+ Cevap Ver
2 sonuçtan 1 ile 2 arası
Like Tree1Beğeniler
  • 1 Post By ŞehadetGüvercini

Haramin azabi, helâlin de hesabi...

 İslami Konular ve kaynakları Katagorisinde ve  Ölüm Kıyamet Ahiret Forumunda Bulunan  Haramin azabi, helâlin de hesabi... Konusunu Görüntülemektesiniz.=>HARAMIN AZABI, HELÂLİN DE HESABI... Azap veya rahmete doğru sırat köprüsü bu dünya. Tecellîler ona göre. Fakat her zaman rahmet, gazaba üstün. Her tarafı alevler kuşatacağı sıralarda bile bir rahmet bulutu geliyor, hususî bir gölgelik oluşturuyor. Gönülleri; Azaba karşı rahmet kalkanları koruyor. İnsanlık nefes alıyor. O rahmet; Cehennem kapılarını kapattırıyor. ...

  1. #1
    Moderator sabır - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2011
    Mesajlar
    1.195
    Tecrübe Puanı
    10

    Post Haramin azabi, helâlin de hesabi...

    HARAMIN AZABI, HELÂLİN DE HESABI...

    Azap veya rahmete doğru sırat köprüsü bu dünya.

    Tecellîler ona göre.

    Fakat her zaman rahmet, gazaba üstün.

    Her tarafı alevler kuşatacağı sıralarda bile bir rahmet bulutu geliyor, hususî bir gölgelik oluşturuyor.

    Gönülleri;

    Azaba karşı rahmet kalkanları koruyor.
    İnsanlık nefes alıyor.

    O rahmet;

    Cehennem kapılarını kapattırıyor.

    Cennet kapılarını ise ardına kadar açtırıyor.

    Şeytanları ve şeytanlıkları zincire vurduruyor.

    Böylece;

    Ehl-i îmânı özel bir şekilde muhafaza ediyor.

    O rahmet;

    Mevsim itibarıyla Ramazân-ı şerif.

    Şahsiyet itibarıyla Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem.

    İdrak eden, anlayan, yaşayan her gönül için.

    Bilhassa;

    Haramın azabından kaçanlar için müstesnâ bir sığınak, o rahmet.

    Helâlin hesabına hazırlananlar için bambaşka bir kıvam, o rahmet.

    Lâkin;

    Gafiller için ise?

    Heyhat!

    Sıradan zamanlardan farkı yok.

    Çünkü onların devrânındaki;

    Her vakit, çalkantılı. Her zaman karmaşık. Hele şimdiler, daha bir acayip!

    Bu yüzden;

    Onlarda, git gide, meseleden meseleye;

    Duvarlar harap oluyor, sınırlar karışıyor, çizgiler bozuluyor.

    İdrak terazileri doğru işlemiyor.

    Bir tuhaf rüzgâr ile;

    Mikropla şifânın arasındaki duvarı yıkmak, haram ile helâlin sınırlarını yok etmek, maharet hâline geliyor.

    Keyifler ve keyfîlikler merkeze oturuyor;

    Nefsâniyetler ilâh kesilmiş;

    «‒Ben, ben, ben...» diyerek hiçbir hak ve hukuk tanımadan yürüyüp gidiyor.

    Ne ilâhî istikamet, ne de ulvî gaye.

    Sadece dünya. Sadece zevk. Sadece gaflet. Sadece ego. Sadece ten. Sadece keyif.

    Hattâ;

    Ehl-i îmandan nicesi de bu fırtınaya kendini kaptırmış ve artık geçici bir rahatın derdine düşmüş. Her şeyini o geçici rahata göre tanzim ediyor. Kalıcı ve ebedî olan gerçeği hattâ umursamıyor bile. Yaşayış şeklini çünkü öyle sistemliyor artık. Üstelik neslini yetiştirme anlayışını da, artık bu geçici rahata göre temellendiriyor. Çünkü âhiret ölçüsüyle terbiye, tamamen çileli ve şu geçici rahata aykırı. Tabiî, ona göre bu, olmayacak şey.

    Sanki ölüm yok!

