Cumaya Erken Gelmek

Hazret-i Ali Efendimiz, Allah'ın arslanı, Esedullàhil-gàlib Aliyy-ibni Ebî Tàlib RA'ın rivâyet ettiği bu hadis-i şerif, cuma ile ilgili... Kardeşimiz besmeleyle hadis kitabının sayfasını açınca bu geldi. Onun için, bu müjdeli hadis-i şerifi okumakla başlıyorum:
198/12 (Ettehcîru ilel-cumuati haccu fukarâi ümmetî.) buyurmuş Peygamber SAS Efendimiz.
Bunun mânâsı şöyle: (Ettehcîr) aslında birisini hicret ettirmek demek, yâni bir yerden bir yere sürmek demek... Cumaya sürmek, yâni insanın kendisini derleyip toparlayıp, cuma namazına vaktin çok evvelinden gitmesi demek. Kendisini cuma namazının kılındığı yere evvelce, çok erken saatlerde atmak, oraya götürmek, sürmek demek oluyor. Yâni kısacası, cuma namazına erken gitmek demek oluyor. "Cuma namazına erken gitmek, benim ümmetimin fakirlerinin haccı gibidir." böyle buyurmuş.
Biliyorsunuz hac yapabilmek için insanın zengin olması lâzım, sıhhatli olması lâzım, yol emniyetinin olması lâzım, belli mevsimin gelmesi lâzım! O zamanda bu mübarek beldeye, şimdi bizim bulunduğumuz Mekke-i Mükerreme'ye, Medine-i Münevvere'ye gelip; belirli günlerde, belirli ibadetleri, çok anlamlı, çok derin ibadetleri yapmak lâzım!
Tabii zengin olmayana farz değil. Çünkü hac biraz da keseye dayanan bir ibadet. Uçak parasını toplayabilecek, borcu olmayacak insanın... Yolda ve gittiği yerde kalması için gerekli paraları olacak. Fakirlere hac farz değil, zenginlediği zaman farz oluyor.
Fakirler tabiî aşık-ı sâdık iseler, iyi müslüman iseler, ihlâslı müslüman iseler, hacılar hacca gittikleri zaman, veyahut umreye gidenleri filân görünce, fakirlerin şöyle bir boynu bükülür, yüreği bir cız yapar, yüreğinin yağı bir erir.

Aynı duyguları biz de yaşadık. Hocamız Mehmed Zâhid Kotku (Rh.A), --Allah-u Teàlâ Hazretleri makàmâtını daha a'lâ eylesin-- böyle kafile halinde yola çıkarlardı. Karayolu ile bir kaç defa Hicaz'a gittiklerini hatırlıyorum. Yirmiyedi araba, yirmibeş araba kafile halinde İstanbul'dan Ankara'ya gelirdi. Bendeniz kardeşiniz, o zaman Ankara'da, üniversitede görev yapmakta idim. Biz tabiî Hocamız gelince, Allah'ın evliyâullahı, mübarek büyüğümüz geldi diye bayram yapardık, sevinirdik. Hacı Bayram'a giderlerdi, herkes hoş geldin derdi.
Sonra bizdeki konaklamasını tâkiben, Ankara'daki günleri bittikten sonra, duâlarla yola çıkarlardı. Hacı Bayram Camii içerisinden, Hacı Bayram-ı Velî KS Efendimiz'in türbesinin önünden yola çıkılırdı. Ben hatırlıyorum, böyle nasıl yüreğimizin yağı erirdi. Onlar hacca doğru giderken, gidemeyenler arkada böyle boynu bükük kalırdık. Hem uğurlardık, hem ayrılığın göz yaşları, hem de "Ah benim de imkânım olsa, ben de gidebilsem!" gibi duygular içinde...

