Peygamberimizin Sesinin Çok Uzaklardan Duyulması


Beyhakî ve Ebû Nuaym, Berâ'dan rivayet ediyor. O şöyle diyor: "Bir gün Peygamberimiz bize hutbe irâd ettiler. O'nun bu hutbesi o kadar uzaklara duyuldu ki, evinden çıkmayan ve yeni yetişen kızlar bile, bu hutbeyi duyup dinlemişlerdir."
(Ebû Nuaym'ın Büreyde'den rivayeti ise şöyledir: "Peygamber Efendimiz bir gün namazı kıldırdıktan sonra yüksek sesle nida ettiler, odasından çıkmıyan kızlar bile O'nun sesini duydular.)
İmâm-ı Beyhakî ve Ebû Nuaym, Aişe'den rivayet ederler: "Bir Cum'a gününde Peygamberimiz minber üzerine oturdular, sonra ashabına hitaben: "Oturunuz" buyurdular. Bu sırada Abdullah bin Ravâha ta Gunm Oğulları yurdunda bulunuyordu. Efendimiz'in "oturunuz" sesini işitip, hutbeyi dinlemek üzere oturmuştur." [16]
îbn-i Sa'd, Ebû Nuaym, Abd-urrahmân bin Muâz et-Teyml'den nakleder. O demiştir ki: "Minâ'da Peygamberimiz bir hutbe irâd ettiler. Kulaklarımız öylesine açıldı ki, bizler yerimizden ayrılmadığımız halde, O'nun bu hutbesini rahatlıkla duyabildik." [17]
îbn-i Mâce ve Beyhaki, Ümmü Hânî'den rivayet eder. O demiştir ki: "Bizler, Peygamber Efendimiz'in Kabe'de gece yarısı okuduğu Kur'ân'ı, rahatlıkla duyardık ve ben o sırada, evin damı üzerinde idim." [18]

Peygamberimizin Aklı Hakkında


îbn-i Asâkir ve Hıyle'sinde Ebû Nuaym, Vehb bin Münebbih'ten rivayet ederler. O şöyle demiştir: "Ben, tam yetmiş bir aded kitap okudum. Bunların hepsinde; dünya yaratılalıdan beri, hiçbir kimseye Hz. Muhammed'in, (a.s.) aklı gibi bir aklın verilmediği yazılı idi. Ve deniliyordu ki: "Herhangi bir kimseye verilmiş olan aklın, Muhammed'e (s.a.v.) verilen akim yanındaki durumu; bir kum deryası yanında, oradaki bir kum tanesinin durumu gibidir." Aynı zamanda bu kitaplarda: "Muhammed (s.a.v.) akıl ve düşünce bakımından, gerçekten bütün insanlardan daha üstündür" diye okuyordum." [19]

