Mirac nedir ve nasıl olmuştur


Soru:
Peygamber Efendimiz Allah Teala'yı miracda gördü mü, gördü ise bu nasıl bir görmedir, Peygamber efendimiz ile Allah Teala arasında bir perde olduğu bu perde aradan kalkınca Peygamberimizin Allah Tealayı gördüğü ve dayanamayıp bayıldığı, Allah Teala ile konuştuğu, hatta Allah Teala'nn Peygamber Efendimize Hazreti Ebubekir'in sesi ile hitab ettiği, Peygamber efendimize namazın farz olanı elli rekat olarak bildirildikten sonra Hazreti Musa (aleyhisselam) ile olan konuşması ve namazın beş vakte indirilmesi hususunda Peygamberimizin Hazreti Musa (aleyhisselam) ile Allah Teala arasında gidip gelmeler sonunda namazın beş vakte indirildiği anlatılmakta Biz Mirac bahsinde Allah Teala'yı nasıl tenzih etmemiz lazım ve bu anlatılanları nasıl anlamalı ve nasıl iman etmeliyiz?

Cevap:
Rahmet Peygamberi'nin (sa) miracı eşsiz bir mucizedir; mucize olduğu için de insanların bilgi araçları ile bilmeleri, tecrübe etmeleri mümkün olmayan tarafları vardır Miracın ruh ve beden beraberliği içinde mi yoksa yalnızca ruh ile mi, rüyada mı uyanık iken mi, bir kere mi birden fazla mı olduğu, miracda Resûlullah'ın Rabbini görüp görmediği gibi konular eskiden tartışıldığı gibi bugün de zaman zaman tartışma konusu olmaktadır Bu sebeple yukarıdaki soruya, üç arkadaşımla beraber hazırladığımız ve yakında Diyanet İşleri tarafından basılacak olan Kur'an Yolu isimli tefsirimizden de geniş alıntılar yaparak uzunca bir cevap vermek istiyorum
Hz Peygamber'in Mekke'deki Mescid-i Haram'dan Kudüs'teki Mescid-i Aksa'ya götürülmesi şeklinde gerçekleşen olağanüstü olay İslam kaynaklarında, ayet metnindeki ilgili fiilin mastarı olan ve "geceleyin yürüme, gece yolculuğu" anl----- gelen isra kelimesiyle anılır Bu yolculuğun, hadislerde anlatılan göklere yükseltilme safhasının da dahil olduğu tamamı ise "yükselme, yukarı tırmanma" anlamındaki "urûc" kökünden türetilmiş olan ve "yükselme vasıtası, aleti" manasına gelen mi'rac kelimesiyle ifade edilmektedir İsra suresinin ilk ayetinin meali şöyledir:
"Bir gece, kendisine bazı ayetlerimizi gösterelim diye kulunu Mescid-i Haram'dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren Allah eksikliklerden münezzehtir O, gerçekten işitendir, görendir"