Hattâ rahmetli Necmeddin Yüceler amcamız vardı. İbrişim gibi ak sakallarını Hocamız çok severdi. Onun da Allah makàmını a'lâ eylesin; çok iyi insandı, evinde teravihler kıldırırdı, hayırlara koştururdu, vakfımıza hizmetleri, hayırları, bağışları çok... Bir seferinde hatırlıyorum, arabalardan birisinde boş yer varmış, hacca gidiyor kafile, arabanın boş yerine oturdu. Ondan sonra da çocuklarına dedi ki:
"--Arkamdan pasaportumu alın, vizeyi hazırlayın, hudûda gidinceye kadar bana pasaportu yetiştirin, ben gidiyorum!" dedi.
Orda oracıkta, hemen arabaya bindi rahmetli. Hatırlıyorum, tebessüm ederek, göz yaşlarıyla hac kafilesine katılmıştı.

Bunları niçin anlatıyorum?.. Hac ve umreye gidenleri uğurlayanların duygularına misâl olsun diye, sergilemek için anlatıyorum. Tabiî gidemezse insanlar: "Ah benim de param olsa, zengin olsam, sıhhatli olsam, Allah imkân verse, ben de o güzel diyarları görsem... Rasûlüllah Efendimiz'in gezdiği yerleri gezsem, büyüdüğü doğduğu yerleri görsem... Kâbe-i Müşerrefe'yi tavaf eylesem, Hacer-i Esved'i öpsem, zemzem suyundan kana kana içsem..."
Bizim mübarek Yunus'umuzun güzel ilâhileri var... Hepsi güzel, her birisi birbirinden güzel, bir arkadaşımız böyle bestelenmiş şeklini güzel okur idi, biz de ordan ezberledik:

Delil yapışsa elime,
Lebbeyk öğretse dilime,
İhram bezini belime,
Sarsam ağlayu ağlayu...

Böyle aşk ile şevk ile oralara gidip, "Aman Kâbem, canım Kâbem, varsam sana, yüzüm sürsem!" diye aşk u şevk ile oralara gitmek isterler, temennî ederler ama, olmuyor. Tabi bu temennîlerin içinde sevap kazanma duygusu, arzusu da var, "Allah'ın emrini yerine getireyim sevap kazanayım!" düşüncesi de var.
Pekiyi gidemeyenler ne olacak?.. Allah-u Teàlâ Hazretleri herkese gönlündeki niyetine göre, beslediği niyete göre mükâfat veriyor. Fakir gidemiyor ama, gitmeyi arzu edince Allah ona da büyük sevaplar veriyor. İşte burda da bir sevap yolunu, Peygamber SAS Efendimiz bize bildiriyor: "Cuma namazına erken gitmek, benim ümmetimin fukarasının haccı gibidir; yâni haccetmiş gibi Allah sevap verecek." diye müjdelemiş oluyor.

Aziz ve sevgili kardeşlerim, sevgili dinleyiciler! Eğer siz de böyle haccetmek gibi, hac yapmak gibi bir sevap kazanmak istiyorsanız, Rasûlüllah Efendimiz'in bu rivâyetini göz önünde bulundurarak, bu cuma namazına erkenden gidin!
Benim cuma ile ilgili bazı tenkitlerim, müşahadelerim oluyor. Müşahadelerde iyi olmayan şeyleri görünce, vazifemiz de olduğu için, biraz da tenkit etmemiz gerekiyor. Birisini ayıpladığımız için değil, ayıplamak İslâm'da yok. Yanlış yolda olan insana duâ ederiz, düzelttiririz. Ayıplamak doğru değil ama bir yanlışlığı söyleyip, yapılmamasını sağlamak da vazifemiz olduğu için söylüyorum.
Cuma günü, meselâ seyahatteyiz Anadolu'da; bir camiye geliyoruz, cuma namazı kılacağız. Güneşli bir gün, camiye geliyoruz. Bakıyoruz namaza yarım saat var, hacı babaların hepsi caminin avlusunda... Meselâ, bir ağacı devirmişler şöyle duvarın dibine, kumrular gibi oraya oturmuşlar, bastonlarını önlerine dayamışlar, sohbet ediyorlar. Fesübhànallàh!..
"--Es-selâmü aleyküm!" diyoruz.
"--Ve aleyküm selâm..." diyorlar, yüzümüze bakıyorlar.
Biz caminin içine dalıyoruz. Neden?.. Bir an evvel camiye girmekte çok sevap var. Camide durduğu zaman, namazı beklerken bile insanın sevabı işliyor, namazdaymış gibi sevap kazanıyor. Dışarda durulur mu?.. Cuma gününde, caminin avlusunda, dışarıda duruyorlar, güneşleniyorlar, sohbet ediyorlar; sarı öküzün küçük buzağısını sohbet konusu yapıyorlar. Böyle şey olmaz, bunu tenkit etmek lâzım!..
Bak Peygamber SAS buyuruyor ki: "Cumaya erkenden gitmek, hicret etmek benim ümmetimin fakirlerinin haccı gibidir."
Hicret kelimesini kullanmış. Yâni evinden hicret et bakalım camiye... Dükkândan hicret et bakalım, kapat bakalım şurayı, camiye git!.. Biraz erken git! Tam böyle namaz vaktini hesaplıyorlar, ezan okunurken camiye gidiyorlar. Olmaz!.. Seccadesini alıyor, en arkada kılıyor, farzı kıldıktan sonra hemen kaçıyor. Olur ama, olmaz!.. Yâni cuma namazının hepsini birden, âdâbına riayet ederek farzlarını, sünnetlerini yapmak lâzım, hutbeyi dinlemek lâzım!.. Hutbeden önce vaizler güzel güzel konuşmalar yapıyor, onları dinlemek lâzım! Kur'an okumak lâzım, Kehf Sûresi'ni okumak lâzım, Yasin Sûresi'ni okumak lâzım, tesbih çekmek lâzım, sevap kazanmak lâzım!..

