+ Cevap Ver + Yeni Konu aç
1 sonuçtan 1 ile 1 arası

Peygamber efendimizin babası Abdullah Abdulmuttalibin sekizinci çocuğu

 Peygemberimiz (s.a.v) Katagorisinde ve  Peygamber Efendimiz (S.A.V) Forumunda Bulunan  Peygamber efendimizin babası Abdullah Abdulmuttalibin sekizinci çocuğu Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Peygamber efendimizin babası Abdullah Abdulmuttalibin sekizinci çocuğu Peygamber efendimizin babası Abdullah Abdulmuttalibin sekizinci çocuğu Abdullah, Abdulmuttalib'in erkek çocuklarından sekizincisi idi. Siret ve surette diğer kardeşlerinden çok farklıydı. Dünyaya gelir gelmez babasının alnında parlayan Nuru Muhammedi, onun alnına geçmişti. Bu nur, yüzüne harika bir güzellik ve müstesna bir tatlılık bahsetmişti. Ama ...

  1. #1
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Mesajlar
    2.374
    Tecrübe Puanı
    13

    Standart Peygamber efendimizin babası Abdullah Abdulmuttalibin sekizinci çocuğu

    Peygamber efendimizin babası Abdullah Abdulmuttalibin sekizinci çocuğu

    Abdullah, Abdulmuttalib'in erkek çocuklarından sekizincisi idi. Siret ve surette diğer kardeşlerinden çok farklıydı.
    Dünyaya gelir gelmez babasının alnında parlayan Nuru Muhammedi, onun alnına geçmişti. Bu nur, yüzüne harika bir güzellik ve müstesna bir tatlılık bahsetmişti. Ama hiç kimse, bu güzellik ve tatlılığın nereden ve niçin geldiğinin farkında değildi.
    Abdulmuttalib 'in, Oğullarıyla Konuşması
    Artık oğullarının 10'u da büyümüştü.
    Va'dini unutmayan Abdulmuttalib, onları bir gün bir araya topladı ve işin hikayesini anlatarak, içlerinden birini kurban etmesi gerektiğini bildirdi. Hepsi de tereddütsüz razı oldular. Sonra da babalarına sordular: "Peki nasıl yapalım bunu?.. Kimin kurban edileceğini nasıl tesbit edelim?'"
    Abdulmuttalib, böyle bir durumda nasıl yapılması gerektiğini biliyordu. Şöyle dedi:
    "Her biriniz birer ok alın, üzerine kendi isminizi yazın ve okları bana verin!"
    İtaatkar çocuklar, babalarının emrini derhal yerine getirdiler. Her biri okdanlığından bir ok çekti; üzerine kendi İsmini yazdıktan sonra, babasına uzattı.
    Okları toplayan Abdulmuttalib, doğruca Kabe'ye vardı. Meselenin nasıl halledileceğini anlaşılmıştı artık: Hübel putunun yanında ok çekilecek, kimin oku çıkarsa o kurban edilecekti.
    Böyle durumlarda, Kureyş, bu usulle başvururdu.
    Kur 'a Çekilişi
    Kabe'nin yanına varan Abdulmuttalib'in etrafını şehir halkı sarmıştı. Elindeki 10 oku, Allah'a verdiği sözünden caymış sayılmaması için, tereddütsüz, ok çekme memuruna uzattı. On okun üzerinde 10 ciğerparesinin ismi vardı. Hangi ok çıkarsa çıksın, ciğerinden bir parça kopacaktı.
    Memur, oklardan birini çekti. Üzerindeki ismi titrek bir sesle okudu: "Abdullah!.."
    Şefkatli baba, duyduğuna inanmak istemedi; oku memurun elinden çekip aldı, dikkatlice baktı ve okudu: "Abdullah..."
