Mescid-i Haram'ın MuhteremliğiMescid-i Haram neresi?.. Mescid-i Haram Kâbe'nin olduğu mescid... Niye Mescid-i Haram demişler? Orada her türlü edepsizlik haram, oraya her türlü ihtiram vacibdir de onun için... Oraya hürmet etmek lâzım!..
Öyle mübarek bir mahal ki, Mekke'nin müşrikleri bile onun hürmetini bilirlerdi. Ona hürmetsizlik etmekten tir tir titrerlerdi. Hürmetsizlik edecek gibi olsalar, başlarına sabaha kadar ne belâ gelecek diye beklerlerdi. Taşına bir kazma vurmak isteseler, Mekke-i Mükerreme'nin arazisi zelzeleye uğrardı, sarsılırdı, korkarlardı.
Habeşistan'ın komutanlarından Ebrehe'nin hikâyesini bilirsiniz. Ebrehe Habeş komutanı, "Bu Araplar niye bu Kâbe'yi ziyaret ediyorlar diye aklına ters gelmiş. Yemende tutmuş bir kilise binâ etmiş, altınlarla, yaldızlarla güzelce süslemiş. Gelip Kâbe'yi yıkacak, Mekke'nin ziyaret adetini, San'a şehrindeki kendi yaptığı mâbede döndürecek.
Kâbe'yi yıkmak için, bir ordu tanzim etmiş, çıkmış yola... Taif tarafından gelmiş. Şimdi biliyorsunuz Taif yolu, Arafat, Müzdelife tarafından geliyor. Arafat tarafından, Müzdelife'den gelecek, Kâbe'yi yıkacak, dümdüz edecek; bir daha orayı kimse ziyaret edemesin diye orayı yıkacak. Ama ne zaman oluyor?.. Peygamber Efendimiz'in Peygamberliğinden önce oluyor bu, dedesinin zamanında oluyor.
Ağır yükleri taşısın diye fil de koymuş ordusuna... Hattâ Peygamber Efendimiz'in zamanındaki yaşlı kimseler, "Ben orada filin pisliklerini gördüm." diye anlatırlarmış. Oraya gelmiş, ordan öteye fil gitmiyor. Geri döndürürlerse, koşa koşa gidiyor; ileri götürmek isterlerse, kazık saplıyorlar, sopa vuruyorlar, gitmiyor. Orada duraklamışlar.
Bu arada askerler etrafa dağılmış, gördükleri develeri gasbetmişler; kesecekler, yiyecekler. Askere yiyecek içecek de lâzım, biraz da edepsiz olduklarından, ellerinde silâh vs. olduğu için, ahalinin hakkına, hukukuna bakmamışlar. Yüz tane devesini almışlar Peygamber SAS'in dedesi Abdülmuttalib'in...
Abdülmuttalib kalkmış Mekke-i Mükerreme'den, Ebrehe'nin yanına, çadırına geliyor. İzin istiyor, diyor ki:
"--Ey komutan senin askerlerin benim burdaki yüz tane devemi aldı, onları bana geri ver!"
Ebrehe şöyle tepeden bakıyor, diyor ki:
"--Yâhu ben de sana kıymet veriyordum, kıymetli bir insan sanıyordum. Şimdi sen benim gözümden çok düştün. Benin senin şehrini yakmağa, yıkmağa geliyorum. Senin ibadethaneni yakıp harab etmeğe geliyorum. Sen 'Aman, etme eyleme, benim bu mâbedimi yıkma!' diyeceksin, benim elime ayağıma düşeceksin, bana yalvaracaksın diye beklerken; sen hiç oralı olmuyorsun, gelmişsin, 'Yüz tane devemi bana geri ver!' diye kendi malının tasasına düşmüşsün." diye itab etmiş.
Abdülmuttalib Hazretleri'nin cevabı kaya gibi oturmuş kafasına... Diyor ki:
"--Ben develerin sahibiyim; o Beytullah'ın sahibi Allah'tır. O beytini korumasını bilir."
Cevaba ve teslimiyete bak!.. Nerden biliyorlar; daha Peygamber Efendimiz peygamber olmamıştı, Peygamber Efendimiz'in dedesiydi?.. Yâni daha o zaman ahali müşrik, tevhid dini gelmemiş, nerden biliyorlar?.. Tecrübeyle biliyorlar. Bak teslimiyete, nasıl kuvvetle inanıyorlar: "O beytullahın sahibi Allah'tır, o onu korur. Ondan hiç tasa etmiyorum, sen benim develerimi ver!" diyor.
E ne oldu?..