    Sanki kabir âlemi yok!

    Sanki mahşer yok!

    Sanki hesap yok!

    Sanki cennet ve cehennem yok!

    Sanki hepsini unutmuş!

    Ancak;

    Tabiî ki İlâhî takdir, şaşmadan işliyor.

    Bizler için;

    Yegâne gerçek, ilk insandan son insana kadar hep aynı:

    Bir imtihandayız ki, harâmın azâbı var,
    Mîzanda sayfa sayfa helâlin hesâbı var... (Seyrî)

    İşte;

    Bu şuura erişmede Ramazân-ı şerif, mükemmel bir terbiye vesilesi.

    Çünkü;

    Helâlden bile el çekme eğitimi sayesinde haramlardan tamamen uzaklaşıldığı ve hayat dengesinin ebediyete göre tanzim edildiği bir lütuf mevsimi bu ay.

    Helâlin hesabına riâyetin gönle yerleştiği bir ay.

    Haramın azabından korkup kaçmanın idraki doldurduğu bir ay.

    Hazret-i Yûnus’un şu tefekkürüyle iç âlemlerin yoğrulduğu bir ay:

    Yoktur bende amel, tâat;
    Ben n’ideyim, n’eyleyeyim?
    Kopucak rûz-i kıyâmet,
    Ben n’ideyim, n’eyleyeyim?

    Helâline ola hesâb,
    Harâmına ola azâb,
    Âsîye olıcak ikāb;
    Ben n’ideyim, n’eyleyeyim?

    Herkes için;

    Son nefese dek bu hassâsiyet; yüce bir ferman, en bariz bir Allah emri:

    “(Ey Rasûlüm)!

    De ki:

    «‒Haram şeylerin çokluğundan hoşlansan bile,

    •HELÂL İLE HARAM EŞİT DEĞİLDİR.

    Ey akıl sahipleri!

    •(Helâl ve haram hususunda) Allah’tan sakının, takvâ üzere yaşayın ki,

    •Kurtuluşa eresiniz...»” (el-Mâide, 100)

    Sakın;

    “...HARAM İLE NEFSİNİZİ MAHVETMEYİN!” (en-Nisâ, 29)

    “Şayet;

    •Yalnız Allâh’a kulluk ediyorsanız,

    •Allâh’ın size helâl ve temiz olarak verdiği rızıklardan yiyin,

    •O’nun nimetine şükredin!” (en-Nahl, 114)

    “(Unutmayın!

    Ancak küfürde ileri gidenler),

    •Allâh’ın haram kıldığını helâl kılıyorlar. (Çünkü);

    •Kötü işleri, kendilerine güzel görünmekte...” (et-Tevbe, 37)

    “(Belki),

    •Onlara baktığın zaman cüsseleri hoşuna gider;

    •Konuşurlarsa sözlerini dinlersin...” (el-Münâfikûn, 4)

    (Lâkin, hepsinin âkıbeti;

    Dehşeti her şeyi kaplayan bir felâket:

    Kıyâmet gününde aşağılanmış yüzlerden olmak.

    O yüzler ki),

    “Çalışmış fakat boşuna yorulmuştur...”

    “Kızgın bir ateşe girecektir...” (el-Ğâşiye, 3-4)

    (Ancak),

    “Biz;

    •Îmân edip de,

    •Takvâ üzere yaşayanları,

    •Kurtardık.

    Kıyâmet gününde;

    •Allah düşmanları,

    •Bir araya getirilecek,

    •Yığın yığın, cehenneme sevk edilecek...

    (O gün),

    Tam oraya geldiklerinde;

    •Kulakları,

    •Gözleri ve

    •Derileri,

    ◆ İşledikleri şeye karşı;

    Onların aleyhine şahitlik edecektir.

    Onlar derilerine soracaklar:

    «–Niçin aleyhimize şahitlik ettiniz?»

    Derileri de;

    «–Her şeyi konuşturan Allah, bizi de konuşturdu.

    Sizi;

    •İlk defa O yaratmıştır.

    •Yine O’na döndürülüyorsunuz.

