Ramazan günlerinin hayret makamında olanları şüphesiz minik bedenler. Tutulan ilk oruçta, o ilk iftar telaşına, sahurun huzuruna ortak olan küçükler, farklı bir atmosferi soluduklarını her hâliyle belli eder.

er anında ‘oruç’ soluduğumuz bereketi taşkın şu günlerde aynı atmosferi paylaşan minikler de var elbette. Kimi ilk defa tuttuğu oruçla büyükler âlemine adım atar, kiminin küçük bedeni halsiz düşse de manevî kuvveti onu ayakta tutar ve sabreder. Kısa süreli tutulan tekne orucu öğlen iftarının afiyet ikliminde icra edilir. Ama yine de birazcık uzun gelir miniğe. Kimi tüm gün tutmayı başardığı orucu, ayın üç halinde başına taç yapar. Başta, ortada ve sonda tuttukları oruçların tüm aya bedel olduğuna hem ebeveynleri hem de fazlasıyla kendileri kanidir. Ama hepsi ‘yasaklananları yapmama’ ibadetine alışmak için anne-babaları tarafından farklı bir övgüye mazhar olur. ‘Büyük bir iş’ yapmışlardır çünkü.
Yaşına, isteğine ve soluduğu atmosfere göre Ramazanlaşan herkes gibi o küçük bedenler de yarı uykulu bir telaşla kalktıkları sahurda, misafir kokulu bir iftar sofrasında, ihtiyaç sahipleri için infak edilen sadakalara eklenen cep harçlıklarında, teravihte tutulan saflarda küçük boylarıyla sevimli kısa çizgiler halinde doyasıya hissederler bu zamanı. Minare şerefelerinde yanan ışıklara top sesi eşlik edince asıl beklenen kutlu ses dilimize değen suyla birlikte dua olur ilk önce. İftar halkasını bozup ezanı dinlemek için pencerede nöbet tutan küçük, hemen tamamlar yeniden o halkayı. Eller kabule karin dualar için açılınca minik yüreklerden kim bilir neler geçer. Değmiştir; gün boyu açlığa, susuzluğa, enerji dolu geçen diğer günlere muhalif biraz durgunluğa, hakikaten hepsine değmiştir. O minik gözler, gözlerini kendi avuçlarına sabitlemiş büyükleri izlerken kopya ister gibidir. Ama o anın silüeti yıllar sonra belki de tek başına iş dönüşünde yolda sadece bir yudum suyla açtığı iftarda takılır aklına ya da yıllar sonra kendi oğlunun kaçamak bakışlarını yakaladığı anda.
Orucun çocuklar üzerindeki tesiri sadece büyükler âleminde gibi hissetmesini sağlamaz tabii. Sağlam bir karakterin, dolayısıyla sağlam bir toplumun temelini de oluşturur. Çünkü o, daha küçük yaşta hiçbir maddi baskı söz konusu değilken, onu denetleyecek kimse yokken yemek yemez. Annesinin elleriyle hazırladığı enfes yemeklere sırf Allah’ın emirlerine itaat ve O’nun yasaklarından sakınmak için el uzatmaz. İşte böyle bir ibadet çocuğa, kendini her zaman gören ve hareketlerini takip eden bir varlığın mevcut olduğunu telkin eder. Bunu idrak eden çocuğun komşusunun bahçesindeki meyveleri yemesi, halka ait mallara el uzatması düşünülemez. Kendi kendini hesaba çekme alışkanlığını edinen çocukta her türlü maddî baskıdan uzak sağlam bir şahsiyetin oluşması da kolaylıkla meydana gelecektir. Yani davranışlarında görünüşte serbest fakat aslında birtakım manevî müeyyidelere bağlı, onlara göre hareket eden insanlar olarak yetişeceklerdir.
Asıl amaç, üzerine farz olmayan çocuğa oruç tutturmaktan ziyade bu ibadeti sevdirmek ve alıştırmak olursa rahmet iklimi, sıkıntılı bir dönem değil, oldukça eğlenceli ve yıl boyunca özlenen bir zaman dilimi olarak zihinlere nakşolacaktır. Onların ‘küçüksün’ diye ibadet etmesine engel olmak büyüdüklerinde aynı davranışın devam etmesine sebep olur. Hele yaşı ve bünyesi uygun bir çocuk, oruç tutmak istediğinde, ibadetinin geçerli olmayacağı ve boşu boşuna aç kalmaması gerektiği söylenirse ileride sonucu tahmin edilemeyecek kayıplarla karşı karşıya kalınabilir.
Bizler genel olarak emirler konusunda ispata ihtiyaç duymasak da onlarla konuşmak, oruç ibadetinin kazandırdığı irade, sabır, akılda tutma, nefs hakimiyeti, öz denetim, paylaşma, şükretme gibi vasıfları izah etmek adına çok önemli. Bu değerlerin erken dönemde kalıcı kılınmasında da büyük rol oynuyor. Bu noktada büyüklerin orucu sadece yeme içmeden uzak durmak şeklinde bir ibadet olarak değil, olgunlaşıp manevî yükselişe ermek için bir vesile olduğunu idrak etmesi gerekiyor. Ancak kimilerinin, Ramazan’da diğer günlerden daha asabi davrandıkları görülüyor. Bu insanlar kaba ve kırıcı davranışlarının mazereti olarak oruçlu olmalarını ileri sürmek suretiyle, orucun ruhuna aykırı hareket ediyor. Hâlbuki oruçlu kişi, durup dururken başkalarına sataşmak şöyle dursun, olumsuz bir muameleyle karşılaştığı anlarda bile ‘Ben oruçluyum’ demek suretiyle öfkesini dizginleyebilmeli. Çünkü orucun irademizi güçlendirici rolü asıl burada devreye giriyor. Çocukların da oruç ibadetinin bize sağladığı anlayış, hoşgörü ve sükûneti gözlemlediği düşünüldüğünde işin özü daha net anlaşılabilir.
Hangi yaşta oruç?
Okulöncesi yaşlarda sahur ve iftar heyecanını yaşayan gündüzleri yarım günlük denemeler yapan çocuk, 7-10 yaşlarına gelince sağlık durumları müsaitse, en azından hafta sonları veya birkaç gün oruç tutabilir. İbadet sorumluluğunun başladığı ergenlikten önceki 10-13 yaşlarda ise, oruç daha ciddiye alınıp bir ay boyunca ifa edilir. Ramazan’ın yaz aylarına denk gelmesi zahiren olumsuz görünse de birçok olumlu yönü de var. Özellikle Kur’an’la buluşmak için yaz ve Ramazan çok güzel bir fırsat. Hem Kur’an-ı Kerim ve orucun birlikte hissedileceği bir zaman dilimi insan ruhunda faklı inkişaflara vesile olabilir. Verebilmeyi çok daha kolay becerebildiğimiz bu ayda infak etmenin huzuruna da çocuklar ortak edilebilir. Belki kendi harçlıklarının bir kısmını vermeleri sağlanarak yardımlaşma duygusu yerleştirilebilir. Kutsal ayları büyük bir hoşgörü ve sevecenlikle geçiren her çocuk İslâmî veya geleneksel kuralları hayatın doğal süreci içerisinde öğrenmiş olur. Orucun ve Ramazan’ın farklı buudlarının özünü kavrayan çocuklar, bayram etmenin manevî hazzını da elbette bambaşka yaşayacaklar.