihayet yoktur.
    İ’lem eyyühe’l-aziz! Sinek, örümcek, pire gibi küçük hayvanlar fil, camus, deve gibi büyük hayvanlardan daha zeki, hilkatçe daha güzel, san’atça daha tam oldukları halde, bunların ömrü kısa, onlarınki uzun, bunların zahiren menfaatleri yok, onlarınki var. İşte bu hal, hilkat-i eşyada Saniin külfeti olmadığına ve herşeyin vücuda gelmesi ancak "Kün" emriyle olduğuna bahir bir bürhandır.
    -1-
    • • •
    İ’lem eyyühe’l-aziz! -2- Evet, Allah, ilmi, iradesi, kudreti ve sair sıfatıyla muhittir. Daire-i ihatasından hariç birşey yoktur. Fakat, insan cüz’i ve kısa zihniyle Allah’ın azametine ve şemsin etrafında seyyaratı tedvir ettiğine bakarken, mesela arı gibi küçük hayvanlarla iştigal etmesini uzak görüyor. Çünkü Vacibü’l-Vücudu, mümkine kıyas ediyor. Halbuki, bu kıyasa göre küçük hayvanlara büyük bir zulüm olur. Çünkü onlar da -3- kaziyesince Halıklarını tesbih etmekle, Allah’tan maada kimseyi rab tanımıyorlar. Binaenaleyh, büyüğün küçüğe tekebbür etmeye hakkı yoktur.
    İ’lem eyyühe’l-aziz! Umumi olan bir in’am ile inayet-i şahsiye arasında münafat yok. Mesela, bir ziyafete yapılan umumi bir davet altında şahıslar da davet edilmiş olur. Yani, bu ziyafet umumi olduğundan davet umumiyette kalır; şahıslar nazara alınmıyor, denilemez. Binaenaleyh, Allah’ın nimetleri vakıf malı veya nehir suyu gibi umumi olup, in’amında şahıslar kast edilmemiş değildir. Ancak o umumiyette hususiyet de maksuddur. Binaenaleyh, eşhas o umumi in’amda kast edilmediklerinden, o nimetlere karşı şükretmeye mükellef olmadıklarına zehab etmek hatadır.
    İ’lem eyyühe’l-aziz! Yarın seni zillet ve rezaletlere maruz bırakmakla terk edecek olan dünyanın sefahetini bugün kemal-i izzet ve şerefle terk edersen, pek aziz ve yüksek olursun. Çünkü, o seni terk etmeden evvel sen onu terk edersen, hayrını alır, şerrinden kurtulursun. Fakat vaziyet maküse olursa, kaziye de maküse olur.


    1 "Allah dilediğini yapar." İbrahim Süresi, 14:27. "Ondan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur." Bakara Süresi, 2:255.


    2 "Allah onları arkalarından kuşatıcıdır." Bürüc Süresi, 85:20.
    3 "Hiçbir şey yoktur ki Onu övüp Onu tesbih etmesin." İsra Süresi, 17:44

+ Cevap Ver

Benzer Konular

  1. Mesnevi-i Nuriye Bölüm 17 Zerre Sayfa 2
    By EBaZeR in forum Mesnevi-i Nuriye
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 10-16-2009, 03:08 PM
  2. Mesnevi-i Nuriye Bölüm 16 Zühre Sayfa 1
    By EBaZeR in forum Mesnevi-i Nuriye
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 10-16-2009, 02:49 PM
  3. Mesnevi-i Nuriye Bölüm 12 Habbe Sayfa 2
    By EBaZeR in forum Mesnevi-i Nuriye
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 10-16-2009, 02:39 PM
  4. Mesnevi-i Nuriye Bölüm 12 Habbe Sayfa 1
    By EBaZeR in forum Mesnevi-i Nuriye
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 10-16-2009, 02:37 PM
  5. Mesnevi-i Nuriye Bölüm 6 Katre Sayfa 3
    By EBaZeR in forum Mesnevi-i Nuriye
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 10-16-2009, 02:25 PM

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
^

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379