Haydin Vuslata





Öteler ötesinin pakizan gönüllere ulvi seslenişidir günde beş vakit ezan.
Mustafa (sav)’nın davetidir; aşka, vuslat sofrasına, sevgilinin kucağına…
Haydin aşka!…
Haydin vuslata!…Kim sevgiliyle sohbet etmek istiyorsa kulak versin diyor, bin dört yüzü aşkın yıldır bu iniltiler. Bu iniltiler, kimi zaman cenk haykırışıdır, kimi zaman canana yakılan ağıtlar kadar yanıktır. Bazen coşkulu bir bando gibi tüyler diken diken olur, bazen de dervişler halkasının hayhuyuna kapılmış ruh gibi cezbeyle bedeni terk eder ezanın maverai sedası karşısında.
Bu ölümler diyarında, bu yokluklar dehlizinde hayatın adıdır ezan. Ezan hayata çağırmaktadır, ölüleri diriltme, sarhoşları ayıltma, uykuda olanları şefkat yüklü nağmesiyle uyandırmanın adıdır ezan ve ezan; hayatın ritmi, yaşamın belirtisidir İslam ümmeti için. Müminler yabancı bir beldeye gittiklerinde uzaktan uzağa dinlerler o beldeyi. Ezan vakti gelir de ezan sesi duymazlarsa o zaman o yerde ölümün kol gezdiğini anlarlar.
Ezan, hayatın sesidir. Bu nedenle ölü ruhlar, ezanın kıymetini anlayamaz ve onu kuru bir gürültü sanırlar. Ve işte bu nedenle hayat dolu Mümin âşıklar, ezanın susmasını hayatın susması, kıyametin kopması ve insanlığın hercü merc olması demek olduğunu anlarlar ve susturmazlar bu aşk iniltisini hayatları pahasına.
“Ruhumun senden ilahi şudur ancak emeli.
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli
Şu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli”
Biz, bu hayat çağrısının neresindeyiz? Duyuyor musunuz seherde inleyen Mustafa(sav)’nın bülbüllerini. Ne de güzel şakıyorlar günde beş fasıl; her fasılda maveradan ölümsüz nefesler devşiriyorlar dünyamıza. Her tarafı ıtır kokusu, Cavidan gül kokusu kaplıyor sonra duyar mısınız?
Yoksa hayatın keşmekeşinde ve lanetli dünya eğlencesinin tamtamlarında işitilmiyor mu aşkın sesi? Şeytanın bataklığında, günahların iğrenç kokularında burunlar koku almaz mı oldu yoksa?
Damarlardan fışkıracak bir hırsla ticarete dalmışken; çil çil paracıkları sayıp duruyorken veya lüks evin konforunda en olmayacak hülyalar sayıklıyorken; ezana durunca Mustafa (sav)’nın Bilalleri, bir an durup bu ses de neyin nesi, beni kurtuluşa çağıran kim diyecek aşk mabetlerine, mescitlere koşuşturup biraz olsun sevgiliyle sohbetin ve vuslatın tadına varıyor muyuz?
Bu dünya Mustafa(sav)’nın hayat bahşeden, diri tutan, ölü toprakları canlandıran, uğradığı her yeri gülşene çeviren, her memleketi rayihasının efsunuyla tütsülendirip çiçek bahçesine çeviren; aşk dolu, gizem dolu, hayat dolu ezanıyla ayaktadır.
Bu aşk iniltisine kulak verip çağrısına Lebbeyk diyerek mescitleri dolduranlar kalmazsa ezan susar; yerküre, kahır yüklü başını alıp kehkeşanın duvarlarına çarpar ve paramparça dağılır, gider…
Ama sevgilinin davetine “lebbeyk” diyerek cami yolunu arşınlayanlar var oldukça ezan susmayacaktır İnşaallah…
Mümin ruhlar, ötelerden bu dünyaya gözlerini sımsıcak ezan esintileriyle açarken günde beş kez, bu ezeli sedanın lahuti dokunuşlarına kanarak yaşarlar ve yine bir ezan vakti, sonsuzluk rüzgârları alır götürür ruhlarını sevgiliye doğru, sevgiliye doğru…
Ezan, gönüllerin pasını almakla kalmaz; ruhları da gümüş silklere dizilmiş, nurefşan inciler gibi parlatır, Mümin saflarda namaz.
Bu da yetmez, maveradan akan abı hayat gibi ezan nağmeleri en aşkî terennümlerle yayılır evlere, sokaklara, ovalara, köylere ve toplumların bel¬leklerine. Bir anda temizleyiverir kötü ve çirkin adına ne varsa sinelerde.
Ey sevgili yolunda meftun âşık!


Eğer can kulağıyla dinlersen ezanı; onun Mustafa(sav)’dan miras kalan vuslat, aşk ve sonsuzluk iksiri olduğunu duyarsın tüm benliğinle.Ey Yarlar Yarına müştak âşıklar!


Sevgili her gün beş vakit sizi vuslata ve sohbete çağırıyor farkında mısınız?