Korku ve Ümit

Peygamber SAS Efendimiz bir hadis-i şerifinde buyuruyor ki:

ME. 971 (Lev ya'lemül-mü'minü mâ indallàhi minel-ukbeti mâ tamia bicennetihî ehad, ve lev ya'lemül-kâfiru mâ indallàhi miner-rahmeti mâ kaneta min cennetihi ehad.) Revâhuş-şeyhàn. İmam Buhârî ve İmam Müslim, iki büyük meşhur, kitapları çok kıymetli, hadis âlimi, yâni hadis ilminin zirvesi olan, derya gibi olan iki büyük âlimin rivayet ettiği sahih hadis-i şeriftir.
Peygamber Efendimiz ne buyurmuş, bu okuduğumuz hadis-i şerifin mânâsı ne, anlamı nedir:
(Lev ya'lemül-mü'min) "Eğer mü'min kul bilseydi, (mâ indallàhi minel-ukbeh) Allah'ın indinde, Allah'ın yanında, Allah'ın evinde, ahirette ne gibi cezalar olduğunu bilseydi... Yâni kâfirleri nasıl cezalandıracak, münafıkları nasıl cezalandıracak, zâlimleri nasıl cezalandıracak; o cezaların şöyle neler olduğunu bir bilseydi; (mâ tamia bicennetihî ehad) cennete girmeye hiç kimsenin ümidi kalmazdı."
"Ben bu kadar cezaları geçip de, Allah'ın cennetine nâil olabilirim, içeri girebilirim." diye hiç kimsenin aklının köşesinden geçmezdi, ümidi kalmazdı, korkudan beti benzi sararırdı. Cenneti temennî edemiyecek kadar kendisinin suçlu olduğunu hissedip de, korkudan sararıp solardı...

Tabii amacım sadece korkutmak değil, hadis-i şerif öyle geldiği için söylüyorum. Demek ki, mü'min kul, Allah'ın cezasını da düşünecek. Bazı insanların cezaya uğrayabildiğini düşünecek. Mü'minliğine güvenip, yan gelip yatmayacak; o cezalara uğramamak için var gücüyle çalışacak.
Hadis-i şerifin öbür tarafında da:

(Ve lev ya'lemul-kâfiru mâ indallàhi miner-rahmeti mâ kaneta min cennetihî ehad) "Kâfir de Allah'ın huzurunda mü'min kulları için nice nice ikramlar, ihsanlar, lütuflar, bağışlar, mükâfatlar, sevimli, tatlı, güzeller güzeli şeyler, rahmetinin eseri olarak neler neler hazırlandığını eğer biliverseydi; o zaman cennete girmekten hiç kimse ümidini kesmezdi."
"--Yâ Allah'ın rahmeti çok genişmiş, herhalde bize de lütfeder..." derdi. Yâni kullarına nice mükâfatlar hazırlamış, nice nice ihsanlarda, ikramlarda bulunacak.

Tabii Allah'ın en büyük ikramı, kulu afv ü mağfiret etmesi. Çünkü hiç kimse yaptığı işlerle doğrudan doğruya cennete giremeyecek; Allah kat kat mükâfatlandırdığı taktirde girebilecek... Yoksa kimseyi ameli, icraatı, faaliyetleri, ibadetlerinin ağırlığı, ücreti, cennetin parasını karşılayacak değil, cennete sokacak değil. Evet ibadet sevaptır, güzeldir, hac güzeldir, umre güzeldir, hatim güzeldir, namaz güzeldir, her şey güzeldir ama, bunlar aslında Allah'ın rahmetlerinin, ikramlarının terazisinin karşı kefesine koysan bir rahmetini, bir ikramını bile karşılayamaz. Hep lütfundan cennetine sokuyor.
"Kâfir, Allah'ın kulları böyle afv ü mağfiret ediverip de, hatalı da olsa cennetine soktuğunu bilseydi, ümitsizliğe düşmezdi." diyor Efendimiz. Yâni, ümitsizliğe düşmek de yok amma ben mü'minim diye şımarmak da yok. Bazısı diyor ki:
"--Ben mü'minim ne olacak yâni? Allah beni cennetine sokmayacak da kimi sokacak?"
Mü'min olunca sen ne yapmış oluyorsun? Lâ ilâhe illallàh demiş oluyorsun, Allah'ın varlığını birliğini kabul etmiş oluyorsun. Zaten öyle, zaten Allah var, kâinatı yaratmış, eserinden, rahmetinden, icraatından belli, her şey onun elinde... Elbette varlığını, birliğini akıllı insan kabul edecek. Yâni aslında çok büyük bir şey yapmıyor amma, doğru bir şey yapıyor. Onun mükâfatını Allah kat kat arttırdığı için cennetine sokuyor.

Onun için muhterem kardeşlerim, mü'minliğin güzel bir şey olduğunu bileceğiz. Yine de insan, Allah'ın kahrına gazabına uğrayabileceğini düşünecek, ayağım kayabilir diyecek, şımarmayacak, gevşemeyecek. Allah'a kulluğu da arttıra arttıra devam ettirecek.
Peygamber Efendimiz üç aylar geldi mi, --yâni Receb, Şa'ban, Ramazan-- durumunu değiştirirdi. O kadar güzel Peygamber, ona rağmen gece ibadetlerini vs. arttırır arttırır; artık Ramazanın son on gününde i'tikâfa da girer, evine de gitmemeğe başlardı. Camide gece gündüz ibadet etmeğe, Kadir gecesini yakalayıp ihyâ etmeye bize numûne olurdu.
Onun için, mü'min olduğumuza hamd edelim, Allah'a şükürler olsun ki, müslümanız. Elhamdü lillâh alâ ni'metil-İslâm ve tevfikil-îman ve hidayetir-rahmân... Allah'ın hidayet vermesi, bizi mü'min eylemesi, imanımızın rızasına uygun olması, ömrümüzün ibadetleri yaparak geçmesi, elhamdü lillâh çok güzel... Ama şımarmayacağız, ama gevşemeyeceğiz.

Kâfirler de kâfirliklerinin yanlış olduğunu bilecek. Allah affedebilir; mü'min olurlarsa, doğru yola girerlerse, zâlim zulmünü bırakırsa, kâfir küfrünü bırakırsa, müşrik şirkini bırakırsa, doğru yola gelirse, imana gelirse, geçmiş günahları Allah siler, cennetine sokabilir. Bu fırsatı kaçırmayacak. Bu fırsat ne zamana kadar? En son nefese kadar. En son nefes zamanı geldi mi, artık gözden perdeler kalkıp da ahiret görüldü mü, muhakkak ahirete gideceği anlaşıldı mı, o zamanki ye's imanının; yâni dünyadan artık ümidi kalmamış, ahireti görüyor, o zamanki imanın kıymeti yok...
O zamandan önce olacak. Yaşamaya ümidi varken, daha ölümü uzak görüyorken, hayat devam edecek diye düşünürken, Allah'a güzel kulluk etmeğe gayret edecek.
İşte üçaylarda, Recebi geçirdik, Mi'rac kandilini yaşadık. Daha evvelden Recebin başında Regâib kandiliyle başladık, şimdi Şa'banın ortasına geliyoruz, Berâet kandili oluyor. Berâet gecesi çok önemli bir gece, ondan sonra da Ramazan gelecek. Gayretlerimizi arttıralım, aziz ve sevgili Akra dinleyicileri!..