Hz Muhammed'in peygamber oluşuyla başlayan, putperestlerin müslümanlar üzerindeki baskıları, Peygamber ailesiyle az sayıdaki müslümanlara karşı muhtemelen risaletin altıncı yılında başlayıp üç yıl süren ve büyük acılar getiren ekonomik ve sosyal boykota dönüştü Bu boykotun ardından Resûlullah, kısa aralıklarla sevgili eşi Hz Hatice ile amcası ve hamisi Ebû Talib'i kaybetti Resûlullah'ın bu kayıplardan duyduğu büyük üzüntü sebebiyle bu yıla "hüzün yılı" denildi İşte bu acılı olayların ardından Yüce Allah, bir bakıma sevgili Resûlünü, sabır ve tahammülü dolayısıyla hem teselli etmek hem de ödüllendirmek istedi ve bunun için genellikle mirac diye anılan büyük mucizevî olayı gerçekleştirdi
Yukarıda mealini verdiğimiz, İsra sûresinin 1 ayeti ile Necm sûresinin ilk ayetleri mirac olayına işaret etmektedir; aynı konuda hadis mecmualarında da 45 kadar sahabî vasıtasıyla bizzat Hz Peygamber'den bilgiler nakledilmiştir Ancak özellikle bu hadislerdeki ayrıntılı malumat değişik yorumlara yol açacak nitelikte olduğu için miracın tarihi ve nasıl cereyan ettiği hakkında farklı bilgiler verilmiştir Yaygın kabule göre mirac, peygamberliğin 12 veya 13 yılında (Muhammed Hamîdullah'a göre hicretin 9 yılında; bk İslam Peygamberi, İstanbul 1972, I, 92) vuku bulmuştur Konuyla ilgili çok sayıda hadis bulunmakta olup özellikle Buharî'nin el-Camiu's-sahîh'inde ("Salat", 8; "Bed'ü'l-halk", 6; "Mi'rac", 42; "Tevhid", 37) yer alan hadislere göre bir gece Hz Peygamber Kabe'nin avlusunda (diğer bazı rivayetlerde amcasının kızı Ümmühanî'nin evinde) "uyku ile uyanıklık arasında bir durumdayken" Cebrail yanına geldi, göğsünü açarak kalbini zemzemle yıkadı, sonra Burak denilen bir binek üzerinde onu göklere yükseltti (Başka bazı rivayetlere göre Hz Peygamber önce Kudüs'teki Mescid-i Aksa'ya götürüldü) Semanın birinci katında Hz adem, ikinci katında Hz İsa ve Hz Yahya, üçüncü katında Hz Yusuf, dördüncü katında Hz İdris, beşinci katında Hz Harun, altıncı katında Hz Musa, yedinci katında ise Hz İbrahim ile görüştü Kur'an'da "sidretü'l-münteha" (hudut ağacı) denilen ve bir görüşe göre (bk Şevkanî, V, 124) yaratılmışlarca bilinebilirlerin son sınırını işaretlediği kabul edilen hudut noktasının ötesine Cebrail'in geçme imkanı olmadığı için Hz Peygamber, Refref denilen bir araçla tek başına yükselmesini sürdürdü Bu sırada kendisine evrenin sırları, varlığın kaderiyle hükümlerin tesbiti için görevli meleklerin çalışmaları gösterildi Nihayet bir yoruma göre (bk Şevkanî, V, 123) bir beşerin beşer olma özelliğini koruyarak Allah'a yaklaşabileceği son noktaya kadar O'na yaklaştı (Ancak -aşağıda açıklanacak- ağırlıklı yoruma göre buradaki birbirine yaklaşma Cebrail ile Hz Peygamber arasında olmuştur; geniş bilgi için bk Necm 53/8-9)
Kulun Rabbine selam ve ihtiramını arzettiği, Allah'ın da Peygamber'ine selamla hitap ettiği ve inananlara esenliklerin dile getirildiği "et-Tahiyyat" duasındaki diyalogun mirac olayı sırasında gerçekleştiği kabul edilir Mekandan münezzeh olan Allah Teala ile Kur'an'ın "alemlere rahmet" olarak gönderildiğini bildirdiği Hz Muhammed arasında insan idrakinin kavramaktan aciz olduğu bir şekilde gerçekleşen bu buluşma sırasında Resûlullah'a, içlerinden günahkar olanlar -eğer affedilmezlerse- bir süre cehennemde cezalandırıldıktan sonra bütün ümmetinin cennete kabul buyurulacağı müjdelendi; ayrıca kendisine bir hediye olarak Bakara sûresinin "amene'r-resûlü" diye başlayan son iki ayeti verildi; İslam'ın en temel ibadetlerinden beş vakit namaz emredildi Bazı rivayetlere göre miracdan dönüş sırasında kendisine cennet ve cehennem ile buralarda bulunacak insanların durumları gösterildi Nihayet semadan Kudüs'e indirildi, kendisini burada önceki peygamberler karşıladılar ve onu kendilerine imam yaparak arkasında topluca namaz kıldılar En sonunda Hz Peygamber Mekke'den ayrıldığı noktaya getirildi Yine Buharî'deki rivayetlerin birinin sonunda ("Tevhid", 37; Taberî, XV, 5) "Peygamber uyandı ki Mescid'i Haram'dadır" denilmektedir
Söz konusu hadislerin baş kısmında miracın Hz Peygamber "uyku ile uyanıklık arasında" bir durumdayken başladığı, uyandığında kendisini Mescid-i Haram'da bulduğu şeklindeki ifadeler dolayısıyla bu olayın bedenle gerçekleşen bir yolculuk mu olduğu, yoksa bunun bir tür rüyada vuku bulan ruhanî bir durum mu olduğu hususunda erken dönemden itibaren tartışmalar yapılmıştır (mesela bk Taberî, XV, 5; İbn Kesîr, V, 40-41) Biri uykuda diğeri uyanıkken olmak üzere iki miracdan bahsedildiği de olmuştur Müfessirlerin çoğunluğu miracı Hz Peygamber'in hem bedeni hem de ruhuyla uyanıkken yaşadığı bir olay olarak düşünmüşlerse de onun uykudayken veya uyanık olarak fakat sadece ruhen yaşanmış bir hadise olması da değerini ve önemini azaltmaz Çünkü genel bir ilke olarak vahiy yollarından birinin de rüya olduğu kabul edilir Nitekim bu sûrenin 60 ayetinde mirac olayı kastedilerek "sana gösterdiğimiz rüya" şeklinde bir ifade yer almaktadır Buradaki rüya kelimesinin uyanıkken görme anl----- gelebileceği gibi bundan uykuda görülen rüyanın kastedilmiş olabileceği de belirtilmektedir (mesela bk Taberî, XV, 110; İbn aşûr, XV, 146) Ayrıca Hz İbrahim de oğlu İsmail'i kurban etme emrini rüyasında almıştı (Saffat 37/102) Ancak, mirac Hz Peygamber'in tamamen mucizevî bir tecrübesi olduğundan onu illa da aklın kalıpları içinde açıklamanın gerekli olmadığı muhakkaktır Taberî'ye göre Allah, kulunun ruhunu değil, mutlak bir ifadeyle kulunu geceleyin götürdüğünü ifade buyurduğuna göre "Peygamber sadece ruhuyla miraca çıkmıştır" diyerek ayetin anlamını sınırlamaya hakkımız yoktur (XV, 26)