    Siz;

    •Ne kulaklarınızın,

    •Ne gözlerinizin,

    •Ne de derilerinizin,

    Aleyhinize şahitlik etmesinden sakınmıyordunuz,

    Yaptıklarınızdan çoğunu Allâh’ın bilmeyeceğini sanıyordunuz.

    Rabbiniz hakkında beslediğiniz (bu ahmakça);

    •Zan var ya,

    •İşte sizi o mahvetti ve;

    •Ziyâna uğrayanlardan oldunuz!» diyecek.

    Hâsılı (ey kullarım);

    •Onların yeri ateştir,

    •Tabiî dayanabilirlerse...

    Şayet;

    (Tekrar dünyaya dönüp Allâh’ı) hoşnut etmek isterlerse,

    Memnun edilecek değillerdir.” (Fussılet, 18-24)

    Mânâ açık.

    Allah düşmanlarının, o helâl ve harama riâyet etmeyenlerin hâli böyle.

    Buna mukabil;

    Allah dostlarının, yani helâl-haram hassâsiyeti içinde yaşayanların hâli ise, elbette bütün uzuvlarının ve hasletlerinin sadece kendi lehlerinde şahitliğine mazhardır. Çünkü onların kulakları, gözleri ve derileri, sadece hayırlı şahitliklerle doludur. Takvâ üzere yaşadıkları bir ömrün bereketli nasiplerine nâildirler.

    Kısacası;

    Lehte veya aleyhte insana ait her şey, yarın yüce huzurda konuşacak.

    Uzuvlar konuşacak.

    Olumlu-olumsuz ameller konuşacak.

    Ne varsa konuşacak.

    Öyleyse;

    Bu Ramazân-ı şerîfin rahmet iklimine bambaşka bir şuur ve aşk ile girmeli ve bir ömür ondaki ulvî ölçülerle yaşamalı, yaşayabilmeli.

    O yaşayış ekseninde de, bizim hakkımızda gafiller ne derse desin, lâkin elbette;

    Oruçlarımız demeli ki:

    “Yâ Rabbî!

    Sen’in bu kulun sırf ilâhî rızan için oruç tuttu. Yüce fermanına boyun bükerek helâllerden bile el çekti. Açlıktan kıvransa da bir lokmacık olsun yemedi. Susuzluktan çatlasa da bir yudumcuk olsun içmedi. Helâl karşısında bu dirâyet sayesinde bütün haramlara karşı da tamamen irade gösterdi. Gözünü korudu, gönlünü korudu. Elini korudu, dilini korudu, belini korudu. Sen ondan râzı olasın diye, ancak istikamet üzere yaşadı. Ne olur, kabul eyle! Mükâfatını Sen’in şânına göre ihsan eyle! Ben, bu kulunun Hak yolunda güzel hâline ve ahlâkına, bağlılık ve teslîmiyetine, aşk ve gayretine şahidim, şahidim yâ Rab!..”

    Namazlarımız demeli ki:

    “Allâh’ım!

    Ben Sen’in mîrac hediyenim. Bu kulun, bu hediyeyi öpüp başına tâc etti. Mukabil hediye olarak ihlâs ve takvâ ile nice secdeler hazırladı. Öyle ki, açlığın getirdiği aşırı yorgunluklara rağmen dipdiri ve dinç bir gönülle beş vakit Sen’in huzûruna koştu. Doymadı; terâvihler ile ibâdetten ibâdete can attı. Doymadı; gecelerini şevk ile ihyâ etti. Huşû içinde namazın fahşâ ve münkerden alıkoyucu müstesnâ özelliğini, bütün ahlâkına yansıttı. Böylece her daim namaz hâlini muhafaza ederek yaşadı. Bu hususta gösteriş denen gafleti, asla içine de dışına da bulaştırmadı. Her namazı Sen’i görüyormuşçasına kıldı. Edeple kıldı. Aşk ile yanarak kıldı. Mum gibi eriyerek kıldı. Sonsuz rahmet deryanda ufacık bir damla misali fânî olarak kıldı. İnşâallah, ebedî mîrâcını hak etti; şahidim, şahidim yâ Rab!”