    Göz pınarları bir anda yaşlarla doldu. Boğazında hıçkırıklar düğümlendi. Şefkati ve hisleri öylesine kabardı ve coştu ki, bir an "Olamaz!" diyerek haykıracak gibi oldu. Son anda Allah'a verdiği sözü hatırlayarak, çelik gibi iradesiyle şefkat ve hislerine gem vurdu. Yıkılmış bir halde, yüzünü Kabe'den evine doğru çevirdi ve ümitsiz ümitsiz yürüdü.
    Evinde herkes onu bekliyordu. Hiçbirinin kur'a sonucundan haberi yoktu. Eve giren Abdulmuttalib'in gözleri bir anda, pırıl pırıl parlayan oğlu Abdullah'ın yüzüne dikildi. Şefkat ve merhametinin tekrar kabarıp his dünyasının içine girdiğini görünce, yüzünü başka tarafa çevirdi. Teslimiyet içinde bakan oğullarını daha fazla merakta bırakmak istemedi ve şöyle konuştu:
    "Abdullah!.. Allah, kendisine kurban edilmek üzere seni seçti. Bu şerefi kardeşlerin arasında sana ihsan etti!"
    Abdulmuttalib ailesini ve evini alev alev yakan bu haber, bir anda Mekke sokaklarını da hüzün ve kedere boğdu. Herkes birbirine soruyordu: "Abdullah mı, o güzel, o tatlı çocuk mu kurban edilecek?"
    Abdulmuttalib, yanan yüreğine, kasırgalaşan hislerine, okyanus dalgalarını andıran şefkat ve merhamet duygularına aldırmadan, biricik oğlu Abdullah'ın bileğini kavradı ve onu doğruca İsaf ve Naile putlarının yanına götürdü. Nur yüzlü Abdullah'ta sanki Hz. İsmail'in teslimiyeti vardı. Yüzünde en ufak bir memnuniyetsizlik belirtisi görünmüyordu.
    Abdulmuttalib'in bir elinde bıçak, diğer elinde oğlu Abdullah'ın eli vardı. Kurban edilmesi için her şey tamamdı. Bu sırada birtakım gürültüler duyuldu. Kureyş eşrafı geliyordu. İçlerinden biri seslendi: "Ey Abdulmuttalib!.. Ne yaprak istiyorsun?"
    Abdulmuttalib, nur yüzlü oğluna bakarak cevap verdi: "Onu kurban edeceğim!"
    Bu cevap, kalabalık arasında hayret ve heyecan meydana getirerek dalgalandı. Müdahale ettiler. "Ey Abdulmuttalib!.." dediler, "Bu nasıl olur? Sen ki Mekke'nin büyüğüsün. Böyle yaparsan, sonra herkes senin yaptığını yapmaz mı? Herkes oğlunu kurban ederse bizim de soyumuz kesilmez mi?"
    Bütün kalabalık, Abdulmuttalib'in aleyhindeydi. Hatta, hisleri, duyguları da... Lehinde olan tek şey, çelikten iradesiydi. Allah'ına söz vermişti ve bu sözünü mutlaka yerine getirmeliydi. Çünkü, Allah, onun istediğini vermişti: On erkek çocuk ihsan etmişti. Kurban etmemek, O'na karşı nankörlük olurdu.
    Bu sırada Abdullah'ın dayısı Abdullah b. Muğire ortaya atıldı ve, "Ey Abdülmuttalib!.." dedi, "Vallahi, meşru bir mazeret olmadıkça sen onu kurban edemezsin! Onu kurtarmak için, gerekirse bütün malımızı vermeye hazırız!"
    Abdülmuttalib'in duyguları, şefkati, merhameti de sanki dillenmiş ve kendisine aynı şeyleri haykırıyorlardı. Fakat, çelikten iradesi bir türlü gevşemiyordu.
    Kureyşliler ve oğulları, yalvarmalarının netice vermediğini görünce, bu sefer şöyle bir teklifte bulundular:
    "Ey Abdülmuttalib!.. Abdullah'ı al, Şam'a git! Orada bir kadın var: Kahin ve bilgin bir kadın. Doğudan batıdan zorlukta kalan herkes, ülkeler aşıp ona gider. Herkesin derdine bir çare bulur. Elbette senin için de bir çare bulur. 'Abdullah boğazlanacak.' derse, gel, onu boğazla; yok, eğer seni de, Abdullah'ı da, bizi de üzüntüden kurtaracak bir çare bulursa, ona göre hareket edersin!"19
