Kelamdan önce selam diyen peygamber efendimiz

Batılı bir yazar "Kim icat etti bilmiyorum ama dünyanın en büyük icadı selamdır." diyor.
Kelimeler, toprağa düşen tohum gibidirler ama tohum gibi çürümezler. Bazen anında çiçeklenirler. Bazen de elli sene gönülde durur ve elli sene sonra meyve verirler.
Bazı insanlara yaptığınız konuşmaların faydasız olduğu kanaatine varmayınız. O anda reddettiği kelimeler, düşünceler, imani doğrular, zaman içinde işlemeye devam ederler ve iyi sonuç alınır. Bazen siz o konuşmanızın faydalı olduğunu öğrenmeden gidersiniz.
Ahirette sevap hanenizde hiç işlemediğinizi zannettiğiniz sevaplarla karşılaştığınızda sizin etkilediğiniz insanların yaptığı iyiliklerden de size sevap yazıldığını göreceksiniz.
Konuşmalarınızda tatlı dil, güler yüz, bal gibi sözden ayrılmayınız. Hasmınız bile olsa dil kılıcıyla öldürmeyiniz.
Udun tellerinden daha fazla akorda muhtaçtır sözlerimiz.
Kendimizi ayarlarken karşımızdakine "ayak" vermemiz gerekir. Dostça mıyız, düşmanca mıyız? Hayır mıyız, şer miyiz? Sözlerimizden önce bir elçinin varıp karşımızdakinin yüreğine dostane bir ortam hazırlamalı.
Efendimiz buyurmuş:
"Önce selam, sonra kelam" (Mişkat H: 4653)
Batılı bir yazar "Kim icat etti bilmiyorum ama dünyanın en büyük icadı selamdır." Diyor.
Kelamdan önce selamı tavsiye eden peygamberim "Tokalaşmak kini, hediyeleşmek düşmanlığı giderir." (Mişkat H. 4693) buyurarak selamdan sonra dostça el uzatmayı tavsiye eder.
Zeytin dalını değil, eli tavsiye ediyor sevgili peygamberimiz. Elde zeytin dalı olmasının da hiçbir mahzuru yok.
Fransa'nın Lyon kentinde bir elinde zeytin dalı, öbür eliyle arkasında aslan tutan bir heykel görmüştüm.
Tam batının mantığını ortaya koyuyordu. Yani eğer uzattığım dala elini uzatmazsan seni aslanların önüne atarım anlamındaydı. Zoraki barış istemiyoruz biz.
Zeytin dalı toprağın ürünü. Elimiz kendi canımız ve kanımızın ürünüdür.
Selamdan, kelamdan anlamayanlar, her işini kanla, barutla halledeceğine inananlar 2010 yılını öldürdükleri insanların içler sızlatan görüntüleriyle kapattılar.
Dünyanın çeşitli ajanslarının seçtiği 2010'nun en başarılı fotoğraflarına baktığınızda yüzde doksanının harp mağduru çocuklar olduğunu görürsünüz.
Bu katliamlarla, bunları yayınlamakla Müslümanların gözlerini korkutacaklarını zannediyorlarsa aldanıyorlar.
Temiz yürekli, güzel giyimli, özü temiz, sözü temiz Müslüman kadın ve erkeklerin "sünnettir, sevaptır" diye sürdüğü güzel kokular, güzel çantalarda, güzel ambalajlarda saklanır, güzel yerlere sürülür.
Gül sevgilinin zülfüne ulaşıncaya kadar aştığı tepeler, geçtiği yollar öyle aşılıp geçilebilecek cinsten değil.
Önce toprağı dala dönüştürmek var.
Kara toprağı kırmızıya dönüştürecek.
Sonra hava almaz kazanlara hapsedilip, yüksek derecede kaynatılacak. Yanacak, yanınca kokusu buhar olup yükselecek, imbikten geçerek ambalajlanarak, sevgilinin zülfüne ulaşacak. Vuslat vaki olunca her türlü işkence tatlı bir hatıraya dönüşecek.
Yıldırımlar yücelere düşer. Peygamber efendimiz buyurur: "Belâların en şiddetlisi peygamberlere gelir"(Tirmizi K.zühd 57).
Onlar zalimler diyarında adalet meş'alesi, pislikler ülkesinde gül destesidirler.
Bedenimiz topraktan gelen yiyecek, içecek ve giyeceklerle beslenmekte. Beyaz şekeri, unu, tuzu, karabiberi kırmızı kana dönüştürdüğümüz gibi, kanıda gözümüzde sevgiye, yüzümüzde tebessüme, dilimizde en güzel kelimelere dönüştürelim.
Ashabdan biri "Rasülullahdan daha güleç yüzlü birini görmedim" (Mişkat hadis no: 4748) buyurur.
Kendini helak edercesine çalışıp insanları doğru yola çekmeye çalışırken, bütün belalara göğüs gererken, yaraları sararken güleç yüzlü, tatlı dilli olmaya çalışacağız.