Ali Ferşadoğlu - Yeni Asya
2010-04-26
Hz. Muhammed’in (asm) genel mu'cizeleri Kâinat Sultanı’nın son elçisi Hz. Muhammed’in (asm), yaşadığı çağda içinde bulunduğu psikososyal şartlar, o zamanki ilmi seviye göz önünde bulundurularak ortaya koydukları değerlendirildiğinde onun peygamber olduğu anlaşılır.

Meselâ, bir şahıs, çok fenlerde ihtisas sahibi olamaz. Hâlbuki Peygamberimiz (asm), her fenden, hem de o fennin en nihayet sınırını haber veriyor. Üstelik asırların birikiminin mahsulü olabilecek fennî buluşları o karanlık, cehalet çağında ortaya koyuyor. Öyle ise, o (asm), bütün fenlerin kaynağı olan kâinatı yaratan birisinden haber alıyor ve veriyor. Öyle ise o, bir peygamberdir.

Kur’ân, başta astronomi olmak üzere bütün fen ilimlerinin nihâî noktalarına işaret eden âyetlerle doludur. Pek çok hadis-i şerif de, ilmî ve teknik meseleleri barındırmaktadır. Öyle ise o, bir peygamberdir...

Meselâ, “Eski zamanda nazari (teori) olup, bu zamanda açık olmuş olan çok meseleler vardır.”

Bu zamanda bir kısım meseleleri ortaya koymak mümkündür. Fakat eski zamanda, henüz teorilerin bile ortaya atılmadığı şartlarda, teknik ve teknolojinin en ince hakikatleri serdedilmiştir. Demek o (asm), her şeyi kuşatan Yaratıcı’nın elçisidir; ona vahyetti, o da vahyedileni tebliğ etti.

Meselâ, “Zaman-ı mazi (geçmiş devirler), bu zamana kıyas edilemez, aralarında çok fark vardır.”

Bir meseleyi ilim, teknik ve teknolojinin zirvelerde olduğu bu şartlarda söylemek başka, aynı meseleyi eski zamanda düşünmek başkadır. Hatta eskiden hayali bile imkânsızdı. İşte, hiçbir mesele yoktur ki, Resul-i Ekrem (asm) onun karşısında sağlam, doğru, isabetli bir duruş sergilemiş olmasın...

Meselâ, “Sahra ve çöl adamları basit ve saf insanlar olduğundan, medenilerin medeniyet perdesi altında gizleyebildikleri hile ve desiseleri bilmezler ve gizleyemezler; her işleri merdanedir, kalpleri ve lisanları birdir.”

Bu psikososyal tesbitle Hz. Peygamber’in (asm) hayatına bakıldığında, başlangıcı ile son çizgisi arasında hiçbir kırıklık/eğrilik yoktur. Üstelik bütün gözler, akıllar/zihinler onun üzerine yoğunlaşmıştır. En ufak bir çelişki, gerçek dışı bir hâl sezselerdi, onu psikolojikman da bitirirlerdi! Nitekim okuması yazması olan, ilmi bulunan, askerî ve ekonomik gücü son derece üstün olan yalancı peygamberler de böyle bir iddiâda bulunmuşlardı. Ama onlar kaybetti.