Namaz - Namaz kılmak hakkında

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: “Kim ki abdestini güzel alır, namazını vaktinde kılar, rükû ve sücûdunu tamamlar, huşûuna riâyet ederse o namaz beyaz ve parlak olduğu halde yükselir ve benim hakkıma riâyet ettiğin gibi Allah da seni korusun der. Kim ki abdestini güzel almaz, namazı vaktinde kılmaz, rükû, secde ve huşûuna riayet etmezse, siyah ve karanlık olduğu halde yükselir ve beni zayi' ettiğin gibi Allah da seni zayi' etsin der, Allâhü Teâlâ’nın dilediği yere gittikten sonra bir paçavra gibi dürülür ve adamın suratına çarpılır.

Hz. Ali bin Ebi Talib (Kerrema’llahü vechehu) namaza duracağı vakit benzi sararır ve vücudu titrerdi. “Sana ne oluyor, yâ Emire'l-Mü'minin?” diye sorduklarında: “Allâhü Teâlâ’nın, yerlere, dağlara ve göklere arz edib de onların kabulünden kaçındıkları ve benim boynuma aldığım ilahi emaneti ödeme zamanı gelmiştir, nasıl korkmayayım?” diye cevab verirdi. Hz. Ali (r.a.) abdest alırken rengi solardı. Bunun sebebini sorduklarında: “Kimin huzuruna çıkmak için hazırlandığımı bilmiyor musunuz?” diye cevab verirdi.

Hatem-i Esam'a (r.h.) nasıl namaz kıldığı soruldu: “Vakit yaklaşınca güzelce abdestimi alır, namaz kılacağım yere gider, orada oturur, aklımı başıma alır, sonra namaz için ayağa kalkarım. Kabe’yi iki kaşım arasına, Sırat’ı ayaklarımın altına, cenneti sağıma, cehennemi soluma alır, Azrail’i tepemde ve bu namazı son namazım diye kabul eder, korku ve ümit ile huzur-i Rabbü'l-Âlemîn’de durur, tahkik ile tekbir alır, ağır ağır ve manasını düşünerek Kur'ân okurum, tevazu ile rükû eder, huşû ile secdeye kapanırım. Sağ ayağımı diker -sol ayağımı yatırır- üzerine otururum. Namazımı ihlas ile kılarım. Ondan sonra da yine kabul olup olmadığını bilemem, korkusunu duyarım.” diye cevab vermiştir.

(Abdullah) ibn-i Abbas (r.a.) manasını düşünerek huzur ve huşu ile kılınan iki rek’at namaz, gafil kalb ile akşamdan sabaha kadar kılınan namazdan hayırlıdır, buyurmuştur.