"1-2- İndiği sırada yıldıza andolsun ki bu arkadaşınız ne sapıtmış ne de eğri yola gitmiştir 3- Kişisel arzularına göre de konuşmamaktadır 4- O, kendisine indirilmiş vahiyden başka bir şey değildir 5-7- Onu, çok güçlü, üstün niteliklerle donatılmış biri öğretti O, ufkun en yüce noktasındayken asıl şekliyle göründü 8- Sonra yaklaştıkça yaklaştı 9- O kadar ki iki yay kadar hatta daha yakın oldu 10- (Allah) kuluna ne vahyettiyse vahyetti 11- Gözün gördüğünü kalp yalanlamadı 12- Şimdi siz şüpheye düşüp gördükleri hakkında onunla tartışmaya mı kalkışıyorsunuz! 13-14- Andolsun ki onu bir başka iniş esnasında da Sidre-i Münteha'nın yanında gördü 15- Ki onun yanında huzur içinde kalınacak cennet vardır 16- O an Sidre'yi bürüyen bürümüştü 17- Göz ne kaydı ne de hedefinden şaştı 18- Hiç kuşkusuz o, Rabbinin ayetlerinden en büyüğünü görmüştü" (Necm: 1-18)
18 ayetteki "Hiç kuşkusuz o, görmüştü" anlamındaki cümlede öznenin Hz Peygamber olduğu açıktır; fakat onun neyi gördüğünü şu manalardan biriyle açıklamak mümkündür: a) Rabbinin ayetlerinden en büyüğünü, b) Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını, c) Rabbinin en büyük ayetlerini gördü Bunlardan ilk manayı tercih eden müfessirlerden bazıları bunu Cebrail'i görmesi şeklinde açıklamışlar, bazıları da Hz Peygamber'in Rabbini görmüş olması ihtimali üzerinde durarak bu konuyu geniş biçimde tartışmışlardır İbn Abbas'tan meşhur olarak nakledilen rivayette Peygamber'in Rabbini gözüyle gördüğü belirtilirken, kendisine bu konuda soru sorulan Hz aişe bu ihtimali reddetmiştir İbn Mes'ud ve Ebû Hüreyre'den meşhur olarak nakledilen rivayet de bu yöndedir İslam alimleri de bu rivayetleri Allah'ın zatı, sıfatları ve görülmesine ilişkin ayet ve hadislerle birlikte değerlendirerek iki eğilimi de savunan açıklamalar yapmışlardır Bazı alimler de Peygamber'in Allah'ı gözüyle değil kalbiyle gördüğü, Allah'ın zatının değil sıfatının tecelli ettiği gibi telifçi yorumlar ortaya koymuşlardır Bu noktada unutulmaması gereken bir husus da, anlatılan oluş ve tecellilerin cennet gibi farklı bir alemde, farklı varlık boyutunda, farklı şartlar içinde gerçekleştiğidir; cennette ise her müminin Rabbini göreceği bilinmektedir
Büyük Tefsir alimi Elmalılı'nın, Necm suresinin tefsirinde miracla ilgili yorumları verirken ara ara kaydettiği ve önemli bulduğumuz kendi tercihiyle ilgili düşüncelerini şöyle toparlamak mümkündür: Resûlullah, Cebrail'i Kur'an'ın her inen parçası esnasında, hangi sûrete girmişse öyle görüyordu Gerçek sûretinde ise bir defa Miraç'tan önce gördü, o vakit Cebrail Resûlullah'a inmişti Bir kere de Miraç'tan inerken gördü, bunda Resûlullah Cebrail'e doğru iniyordu ve Cebrail Sidre-i Münteha'nın yanında onu karşılıyordu Hz Peygamber namaz konusunda birkaç defa inip çıkmış olduğundan 13 ayetteki "nezleten uhra" tamlamasını "son bir iniş" şeklinde düşünmek daha manidar olur Dolayısıyla ufukta istiva etmeyi (doğrulmayı) Hz Peygamber'in kendisine yapılan talim (öğretme) üzerine nübüvvet ilminde yükselip istikametini alması (en yüksek ufukta istiva etmesi) şeklinde anlamak uygun olur Cebrail'in talimi üzerine Resûlullah en yüksek ufukta istiva ile kalmamış, ondan sonra Allah Teala'ya doğru yaklaşmıştır Bu durumda 8 ayetteki yaklaşmanın Resûlullah hakkında olduğu, cezbe (çekme) manası içeren "tedella" fiiliyle de onun cezbedilmesinin yani aşağıdan yukarı doğru çekilip çıkarılmasının kastedildiğini, dolayısıyla burada Mirac'a işaret bulunduğunu söyleyebiliriz 9 ve 10 ayetlerden de şu mana çıkmaktadır: Mirac'ta Allah'ın has kulu olan arkadaşınız Hz Muhammed o istivadan sonra Rabbine öyle yaklaştı ki, her vasıta ortadan kalktı yani Mirac'da Cebrail dahi vasıta olmaksızın Allah Teala kuluna her ne vahyetti ise vahyetti 18 ayetten, Resûlullah'ın, Cenab-ı Allah'ın rububiyetini gösteren, mutlak egemenliği altındakilere ait hayretler uyandırıcı ve söz kalıpları içine sığmayacak nice delilleri veya en büyük delili gördüğü anlaşılmaktadır; şu halde bunun mahiyetini açıklamaya kalkmak bizim haddimiz değildir ayette "Rabbini gördü" denmeyip "Rabbinin ayetlerinden en büyüğünü gördü" buyurulduğuna göre bu ifadenin zahirinden O'nun zatını gördüğü anlamı çıkmaz Bu konuyu açıklarken Razî'nin kullandığı bir ifade bize başka bir manayı düşündürdü: Rü'yet (görme) en büyük ayet olunca burada "kübra"yı ("en büyük"ü) rü'yet ile tefsir edebiliriz Bunu da iki yönlü düşünmek mümkündür: a) Rabbinin ayetlerinden yani mucizelerinden en büyüğü olan rü'yet mucizesini gördü; ahirette ümmetinin göreceği gibi beni gördü demek olabilir b) En büyük ayet olan rü'yetin hakikatini gördü demek olabilir Çünkü En'am 6/103 ayetinde geçtiği üzere "basar"ın (görmenin) künhünü ve dolayısıyla rü'yetin hakikatini Allah bilir O halde rü'yetin hakikatini görmek, -bir kudsî hadiste yer alan " artık onun kulağı, gözü ve kalbi ben olurum" ifadesiyle Enfal 8/17 ayetinin mazmunu üzere- Allah Teala'nın Resûlullah'ta tecelli eden en büyük yakınlık ayet ve delillerinden olmuş olur Bu yoruma göre ayet-i kübra (en büyük delil) hakikat-i Muhammediyye demektir Biz de [Elmalılı], sözün akışı makam-ı Muhammedî'nin açıklanmasıyla ilgili olduğundan, en büyük ayetin hakikat-i Muhammediyye olduğu kanaatini taşıdığımızı belirtmek istiyoruz Çünkü maksat hangisi olursa olsun, ayetlerin en büyüğü veya ayetlerden en büyüğünün onda tecelli etmiş bulunduğunda şüphe yoktur (VII, 4570, 4574, 4576, 4577, 4579-4580, 4582-4583,4586, 4588-4589)


