Sual: Herkesin, mezhebindeki hükümlerin delilini bilmesi gerekir mi?
CEVAP
Müctehidlerin bildirdiği hükümlerin delillerini, mukallidlerin araştırmaları, anlamaları lazım değildir. (Redd-ül-muhtar)

Kitap, Sünnet, İcma ve Kıyas müctehidler için delildir. Mukallidler yani dört mezhepten birinde olanlar için delil, bulunduğu mezhep imamının ictihadı ve sözüdür; çünkü mukallidler, âyetten ve hadisten hüküm çıkaramaz. Bunun içindir ki, mezhep imamının sözü, Nass’a yani âyet ve hadise uymuyor göründüğü zaman, mezhep imamının sözüne uyulur; çünkü Nass ictihad isteyebilir yahut başka Nass’la değişmesi, tevil edilmesi veya nesh edilmiş olması mümkündür. Bunları da ancak müctehid anlayabilir. (Berika s.94)

Mezhebin hükmüne aykırı diye, hadis-i şeriflerle amel etmek, bize caiz olmaz. Mezhebimizin hükmüne aykırı gibi görülen hadis-i şerifler, âlimlerin sözlerini reddetmek için delil senet olamaz. Mukallidlerin bilgisi, bir şeyin helal veya haram olmasına delil olamaz. Bir şeyin helal veya haram olması için, müctehidin ictihadı lazımdır. (M. Rabbani 1/312, Mebde ve Mead 31)

Tabiinden yeni imana gelenler, Eshab-ı kiramı taklit ederler, delillerini hiç sormazlardı. Eshab-ı kiram bunlara, yalnız ibadetlerin nasıl yapılacağını öğrettiler. Delillerini aramalarını emretmediler. Delilsiz olarak taklit etmelerini kâfi gördüler. Her işlerinde Eshab-ı kiramın izinde giden mezhep imamlarımız da onlara uydular. Müctehid olmayanın, delil aramadan, dört hak mezhepten birine tabi olması gerekir. (F. Bilgiler)

Yazının kaynağını sormak
Sual: Mektubat-ı Rabbânî, Kimya-i Saadet gibi bazı kitapları okudum, hiç kaynak yazmıyor. Kaynaksız kitap yazmak doğru mudur? Bir hoca da, kaynak soranlarla alay ediyor, (Onun kaynağı taş delendir, kafanı yarar. Kimine de kaynağı Ebu Nuaym’dır, Deylemî’dir diyorum. “Onlar da ne?” der gibi bön bön suratıma bakıyor) diyor. Sualim şu: Okuyucunun kaynak sorma hakkı yok mu?
CEVAP
Sözü dinde senet olan âlime kaynak sorulmaz. İmam-ı Rabbânî veya İmam-ı Gazâlî hazretleri gibi büyük âlimlerin kitaplarında genelde, hadislerin kaynağı yoktur. İhya, Kimya-i Saadet gibi kitapları tercüme edenler, işgüzarlık yaparak hadislerin kaynaklarını bulup koymaya çalışmışlar. Bulamadıklarına da, (Bulamadık) diyerek, güya uydurma olduğu intibaını vermeye çalışmışlar. Bu çok çirkin bir şeydir. İhya’da, Mektubat'ta veya Fıkh-ı Ekber’de, yahut herhangi bir Ehl-i sünnet âliminin kitabında veya bir hadis kitabında böyle yazdığı söylenince artık kaynak sorulmaz. Bu kitapların kendileri zaten kaynaktır. Kaynağın kaynağı olmaz.

O hoca, bu hususta çok haklıdır. Kaynaktan anlamayanın, kaynağı inceleyemeyenin kaynak sorması yanlıştır.

Bize de kaynak soranlar oluyor. Mesela, (Yazınızın altına Redd-ül muhtar yazmışsınız, bize kaynağını söyleyin bu yazının) diyenler oluyor. O hocanın tâbiriyle, (Sen Redd-ül muhtar’ı duymamışsan, o zaman kaynağını niye soruyorsun?) demezler mi?

En iyi bilinen konularda da, kaynak soruluyor. Mesela (Besmelesiz kesilen hayvan yenir mi?) diye soruyorlar. Biz de, (Yenmez, Hanefî'ye göre leş olur, Şâfiî’de ise Besmele çekmek sünnettir) diyoruz. Hangi kitabın kaçıncı sayfasında yazdığı soruluyor. Bunu kitaplardan araştırıp bulmak ve anında okuyucuya söylemek çok zordur. En iyi bildiğimiz bir sorunun cevabına da kaynak gösterirsek, bu çok büyük zaman alır. Bazısı da, (Verilen kaynağın hangi tarihli baskının, hangi cildinin, hangi sayfası olduğunu da yazın) diyor. Bu tez veya akademik bir çalışma değildir. Her gün sorulara cevap veriliyor. Sayfa numarasıyla, baskı tarihiyle uğraşmak imkânsız denecek kadar zordur. Ama bazen, çok kimsenin helâl sandığı bir şey, haramsa ona mecburen kaynak buluyoruz.

İkinci olarak bir yazar, kaynak olarak âyet gösterse de, âyetten kendi anladığını yazıyor. Bu ise kaynak olarak zaten muteber olmaz. Bak kaynağını yazmış demenin bir anlamı olmaz.

Vehhâbîlerle zındıklar, kâfirler ve putlar için gelmiş olan âyet-i kerimeleri, Müslümanlara yüklüyorlar, bu yüzden Ehl-i sünnete müşrik damgasını basıyorlar. Rafizîler, İbni Sebeciler de, münafıklar için inen âyetleri Eshab-ı kirama yüklüyorlar. Mesela Mücadele 8, Münafikun 1, Muhammed 16, gibi âyet-i kerimeler münafıklar için inmiştir. Eshab-ı kiramla hiç alakası yoktur. Fâtır sûresinin on üçüncü âyeti putperestler için indiği hâlde, Vehhâbîler Müslümanların aleyhine delil olarak kullanıyorlar.

Buhârî’deki, (Kâfirler, kâfirler için gelmiş olan âyet-i kerimeleri, Müslümanlara yükletirler) hadis-i şerifi, hem Vehhâbîlerin, hem de İbni Sebecilerin kirli oyunlarını meydana çıkarmaktadır. Müslüman bunlara alet olmamalıdır.