Hizb-i Kültürün Alınması ve Taşınmasında Fikri Telakkinin Önemi



İslam ümmeti 19. Yüzyılın başlarından bu zamana kadar içinde bulunmuş olduğu geri kalmışlık halinde bocalayıp durmasının en önemli sebeplerinden biri de kendisinde var olan İslami kültürü, bulunmuş olduğu vakıaya göre fıkıh edememesinden kaynaklanmaktadır. Bu durum kafir devletlerin ve ajanlarının askeri, siyasi ve kültürel saldırmaları sonucu gerek fertlerinde gerekse cemaatleşmelerinde ve yaşadıkları toplumlarda şiddetli bir şekilde hissedilmektedir. Ve bugün Müslümanların, üzerlerine tatbik edilen küfür nizamlarına İslam akidesinden fışkıran fikirler ve kaideler ile karşı koyamıyor olmaları yine cemaatleşme-partileşmelerinde tek bir metodu belirleyememeleri ve kalkınmayı arzulayan fertlere nasıl bir kültürün taşınması-sınırlandırmasını bilmiyor olmamaları sonucu; kafir devletlerin ve onların ajanlarının sömürüsü ve zulmü altında bir hayat sürmekteler, ümmetin zengin kaynaklarını kafirlere ve onların güdümündeki ajanlara peşkeş çekilmekte yine ümmetin toprakları kafirler tarafından işgal edilmekte ve o topraklar içinde ümmetin mal, ırz, namus ve can güvenliği kalmamaktadır.

Ümmetin geri kalmışlığı yine içinde bulunduğu bu fasit vakıayı düzeltmeye götüren eğilimleri, Müslümanlarda itici faktör olmuştur. Fakat kendisini etkileyen vakıa ve o vakıadan gözettiği hedef, çalışmasında kullanacağı kültürün içeriğini ve türünü belirlemede kullanılmadığı için göreceli anlayışlara sebep olmuş ve ümmeti kötü halden iyi hale çıkartacak olan kalkınma hareketinin kültürünü ortaya çıkaramamıştır. Nitekim kimi bu fasit vakıadan zikre ve ibadetlere sarılıp kurtulacağını temenni etmektedir. Kimi ahlaki-insani değerlerini koruyarak kurtulacağını temenni etmektedir. Kimi ilim öğreterek kurtulacağını temenni etmektedir. Kimi hayır-hasenat yardım işleri ile düzelmeyi temenni etmektedir. Kimi de küfür bir nizamında takiyye yaparak kalkınmayı temenni etmektedir. Kimide maddi güç kullanarak kurtulacağını zannetmektedir. İşte bunun için hissedilen bu fasit vakıanın düzeltilmesinde öncülük etmek isteyenlere gerekli olan İslami kültür verilmelidir.

Peki, etüt edeceğimiz kültürün içeriğini nasıl seçeceğiz?... Biz mi belirleyeceğiz?

Evet, ümmeti kalkındıracak bir kültüre muhtacız ki bu durum ne hadis ilmi, ne tefsir ilmi, ne siyer ilmi, ne fıkıh ilmi ile düzeltilemez. Bu demek değildir ki "bu ilimler faydasızdır, referans olamazlar". Hayır, tabi ki bu kültürün besleneceği ve kuvvet kazanacağı kaynaklar bunlardır. Fakat İçinde bulunulan vakıanın bozukluğu ümmeti kalkındıracak kültürün türünü belirlemelidir. Bugün kalkınma yolunda ümmete önderlik etmek isteyen fertlere verilecek kültür, içinde bulunduğu duruma çözüm getiren, fikri düşüklüğe çözüm üreten, mevcut müşkülü ortadan kaldıracak, fikri ve siyasi partisel bir kültür olmalıdır. Zira bu partisel kültür akide ve akideden doğan ideolojik bağdan oluşmaktadır. Partisel kültür; partinin belirlediği hedefe yani İslami hayatın tekrar başlamasına ve ümmetin bulunmuş olduğu kötü halden kurtarıp kalkınmaya yönelik benimsemeler yaptığı kültürdür. (partinin ortaya koyduğu benimsediği, efkar/fikirler, ahkam/hükümler ve ara/görüşlerdir.) Bu geri kalmış ümmet kendisini kalkındıracak böylesi bir kültüre muhtaçtır. Onun için hizbin, neşriyatlarında ümmeti kalkındırma üzerinde odaklaştığını görebiliriz. (İslam nizamı, kitleşme, mefhumlar ve vakıasına mutabık neşrettiği yayınlar) Onun için kalkınmayı arzulayan fertler hizbin kültürü ile harekete başlanmalı ve öncesinde bu kültürü iyice idrak edilmelidir.