Mirac olayını en sağlam kaynaklara dayanarak anlatan Hamîdullah Hoca'nın dediği (geniş açıklamasını kitabından okumak gerekir) şudur: "Benim acizane görüşüme göre miracın açıklanıp anlatılması, Allah'ın kullandığı aynı şekil tavsif ve anlatımlarla yapılması gerekir Kur'an ve hadislerle verilen açıklamalara inanmak ve bunlarda, ahiret aleminin ele alındığı ve insan hayal gücünün hissedebileceği ve fakat ifade edemeyeceği konulardan bahsedildiği daima hatırlarda tutulmalıdır Mühim olan bir insanın Allah'a doğru yücelişi, yükselişidir bunun nasıllığı ve nerede cereyan ettiği değildir Bu mucize tamamen ruhî-manevî alanda cereyan etmiş bir olaydır ve bu olayın da tasavvufî manada olmak üzere açıklanıp ortaya konması icab eder, asla coğrafi ve turistik bir seyahat olarak değil" (s133, par 249) "Miracı maddeten ve fiilen bir yerden diğer bir yere gidiş, bir yolculuk olarak düşünmede ısrar eden evvelki ilim adamlarına hürmetimiz bakidir" (s 143, par259)
Büyük mutasavvıf İmam-ı Rabbanî miracı şöyle anlatıyor: "O'nun (sa) mirac gecesinde Rabbini görmesi, dünyada değil, ahirette vaki olmuştur Çünkü O (sa), mirac gecesi mekan-zaman dairelerinin dışına çıkınca ve imkan aleminin darlığından kurtulunca ezel ve ebedi bir an olarak buldu, başlangıç ve sonu bir nokta olarak gördü" (C I, 283 mektup)
Süleyman Çelebi'nin eşsiz eseri Mevlid'inde okuyup dinlediğimiz mirac olayı, buraya kadar anlattıklarımızın, taklit edilemez güzellikte yapılmış bir özeti gibidir:
Bir feza oldu o demde rû-nüma
Ne mekan var anda ne arz ü sema (öyle bir alem ki, orada yer, gök ve mekan yok)