Peygamberimizin Mübarek Teri


Müslim Enes'ten rivayet eder. O demiştir ki: "Peygamberimiz bir gün, bulunduğumuz odaya geldiler. Az sonra kuşluk uykusuna yattılar. Derken terlemeye başladılar... Anam gelip O'nun mübarek terini bir şişede toplamaya başladı. Derken Peygamberimiz uyandılar:
- "Ey Ümmü Süleym, ne yapıyorsun?" dediler. Anam:
- "Terinizi topluyordum, ey Allah'ın Resulü! Onu, kokumuzun içine katacağız ve bizim en güzel kokumuz budur" dîye karşılık verdi."
Ebû Nuaym, Muhammed îbn-i Sîrin tarîki ile Ümmü Süleym'den nakleder. O demiştir ki: "Resûlüllah Efendimiz, bizde kuşluk uykusuna yatardı. Üzerinde uyudukları deride çok miktarda ter bırakırdı. Ben O'nun mübarek terini buradan alır, bir miktar misk ile iyice yoğururdum. Bizim en güzel kokumuz da bu idi."
Dâremî, Beyhakî ve Ebû Nuaym, Câbir bin Abdullah'tan rivayet eder. O şöyle demiştir: Peygamber (s.a.v.) Efendimiz'in bazı özellikleri vardı. Bu cümleden olarak O, bir yoldan geçtiği zaman, sonra bu yoldan geçen biri, buradan Peygamberimiz'in geçmiş olduklarını, O'na mahsûs olan kokudan anlardı. O'nun teri ve kokusu, bir özellik arzederdi. Keza O'nun geçtiği yerlerdeki her bir taş veya ağaç, O'na secde ederdi."
Hafız Bezzâr ue Ebû Yala, Enes'ten şöyle naklederler: "Peygamber Efendimiz, Medine sokaklarından birinden geçtiği zaman, oradan geçenler, O'nun oradan geçmiş olduğunu, hoş kokudan anlarlardı. Derlerdi ki: "Buradan Peygamber Efendimiz geçmiştir."
Dâremî'nin İbrahim Nahaî'den rivayeti de şöyledir: "Peygamber Efendimizin bir yoldan geçtikleri, o günün gecesinde dahî belli olurdu."
Hatîb, İbn-i Asâkir, Ebû Nuaym, Deylemî ve Muhammed bin İsmail el-Buharî; Hişâm bin Urve'nin babasına dayanan bir sened zinciri ile, Hz. Aişe'den şöyle rivayet ederler. O demiştir ki: "Birgün ben, oturmuş çıkrığımın başında yün eğiriyordum. Peygamber Efendimiz de ayakkabısını yamamakla meşgul idiler. Baktım, alnından ter damlacıkları dökülüyordu... Mübarek teri, bir nûr gibi parlıyordu. Öylece bakakalmışım. Bunun farkına varan Efendimiz: "Yâ Aişe, neden bakakaldm?" diye sordular. Ben de dedim ki: "Ey Allah'ın Resulü, alnınızdan çıkan terler,, bir nûr gibi ışık saçıyor. Eğer şu hâli, Hüzel kabilesinin o ünlü şâiri Ebû Kebîr görseydi; şüphesiz en müstesna şiir mısraları ile hakkınızda övgüler sunardı." Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, elindeki işi bırakıp ayağa kalktı ve bana yaklaşıp iki gözüm arasından öptü ve şöyle buyurdular: "Ey Aişe, Allah seni iyilikle mükafatlandırsın! Beni o kadar sürûrlandırdm ki, hiç bu kadar sürûrlandığımı hatırlamıyorum."
Not: Hadîs âlimlerimizden Ebû Ali Salih bin Muhammed el-Bağdâdî demiştir ki: Bu haberin râvîleri arasında adı geçen Ebû Ubeyde'nin, Hişâm bin Urve'den hadis naklettiğini ' bilmiyorum... Bununla birlikte bu rivayet bana göre hasen'dir. Muhammed bin İsmail el-Buharî, bu hadîsi çıkarmış olmasına bakarak, bu kanâate varmış bulunuyorum." (Süyûtî).
Yine Ebû Nuaym'in rivayetine göre, Aişe validemiz şöyle demiştir: "Resûlüllah Efendimiz; insanların en güzel yüzlüsü, en nurlu tenlisi idi. O'nu vasfedip anlatanlardan hiç biri, O'nun mübarek yüzünü ay'm ondördüne benzeterek, anlatmaktan kendini alamamıştır. O'nun mübarek teri, alnında inci dâneleri gibi tomurcuklanır, misk-i ezfer'den daha güzel kokardı."
Hafız Dâremî, Hureyş Oğullarına mensûb bir adamdan nakleder. O şöyle demiş: "Peygamber (s.a.v.) Efendimiz; Mâiz bin Mâlik'e recm cezasını tatbik ettirdikleri zaman, ben babamın yanında idim. Oradakiler Mâiz'i taşlamaya başlamışlardı. Ben, (evli olduğu halde zina etmiş bulunan ve suçunu gelip kendisi haber veren ve itirafta bulunan) Mâiz'in; bu şekilde taşlanmasından dehşete düşüp korktum. Benim korktuğumu anlıyan Resûlüllah, beni yanma alıp kucaklayıp bastırdı. Bu sırada terlemekte olan Resûlüllah'm terinden üzerime ter damlacıkları döküldü. Sanki üzerime en güzel kokulu misk damlaları dökülmüş gibiydim."
(Es-Sahâbe adlı kitabın müellifi Abdan, yukarıdaki haberi rivayet ettiği yerde: "Hureyş Oğullarına mensub bir adamdan" yerine, "Hureyş'ten" şeklinde rivayet etmiştir.)
Hafız Bezzar, Muâz bin Cebel'den rivayet eder. O da bu hususta şöyle demiştir: "Bir gün ben, Resûlüllah (s.a.v.) ile birlikte gidiyordum. Bana: "Yâ Muâz yaklaş!" dediler. Ben de yaklaştım. Ben, Resûlüllah Efendimizin kokusundan daha hoş olan ne bir misk koklamışım, ne de bir anber!" [20]

Peygamberimizin Boyunun Özelliği


Beyhakı, İbn-i Asâkîr ve Tarihinde îbn-i Hayseme Aîşe'den rivayet ederler. O demiştir ki: Peygamber (s.a.v.), ne çok uzun boylu idi, ne de fazla kısa boylu idi. (İkisi ortası) orta boylu idi. O'nun boyu; yalnız başına yürümesi ile, başkaları ile birlikte yürümesi halinde başkalık arzederdi. İnsanların en uzun boylusu ile yürüdüğü 'zaman, O'nun boyu, yanında yürüyenden daha uzun olurdu. Her iki tarafındaki iki uzun boylu kişiden, daha uzun görünürdü. Onlardan ayrıldığı zaman ise, yine orta boylu olarak kabul edilirdi.
îbn-i Seb', El-Hasâis adlı ese'rinde, O'nun bu özelliği hakkında şu ifadeyi kullanmıştır: "Peygamberimiz oturduğu zaman da, mübarek omuzları, yanında oturanların omuzundan daha yüksek olurdu."
Hakîm-i Tirmizi'nin Zekvan'dan rivayetine göre de, Peygamberimizin gerek gün. ışığında, gerekse ay ışığında gölgesi yere düşmezmiş. îbn-i Seb ise bu hususta şöyle demektedir: "Efendimiz'in gölgesi yere düşmezdi. Çünkü o, bir nûr idi. Ne gündüzleri, ne geceleri O'rum gölgesi görünmezdi, bazıları demiştir ki: Peygamber Efendimizin bir duasında: "Allah'ım, beni bir nur eyle" buyurmalarında buna bir işaret vardır."
Kadı Iyâd Şifâ'sında, Azafi de Mevlid'inde demiştir ki: Peygamberimiz1 in bir özelliği de, O'nun üzerine sineklerin konmaması idi. Yine O'nun bir Özelliği olarak, bit kendisine ezâ vermezdi." [21]

Peygamberimizin Mübarek Saçı


Saîd bin Mansûr, îbn-i Sa'd ve diğerlerinin rivayetine göre, Halid bin Velid Yermuk savaşı gününde başlığını kaybetmiş, arayıp bulmuş ue demiş ki: "Peygamber Efendimiz umre yaptığı zaman başını traş ettirdi. İnsanlar iki tarafına dizilip kesilen saçlarını derhal alıp saklıyorlardı. Ben de O'nun alın kısmından kesilen bir miktar saçını alıp bu başlığımda saklıyordum. O yanımda iken giriştiğim savaşlardan hiç birini kaybetmiş değilim."[22]