Bu kültür nasıl algılanması gerekir? Ve bu kültür nasıl geliştirilmesi gerekir?


İslam ümmetini kalkınmaya götürecek kültür ancak fikri telakki ile alınmalıdır. Çünkü İslam ümmetini bulunmuş olduğu kötü halden iyi hale geçirecek kalkınma türü "fikri kalkınma" olma hasbiyle, kalkınmaya götürecek fikrin mutlaka zihinlerde telakkiyi oluşturması gerekmektedir. Ancak kişi kendisini ve toplumu kalkınmaya ulaştıracak fikre iman edebilsin. Fikri telakki bir davetçi için olmazsa olamaz elzem bir yeti olmalıdır. İster daveti anlama noktasında olsun ister daveti taşıma noktasında isterse dünyevi meselelerini çözme noktasında olsun fikri telakki onun için hiç bitmeyecek bir azıktır. Davetçi bir an önce onunla bakmayı öğrenmeli ve öğretmelidir. Aksi takdirde hatalı anlayışlara, yanlış üsluplara, taassupçu bir yaklaşıma, dağınık bir konuşmaya, ezber bir anlatıma, inatçı bir karaktere, tahammülsüz bir kişiliğe hiç farkında olmadan sahip olabilecektir.

Fikri telakki: Bir insanın okuduğu, dinlediği, söylediği, yazdığı cümlelerin anlamlarını zihninde somutlaştıracak şekilde idrak-tasavvur etmesidir. Yani muhatabına vermek istediği ya da almak istediği fikri zihninde şekillendirecek ve kanaat ettirecek şekilde ifade edebilmesidir. Bunun için yapılan etüd yani vakıa üzerinde inceleme, tefekkür yani incelenen vakıa üzerinde düşünme ve istikra yani ayrı-ayrı olaylardan genel bir hüküm çıkarma işlemlerini gerçekleştirmesi gerekmektedir. Fikri telakkiye ulaşmak için yapılan bu zihinsel işlemlere örnek verecek olursak;

Örnek 1: Ümmet nezdinde İslam nasıl anlaşılmaktadır?

Etüt kısmı; İslam hakkında ümmetin zihinlerinde olan malumatı toplamalıdır. İslam teslimiyettir, ahlaktır, yaratıcı ve yaratılan arasında ilişkileri düzenleyen semavi bir dindir vb.

Tefekkür kısmı; İslam teslimiyettir diyenler İslam'ı içselleştirerek göreceli bir anlayışla İslam'ı bireysel bir yaşam haline getirmekteler... Ahlaktır diyenler ise, ferdin ya da toplumun değer yapılarını disipline eden bir öğreti olarak yaşanmalıdır demekteler... Yaratıcının kulu ile ilişkilerini düzenler diyenler ise ibadet ve itikat olarak meselenin ferdin vicdanında yaşanmasını söylemektedirler.