Kim ne halîdir ne malî ol mahal (O yer ne dolu, ne de boş)
Akl u fikr emez o hali fehm ü hall (Akıl bu hali anlayamaz ve çözemez)

Şeş cihetten ol münezzeh Zü'l-celal
Bî-kem ü keyf ana gösterdi cemal
(Altı yönden münezzeh celal sıfatlı Allah ona, nicelik ve nitelikten öte bir lutufla cemalini gösterdi)

aşikare gördü Rabbü'l-izzeti
ahirette öyle görür ümmeti

Bî-hurûf ü lafz u savt ol Padişah
Mustafa'ya söyledi bî-iştibah
(Harf ve ses olmaksızın Allah, Mustafa'ya, şüphesiz olarak konuştu, söz söyledi)

ahirette (cennette) Muhammed ümmeti de Allah'ı görecek, Allah miracda Peygamberi ile, bizim bilmediğimiz, madde ve maddi araçların arada olmadığı bir mahiyyete konuştu, işte bunun gibi yine bizim bildiğimiz ve anladığımız "görme"ye benzemeyen ve mahiyeti ondan farklı olan bir görme ile, dünyadan başka bir alemde Rabbini de gördü Allah ona bu kabiliyeti lütfettiği için bayılma filan da olmadı
Mi'rac Hz Peygamber'e büyük bir ihsan, eşsiz bir armağandır; ümmetinin de bundan büyük bir nasibi vardır Mi'rac gecesi Hz Peygamber'i, başta mirac olmak üzere genellikle mucizeleri, o gece armağan edilen namaz ibadetinin önemini, İsra sûresini ve orada geçen dini, ahlaki hükümleri anmak, anlatmak, temsil etmek elbette yararlıdır ve yapılmalıdır Ancak gerek bunları ve gerekse başka meşru şeyleri yapmak "miraç gecesine mahsus" bir sünnet, Hz Peygamber'in örnek olarak yaptığı bir ibadet değildir; böyle anlaşılırsa dine ekleme (bid'at) yapılmış olur

Hayrettin Karaman