ibadetlerin en makbulü namazı eda etmektir

İmâm-ı Rabbânî Hazretleri (k.s.) buyurdular:

"İyi bil ki insanın itikadını tashih etmesi lazım geldiği gibi sâlih ameller işlemesi de lazımdır. Bütün ibadetleri kendisinde toplayan ve Allâhü Teâlâ'nın rahmetine en çok yaklaştıran ibadet namazı eda etmektir. Zira Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Namaz dinin direğidir. Kim namazını kılarsa dinini ikâme etmiş olur. Kim de namazı terk ederse dinini yıkmış olur." buyurmuştur.
Namazlarını eda etmeye devam eden bütün çirkinliklerden; dinde, örf ve âdette hoş görülmeyen şeylerden korunmuş olur. "Şüphe yok ki namaz, hayâsızlıklardan ve günahtan (ve yaramaz şeylerden) nehyeder." meâlindeki (Ankebût sûresinin 45.) âyet-i kerîmesi bu manayı teyid etmektedir. Sahibini hayâsızlık ve günahlardan alı*koymayan namaz, hakiki değil, şekilden ibaret bir namazdır. Ancak hakikati elde edinceye kadar şekli terk etmek uygun olmaz. Çünkü tamamı idrak olunamayan, yapılamayan bir şeyin tamamı terk edilmez. Ekramü'l Ekrem'în olan Allâhü Teâlâ namazın suretine itibar edip onu hakikat olarak kabul edebilir.
Namazı huşû ve huzur ile cemaatle eda etmeye devam ediniz. Zira namaz, kurtuluş ve felaha kavuşmaya sebebtir. Allâhü Teâlâ "Muhakkak ki mü'minler kurtuluşa ermişlerdir. Ki onlar namazlarında huşûludurlar." (Mü'minûn Sûresi, âyet 1-2.) buyurmuştur.
Netice olarak reddolunma tehlikesine rağmen amel etmeye devam etmelidir. Görülmüyor mu ki, düşmanın galib olduğu bir zamanda, askerlerin basit, küçük bir gayreti ve mücadelesi çok büyük itibar kazandırır. Bunun gibi nefsin galip olduğu bir devir olan gençlikte salih ameller işleyen, ibadet ve itaatla meşgul olan gençlere, bu yaptıkları Allâhü Teâlâ katında büyük itibar kazandırır. Ashâb-ı Kehf, Allâhü Teâlâ nezdindeki faziletlerin tamamını din düşmanlarından hicret vasıtasıyla elde etmişlerdir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) 'Fitne ve karışıklığın olduğu zamanda ibadet etmek, bana hicret etmek gibidir.' buyurmuştur. (Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî, 1/85)