İstikra kısmı ise; bugün İslam ümmetinin nezdinde İslam fikri, kapitalizmin sunduğu inanç özgürlüğü çerçevesinde anlaşılmakta ve bireysel işlerine hapsedilmektedir. Onun için bunun en güzel yaşanacağı yönetim nizamı "cumhuriyet", bu nizamı koruyacak anlayış da "ferdin özgürlüğü" denmektedir.

Örnek 2: Ümmet nezdinde İslam nasıl anlaşılmalıdır?

Etüt kısmı; İslam'ın teşri kaynaklarına bakıldığında akide ve ibadet konularında yaratıcı ile insan arasındaki ilişkileri düzenlediği görülmektedir. Mamulât ve ahlak konularına bakıldığında insanın diğer insanlar ile aralarındaki ilişkiyi düzenlediği görülmektedir. Ukubat konularına bakıldığında ise insanın eşya ile arasındaki ilişkileri düzenlediği görülmektedir.

Tefekkür kısmı; yaratıcı ve insan arasındaki ilişkileri düzenlerken; kulun Allah (c.c) nasıl tasdik edeceğini, nasıl kutsayacağını, nasıl ibadet etmesi gerektiğini vb. alakaları düzenlemeyi göstermektedir.... İnsanın diğer insanlar ile arasındaki ilişkileri düzenlemesi; ferdin ailesi ile ailenin toplum ile toplumun devlet ile devletin diğer devletler ile arasındaki ilişkilerin nasıl düzenlediğini göstermektedir. İnsanın eşya ile arasındaki ilişkileri düzenlemesi; eşyanın nasıl kullanılıp kullanılmayacağı, satılıp satılmayacağını (haram, helal, mubah, mekruh vb.) göstermektedir.

İstikra kısmı ise; İslam, insanın yaratıcısı ile alakalarını düzenleyen, insanın diğer insanlar ile alakalarını düzenleyen, insanın eşya ile alakalarını düzenleyen, Allah (c.c.) tarafından kulu ve Resulü Muhammed (s.a.v) ‘e tatbik-koruma-yaymasının nasıl yapacağını bildirdiği ilahi bir nizamdır. Onun için bu nizamı en güzel yaşatacak yönetim nizamı hilafet'tir. Müslümanların yönetim nizamını koruyacak anlayış ise kulluk ve Allah (c.c) rızasını kazanmaktır.


Fikri telakki ile proplemi çözme metodu ise;


1) Proplem nedir?

2) Proplemin sebepleri nelerdir?

3) Bu proplemin çözümü nedir /alternatifi / doğrusu?

4) Bu çözümün uygulama metodu nedir?

5) Gözlem=bu çözüm bu proplemi çözüyor mu?..



Örnek 3:

1-) Temas yaptığımız muhatabımız imanı akli esas üzerine bina etmemiş

2-) Cemaatinden aldığı kültür, toplumdan aldığı kültür, şahsi edinilmiş kültür.

3-) İmanın akıl üzerine bina edilmesi için vakıaya mutabıklık, delile dayalı olması, kesin tasdikin oluşması konularının işlenmesi ve İmanın akıl üzene bina edilme farziyetinin önemi anlatılmalıdır.

4-) Anlatılan konunun fikri telakki yöntemi ile anlatılması.

5-) Verilen mefhumlar ve ölçüler muhatabın fikirlerinde ve davranışlarında etkili olabiliyor mu?


Fikri telakkiye yardım eden unsurlar:


a-) İnsan etüt edeceği şeyi sınırlandırması gerekir; eğer zihinde bir meselenin idraki isteniyor ise mutlaka zihnin bütün gücünü mevzu bahis olan konu üzerinde odaklanması ve muhatabına tutarlı bir sıra ile anlatımı gerekmektedir. Verilen kasıt üzerinde birleşen örnekler, deneyimler açıklayıcı ve vakıasına mutabık olmalıdır. Karşı tarafın meseleyi farkında olmadan ya da kasıtlı değiştirmesine izin vermeyecek üsluplar kullanılmalıdır. Kişi deki kıvrak zeka-sahih uyanıklılık sınırlama meselesinde son derece önemlidir.

