Oruç ayı arefesindeyiz


Muhterem Müslümanlar!

1 Ağustos itibari ile Ramazan ayına girmiş olacağız, inşaallâh...

Ramazan ayı kalblerin yumuşadığı, mânevi bereketin çok bol olduğu bir rahmet ayıdır.

Ülkemizin ve dünyamızın içinde bulunduğu atmosferin en katı kalpleri bile etkiliyor olduğunu düşünüyorum. Başkalarını bilemem ama Müslüman kardeşlerime soruyorum: Dünyadaki zulüm ve acılar kesinlikle bizim ilgi alanımızda. Acaba herbirerlerimiz mazlumların ahından çıkan neticeyi yaşantımıza ne kadar yansıtıyoruz? Tüketim maddelerimizin içinde israf hânesine kaydedilenler var mı acâba?

Müslümanlar! Tüketirken, iftar ederken, sahuru yerken dünya nüfusunun önemli bir bölümünü kapsayan mazlum kardeşlerimizi gözümüzün önüne getirelim.

Çöp konteynırlarından açlığını gidermenin gayreti içinde olan kardeşlerimizi asla unutmayalım.

Mazlum çocukları hatırlayalım.

Gözyaşı döken hanımefendiler biz iftar ederken çocuklarının önüne açlıklarını giderecek aş pişirip önlerine koyamamanın verdiği acıyı kalblerimize saplanmış ok bilelim.

Akşam olunca evine nevalesini götüremeyen aile reislerinin düştükleri halet-i ruhiyyeyi onların yerine kendimizi koyarak böyle bir acıyı duymaya çalışalım.

Ülkemiz son bin yılın en acılı günlerini yaşıyor.

İdarecilerimiz ülkeyi gözyaşı gölüne çevirdiler. Acı ve ıstıraplar bizim kaderimiz değil, içimizdeki beyinsizlerin belâsı. Bilerek yapıyorlar. İnsanlarımızı açlığa, sefalete iteliyorlar.

İnsan manzaramıza şöyle bir bakalım:

Açlık ve yoksulluk: 4 kişilik bir ailede açlık sınırı 600 lira. Yoksulluk sınırı 900 lira. Buna göre 14 milyon aç, 30 milyon yoksul insan.

Esnafın hâli: Siftahsız günler. Boş kasalar. Borçlar. Akşam eve mahzun ve mahcup bir eda ile dönüşler.

Köylünün hâli: Hemen hemen tamamına yakını yoksulluk sınırı altında. Zekat ve fitreye muhtaç duruma düşmüşlük. Yılgınlık. Çaresizlik...

İşçinin hâli: 600 lira asgari ücretli 3 milyon insan. Açlık sınırı altında yaşayan 14 milyon kişi. İşsizlik korkusu. Hergün tehdit eden olumsuzluklar. Sadakaya muhtaç hâle gelmişlik. Yılgınlık. Çaresizlik.

Emeklinin hâli: Yaşlı, çâresiz, huzur bulacağım, rahat edeceğim derken açlık sınırı altına yuvarlanmış önemli bir kitle. Ezginlik, bezginlik, karamsarlık, itilmişlik... Yılgınlık ve çaresizlik.

Ev kadınları: Aş pişirecek bir nevale bulamamak. Pazar artıkları arasında yenecek bir şeyler bulmak telâşı. Kanı çekilmek üzere yorgun bedenleri. Çocuklarının en küçük isteklerini bile yerine getirimeme. Karamsarlık, yılgınlık ve çâresizlik...

Sonra!

Evet sonra, hastalar, sakatlar, kimsesizler... Afgan halkı, Filistin toplumu. Keşmir'deki Müslümanlar. Mora'daki Müslümanlar. Çeçenistan'daki mazlumlar. Analar... Çocuklar... Ve bütün mazlumlar...

Müslümanlar! Ramazan sofrasında, pide alırken, sıcacık çayları yudumlarken, iftar sofrasında oruç açmayı beklerken profilini çizdiğimiz insanları unutmayalım. Elimizden geldiğince çaresizlere çâre olmaya çalışalım...

Allah kabul buyursun...