(Fecealehüm keasfin me'kûl) "Yenik ekinlere benzediler o ordunun efendileri.. Allah ebâbil kuşlarını gönderdi, üzerlerine taşlar attılar. Ve onlar içleri yenilmiş, yenilmiş, kalmış ekin taneleri gibi oldular. Mahvoldular, perişan oldular, def olup gittiler. Kâbe'yi yıktırtmadı Allah-u Teàlâ Hazretleri...
Neden?.. Beytullàh... Ne demek beytullah?.. Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin evi, Allah-u Teàlâ Hazretleri'ne ibadet edilen mübarek ev... Allah-u Teàlâ mekândan münezzeh de, Allah'a ibadet edilen yer...
Onun azametine, büyüklüğüne bir başka misâl: Mekke'nin güneyinde Yemen tarafında, Sana'da bir kilise yıkılmış. Onu daha güzel bir şekilde tamir edelim diye, oraların ahalisine Mısır'dan en a'lâ cins keresteler, demirler, inşaat malzemesi vs. bir gemiye yükleniyor. Bakın, her hadiseden müslüman ibret alacak: Kilisenin tamir edilmesi için Mısır'dan aliyyül-a'lâ malzeme yükleniyor gemiye... Gemi tam Cidde hizasına geldiği zaman fırtınaya tutulmuş, karaya vurmuş, batmış. Öbür tarafa gitmiyor, gidemiyor.
Mekke'nin ahalisi de gidiyorlar, diyorlar ki:
"--Mâdem bu buraya battı, parçalandı; bize bu malzemeyi sat!" diyorlar.
Geminin kaptanıyla pazarlık yapıyorlar, o da satıyor. Geminin kaptanı aynı zamanda mimarmış, inşaatı yapmak üzere o malzemeyle beraber onu Mekke-i Mükerreme'ye getiriyorlar.
Sellerden Kâbe-i Müşerrefe'nin duvarları zedelenmiş, temele kadar indirip yeniden yapacaklar ama; orada ağaç yok, tahta yok, malzeme yok, ustalık da eksik... Bakın, Allah öbür tarafta kilisenin yapılması için malzemeyi yola çıkarttırıyor, ama Cidde'de yolunu kesiyor; "Oraya gitmeyecek, buraya gidecek, Beytullah tamir olacak!" diyor. Ve o zaman Beytullah'ı temeline kadar indirip yeniden yapıyorlar.
"Yâ Rabbi, eğer bu yaptığımız şey senin rızana uygun ise ni a'lâ; uygun değilse bize bildir yâ Rabbi!" diye korka korka indirmişler. Mekke'nin müşrikleri bunlar, daha iman gelmedi. Bir taşı bir tanesi yukarıdan indirmiş kazmayla, ötekiler uzaktan bakmışlar:
"--Yarın sabaha kadar buna bakalım! Bunun başına gökten bir felâket inerse, bir azab inerse, hiç dokunmayalım!" demişler.
Ertesi sabaha kadar bakmışlar, hiç bir şey yok... Onun üzerine o gelmiş, yine taşları indirmiş. Temele kadar indirmişler çatlayan duvarları... Temelden yeşil taşlar çıkmış. Orayı da indirmek üzere, bir tanesi kazmayı vurunca, Mekke'nin arazisi zelzeleye başlamış. "Aman, bundan öteye gitmeyelim!" demişler.
Hazret-i İbrâhim AS'ın koyduğu temele dokundurmuyor Allah-u Teàlâ Hazretleri... "Çatlayan yeri düzeltin, onun hesabı yapıldı, o temel öyle kalacak!" diye dokundurtmuyor. Onlar damüşrik oldukları halde bu tecrübelerden biliyorlar Mekke'nin halini... Öyle mübarek yer orası...
Orası peygamberler yatağı... Hazret-i Adem AS'ın otağının olduğu yer, Nuh AS'ın olduğu yer, İbrâhim AS'ın gezdiği yer, Mûsâ AS'ın gezdiği yer... Peygamberlerin cilvegâhı, gezdiği dolaştığı yer, mübarek yer... Allah-u Teàlâ Hazretleri mübarek eylemiş. Onun için Mescid-i Haram... Orada kavga olmaz, döğüş olmaz.
Oraya gayrimüslim giremez! Bugün bile hacca gidenler bilirler, "Gayrimüslimlere yasak, onlar burdan gitsin!" diye yarıyolda bir levha vardır. Onları başka yola, Taif yoluna verirler. Ancak müslüman olanlar girer Mekke'nin arazisine...
(İnnemel-müşrikûne necesün felâ yakrabül-mescidel-harâme ba'de àmihim hâzâ) [Müşrikler ancak bir pisliktir. Onun için bu yıllarından sonra Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar!] ayet-i kerimesine göre müşrik giremez oraya... Öyle mübarek bir yer...
Orası mübarek. Peygamber SAS Hazretleri Allah'ın sevgili kulu... O mübarek yerden Mescid-i Aksà'ya götürüldü.