    Okuduğumuz âyetler demeli ki:

    “Ey yegâne Kelâm’ın tek sahibi!

    Bu güzel kulun, nice bomboş sohbetleri ve gereksiz konuşmaları terk ederek Sen’inle sohbete râm oldu. Her fırsatta kâh ezberden kâh yüzünden Kur’ân okudu. Okuduğu üzere yaşadı. Yaşadığı üzere sözleri ve ahlâkı Kur’ân’dan ibaret hâle geldi. Ben ona; hem şahidim, hem de şefaatçiyim yâ Rab!”

    Yaptığımız hizmetler demeli ki:

    “İlâhî!

    Kulun, bin bir dert ve çileye katlanarak Sen’in yolunda hizmet etti. Koşturdu. Cefâlara karşı bile şikâyete düşmeden şükür hâli içinde oldu. Sabrı hiç elden bırakmadı. Yaptıklarının mükâfatını kullarının fânî takdirine değil, sadece Sen’in ebedî ve yüce takdirine bıraktı. Ne kadar yorulsa da asla bıkmadı. Her an, daha fazla gayretin hasreti ve iştiyakı içinde yarıştı. Şahidim, şahidim yâ Rab!”

    Merhametimiz ve şefkatimiz demeli ki:

    “Allâh’ım!

    Bu kulun; ona verdiğin gönlü, başkalarına şefkat dergâhı yaptı. Orada yetimlere, kimsesizlere, mahrumlara ve mazlumlara bilhassa yer ayırdı, en sıcak alâkaları onlara gösterdi. Şahidim yâ Rab!”

    İnfaklarımız, zekât ve sadakalarımız demeli ki:

    “Ey gerçek zenginliğin padişahı!

    Bu kulun, ona lutfettiğin imkânları kendisinden istediğin yerlere cömertçe sarf etti. Nefsi için israf etmedi. Verdiğini başa kakmadı, hürmet içinde takdim etti. Ne verdiyse, Sana arz ederek verdi. Verdiklerinin ancak kendisine kaldığı idrakiyle daima infak etti. Verirken de göğsü hiç daralmadı, aksine son derece genişlik hissetti, huzur ve sürur duydu. Sen ona nasıl ihsan ettiysen o da öyle ihsanda bulundu. Şahidim, şahidim yâ Rab!”

    Sabrımız demeli ki:

    “Ey Sabûr!

    Bu kulun; hayatın bütün çile ve çalkantılarına, cefâ ve imtihanlarına karşı sabrı seçti. Sabrın, öz itibarıyla Sana güvenmek olduğunu idrak ettiği için; en sevdiği ahlâk o oldu. Îmânını sabırla mayaladı. İbâdetlerini sabırla süsledi. Bütün amellerini sabırla nurlandırdı. Hüsrandan kurtuluş için illâ sabır, illâ sabır sırrına riâyet etti. Katlanmak tarzında değil şükretmenin anahtarı vasfında bir sabır sergiledi. Şahidim, şahidim yâ Rab!”

    Dilimiz demeli ki:

    “Ey lisanı yaratan Mevlâ!

    Kulunun konuşması ibâdet, susması hikmet olarak gerçekleşti. Mâlâyânîye bulaşmadı. Gıybet ve dedikodunun kenarından bile geçmedi. Konuştuğunda bir bülbül-i hakikat, sustuğunda ise bir gül-i rahmet misali şahsiyet sergiledi. Bu dil, kimseye kötülük etmedi. Bu dilden, bütün müslümanlar emin ve sâlim oldular. Şahidim, şahidim yâ Rab!”

    Elimiz demeli ki:

    “Ey gücü her elin üstünde Kudret Sahibi!

    Bu kulun, benimle daima hayırlı olan ne varsa onları yaptı. Yaraları sardı. Yetim başları okşadı. Düşenin kolundan tuttu. Muhtaçlara yardım eli uzattı. İki eliyle de hem Kur’ân’a hem de Hazret-i Peygamber’in sünnetine sımsıkı sarıldı. Bu el, hiçbir müslümana zarar vermedi. Bu elden, herkes emin ve sâlim oldu. Bu elden, ancak lütuf kevserleri içildi. Şahidim, şahidim yâ Rab!”