Bir tenkid ettiğim husus da, cuma namazında hatip hutbeye çıktı mı, şöyle bir yerine yerleşen, sırtını duvara dayayan, gözlerini kapatıyor, gece eksik kalmış olan uykusunu orda tamamlıyor. Olmaz, orası uyuma yeri değil, veya uyuklama yeri değil veya keyif yapma, rehavete, gevşekliğe düşme yeri değil; orası uyanıklık yeri... Vaazı dinleyeceksin, hutbede konuşmayacaksın. Konuşursan, cumanın sevabı gider.
Hattâ misâl veriyor Peygamber SAS Efendimiz: Konuşan bir kimseye, "Sus konuşmak günahtır, hutbe okunurken konuşulmaz!" diye söylemek dahi, senin sevabının gitmesine sebep olur. Yâni, "Sus!" demek dahi sevabı kaçırtıyor, can kulağıyla dinleyeceksin. Yâni imam konuşurken söylediği sözler ayettir, hadistir, dinin ahkâmıdır diye dikkatle dinleyecek.
Onun için sevgili kardeşlerim, biraz evden camiye hicret etmek lâzım! Dünyadan âhirete, iş yerinden manevî sevapların kazanıldığı yere erken gelmek lâzım! Tehcîr hicret ettirmek, insanın kendi kendisi ordan alıp buraya, bu güzel yere getirmesi...
Birinci hadis-i şerif bu...

Cumaya erken gidin bu sefer. Tabiî cumaya gitmeden önce bir insan, cuma için gusül abdesti alırsa, yâni başından tırnağına kadar, soyunup tam bir gusül abdesti, yıkanma, cuma gusülü yaparsa yedi günlük günahı üç gün ilâvesiyle affoluyor, yâni geçmiş on günlük günahı siliniyor.
Cuma gusülünü, temizlenmesini terketmeyin! En yeni elbiseleri, bayramlık elbiseleri giyin! Bayramlık elbiseler sadece Ramazan ve Kurban Bayramı'nda, Süleymaniye Camii'nde bayram namazı kılmak için giyilmez. Cumaları da, cumaya giderken de en cici elbiseleri giyin! Çoluk çocuğunuza da en güzel elbiselerini giydirin, ter temiz yıkayın! Bir de güzel kokularla kokulayın, mis gibi, gül gibi, sümbül gibi, karanfil gibi kokarak camiye öyle gelin!..
Bizi de duadan unutmayın! Size bu hadis-i şerifi naklettik, siz de o sevapları kazanmak için öyle yapınca, "Şu Esad Hoca'ya da Allah dünya ve âhiretin hayırlarını versin!" diye, bizi de duadan unatmayın! Birinci hadis-i şerif buÉ