Sünnet İslam’ın temel kavramlarından birisidir ve bununla kullanıldığı yer ve bağlama göre farklı anlamlar kastedilmiş olabilir.
Kelime anlamı, izlenilen yol, metot, tarz ve tavırdır. Buna göre Allah’ın da bir sünneti vardır ve ayette ‘Allah’ın sünnetinde değişme olmaz’ denirken bu mana kastedilir.
Rasulüllah’ın sünneti dendiğinde, onun uygulama biçimi, yaşayış tarzı anlaşılır. O Kuránı Kerim’i Allah’tan almış ve Kurán yere inerse ya da canlanırsa işte böyle gözükür der gibi onu uygulamış ve yaşamıştır. İşte bu onun genel anlamda sünnetidir. Görüldüğü gibi bu anlamda sünnet, bütünüyle İslam’ın peygamberce yaşanmasıdır. Bunun içinde farzlar da vardır, fıkıhtaki anlamıyla sünnetler de vardır. Hz. Peygamber, ‘Ümmetimin fesada uğradığı, bozulduğu zamanlarda kim benim sünnetime bağlı kalırsa bir şehit sevabı alır’ sözünde sünnet bu anlamdadır.
Bir bilgi kaynağı olarak sünnet, Kurán’da göremediğimiz ve Hz. Peygamber’in hayatında var olan uygulamalardır. Böyle deyince bazıları İslam’ın Allah ve peygamber gibi iki farklı bilgi kaynağının olduğunu sanırlar. Aslında Hz. Peygamber’den aldığımız ve Kurán’da göremediğimiz bilgiler de yani bu anlamdaki sünnet de onun Kurán’dan anlayıp uyguladıklarıdır. Bu durumda İslam’ın tek bir bilgi kaynağı olmuş olur: Allah. Yani İslam’da, Allah ve Peygamber gibi bir ikilem, bir düalizm yoktur.
Teravih namazı farz değil sünnettir, dendiğinde ise teravihin zorunlu bir ibadet olmadığı, ama kılınırsa ilave sevap alınacak bir eylem olduğu anlaşılır. Bu manada sünnet farzın ya da vacibin karşılığıdır. Çünkü farz ya da vacip kavramları İslam’da yapılması zorunlu eylemleri anlatır.
Ama bazılarının sandığı gibi, farzlar Allah’ın emirleri, sünnetler peygamberin emirleri demek değildir. Kurán’da farz ya da sünnet emirler bulunduğu gibi, Peygamber’den alınan bilgilerde de farz ya da sünnet olanlar vardır.