    Ayaklarımız demeli ki:

    “Ey âlemden âleme yürüten Rabbimiz!



    Bu kulun, ona verdiğin ayaklarla yalnızca hayır işlerine koştu. İbâdet mahalline koştu. Dostları ve hastaları ziyarete koştu. Sen’in yolunda gayrete koştu. Hizmete koştu. Kardeşliğe koştu. Sadece Sana koştu. Asla hak ve hakikati ezmedi. Karıncaları ve zayıfları da ezmedi. Zulmün karşısında ise dimdik durdu. Ancak adâletin karşısında diz büktü. Her namazın sonunda da mahviyet ve hiçlik içinde toprakla bir oldu. Şahidim, şahidim yâ Rab!”

    Kulaklarımız demeli ki:

    “Ey bizlere işitme özelliği veren Semî‘!

    Bu kulun, ancak Sen’in ve Peygamber’inin emrini dinledi. Kelâmını dinledi. Güzel sözler dinledi. Mâsiyete ise hiç kulak vermedi. Kötü sözler dinlemedi. İsyan dinlemedi. Dedikodu dinlemedi. Daima hakkı dinledi, hakkı işitti. Şahidim, şahidim yâ Rab!”

    Gözlerimiz demeli ki:

    “Ey bize görme özelliği veren Basîr!

    Bu kulun, bizimle basîreti birleştirdi. Bol bol Kur’ân-ı Kerim okudu, kâinâtı okudu. Sırları ve hikmetleri okudu. Sonsuz ilâhî sanat hârikalarını temâşâ etti. Sonsuz kudret akışlarını ve emsalsiz ilâhî nakışları seyretti. Harama ve günaha kaymadı. İsyana ve çirkinliğe kaymadı. Boş görüntülere, aldatıcı sahnelere dalıp gitmedi. Sadece Sen’i ve Habîbini görmeye hazırlandı. Şahidim, şahidim yâ Rab!”

    Netice;

    Ömür terazilerimiz demeli ki:

    “Ey hesabı çetin olan Allâh’ım!

    Bu kulun, daima azabından korkarak ve rahmetini ümit ederek yaşadı. Helâlin hesabını ve haramın azabını unutmadı. Doğru ölçüp doğru tarttı. Ben de şahidim, hepimizin şahâdetlerini kabul eyle yâ Rab!”

    Ne mutlu;

    Böylesi şahâdetnâmeler alarak Ramazân-ı şerîfi ve bütün bir ömrü değerlendirebilenlere!

    Ne mutlu böylesi yüz akı olacak bir dostluk ile huzûr-i ilâhîye vâsıl olabilenlere!

    Mevlâ, cümlemize bu hâli ihsan ve ikram eylesin!

    Âmîn...
    Sendeki üç şeyi görebilene güven.

    Gülüşünün ardındaki kederi, öfkenin ardındaki sevgiyi ve sessizliğinin ardındaki nedeni...

    Hz.Ali (R.A.)

  2. #2
    Gönüllü Paylaşımcı ŞehadetGüvercini - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2010
    Mesajlar
    1.292
    Tecrübe Puanı
    11

    Standart Cevap: Haramin azabi, helâlin de hesabi...

    çok güzel bir yazı olmuş teşekkürler

+ Cevap Ver

Benzer Konular

  1. Kabir Azabi
    By ALI25 in forum Sizin Yazdıklarınız
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 02-03-2017, 01:46 AM
  2. Hazret-i ali’nin (r.a.) hesabi
    By Karani in forum Sahabelerin hayatı
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 02-14-2013, 12:55 AM
  3. Helâlin ehemmiyeti ve önemi
    By ŞehadetGüvercini in forum Kıssadan Hisse
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12-16-2012, 06:58 PM
  4. İpin Hesabi
    By £laf in forum Dini Hikayeler
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 09-24-2010, 01:50 AM
  5. Namazi terk etmenin azabi
    By LeBBeyK in forum Namaz ve Abdest
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08-31-2009, 07:02 AM

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
^

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379