b-) Söyleyene değil söylenen söze bakılması; karşılaşılan fikrin dinlenilmesinde onu getiren kişinin dış görünümü söylenen sözlerin önüne geçmemelidir. Bunun için getiren kişinin görünümünden ziyade söylenen sözün delilinin olup-olmadığı, vakıaya mutabıklığına bakılmalıdır.

c-) Ön bilgi ile ön yargı ayırt edilmelidir. Önbilgi; vakıanın anlaşılmasına ait bilgilerdir. Ön yargı ise belirli bir mesele hakkında önceden verilmiş kanaatlerdir. Konu hakkında ön bilgilere vakıf olmadan kesinlikle ön yargılara başvurulmamalıdır. Kesin olması haricinde anlatım ve dinleme esnasında ön yargıdan soyutlanmak gerekir.

e-) Kültürel gelişim; Bunun için kişi incelediği konuya ilişkin okumalarını artırmalı, tartışma ortamlarını çoğaltmalı, temaslar kurarak kanaatlerini muhatabına indirebilmelidir. Bu sayede taşıdığı kültürün doğruluğu ya da bozukluğu kendisinde billurlaşacaktır.

Muhatabımızın durumu düşünülmeli, münakaşadan sonra işlediğimiz hatalar incelenmeli veya daha verimli uslüblar araştırılmalıdır. Tek bir üslûpla yetinmemiz ve tek bir tarz üzerine yürümemiz bizde kalıplaşmalara ve daralmalara yol açacaktır. Mutlaka temas, belli bir kasıt için olmalı; ya bir düşünceyi insanlara ulaştırmak ya bir kanaati değiştirmek ya da bir kişiyi kazanmak veya dava için bazı insanlarla alakayı pekiştirerek sempatizan oluşturmak olmalıdır. Onun için temas, sırf konuşmak ya da cedelleşmek için yapılmamalıdır.

Derin, etkili ve isabetli sözü söylemek için Allah'a dua etmeliyiz. Yine karşıda duran kişinin hakkı görmesini ve ona uymasını Allah'tan dilemeliyiz. Bununla beraber, hedefi gerçekleştirinceye kadar sabretmeliyiz. Çok şikayet etmemeliyiz; tersine, tedaviyi daha fazla düşünmeliyiz. Bir şeyi hemen tedavi edemezsek onu zamana bırakmalıyız. Netice ne olursa olsun sonuç almalıyız, diye düşünmemeliyiz. Çünkü biz, herhangi bir neticeyi aramıyoruz, hedefimizi gerçekleştirecek İslami hayatı tekrar başlatacak Hilafet devletini istiyoruz. Bunun için canlarımızı, mallarımızı, sevdiklerimizi feda etmekteyiz. Hiçbir kıymeti olmayan bozuk huylarımızı hastalıklı yönlerimizi de Allah (c.c)'nun izni ile düzeltmeli ve Hayra davet eden Salih kulların amellerine ulaşabilmeliyiz.

Kerim olan Rabbimiz amellerimizi katında mübarek kıldığı amellerden eylesin. Bizlere, O'nun kulluğuna yaraşacak şekilde amellerimizi itina ile işlemeyi nasip etsin. İnşaAllah.

"(Resûlüm!) Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et! Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete erenleri de çok iyi bilir." (Nahl 125)

"De ki; İşte benim yolum budur. Ben ve bana uyanlarla beraber Allah'a basiretle davet ediyorum." (Yusuf 108)

وَآخِرُدَعْوَاهُمْأَنِالْحَمْدُلِلّهِرَبِّالْعَالَمِينَ

Ve Âhir-u Da'vâhum En-il Hamd-u Li'llahi Rabb-il ‘Âlemîn

"Onların duâlarının sonu da şudur: Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamddir." [Yûnus 10]

------------------------------

Hakan Fikret