    Bu fikir, Abdulmuttalib'in aklına yattı. Derhal Abdullah'ı yanına alarak Şam'a doğru yola çıktı. Medine'ye geldiklerinde, kahin kadının Hayber'de olduğunu öğrendiler. Oradan Hayber'e geldiler. Arrafe adındaki kahineyi buldular.
    Abdülmuttalib, durumu olduğu gibi anlattı. Kadın sordu: "Sizde bir insanın diyeti nedir?" Abdülmuttalib, "On deve." dedi.
    Bunun üzerine kahin kadın, "Gidin, 10 deve hazırlayın. Çocukla 10 deveyi alıp, ok çektiğiniz yere götürün. Bir tarafta çocuğunuz, diğer tarafta ise 10 deve olmak üzere ikisi arasında ok çekin. Eğer ok develere çıkarsa, develeri kurban edip çocuğu kurtarın; yok, eğer ok çocuğa çıkarsa, her defasında develerin sayısına bir diyet miktarı daha ekleyerek Rabbiniz sizden razı oluncaya kadar ok çekmeye devam edin! Ne zaman ok develere çıkarsa, onları boğazlayıp kurban edin. Bu şekilde hem Rabbinizi razı etmiş, hem de çocuğunuzu kurban olmaktan kurtarmış olursunuz." dedi.20
    Ortaya konan çareyi uygun bulan Abdulmuttalib, sevinçten uçacak gibi oldu. Vakit kaybetmeden Mekke'ye döndü. Abdulmuttalib ailesi ve Mekke halkı da bu habere son derece sevindi.
    Kur 'a Neticesi
    Mekke'ye dönüşünün ertesi günü idi.
    Abdulmuttalib, biricik oğlu Abdullah'ı ve 10 deveyi alarak Kabe'ye gitti. Kahin kadının tavsiyesi üzerine, Abdullah ile 10 deve arasında kur'a çekilecekti.
    Abdulmuttalib, sevinç içinde, memura, "Çek!" dedi.
    Çekilen ok Abdullah'a çıktı!
    Develerin sayısını 20'ye çıkardılar.
    Memur tekrar oku çekti. Ok yine Abdullah'ı gösterdi!
    Develer 30'a çıkarıldı. Ok tekrar Abdullah'a isabet etti.
    Develer 40 oldu. Ok yine Abdullah'a çıktı.
    Elli oldu. Ok Abdullah'a çıkmakta ısrar ediyordu!
    Altmış, 70, 80, 90 oldu. Ok, ısrarla Abdullah'ı gösteriyordu! Sanki başka bir alemden emir alır gibiydi.
    Abdulmuttalib, hayret ve heyecan içindeydi. Her çekim esnasında ellerini semaya doğru kaldırarak dua etmekten de geri durmuyordu.
    Nihayet, develerin sayısı 100'ü buldu.
    Tekrar ok çekilince, merakla bakanlar derin bir nefes aldılar. Çünkü, ok, develere çıkmıştı!
    Herkes gibi Abdulmuttalib'in de gözleri sevinçle parladı. Fakat, onun bu sevinci fazla sürmedi. Derhal ciddileşti. Kendisini fazla tebrike imkan tanımadı ve şöyle konuştu:
    "Vallahi, üst üste üç defa daha çok çekeceğim; ta ki kalbim mutmain olsun!"
    Çekiliş üç defa daha tekrarlandı. Her defasında sevinç çığlıkları atılıyordu. Çünkü, üç seferinde de ok, develere çıkmıştı.
    Bu sevincini Abdulmuttalib, "Allahü Ekber, Allahü Ekber!" diyerek izhar etti ve diz çökerek duada bulundu.
    Böylece, Abdullah, kurban edilmekten kurtuldu.
    Sevgili oğlunun kurban edilmekten kurtulmasına son derece sevinen Abdulmuttalib, 100 devenin Safa ile Merve arasına götürülüp, yan yana kurban edilmesini emretti. Emri derhal yerine getirildi. Kurban edilen develerin etlerinden Mekke halkı bol bol istifade etti. Alamadıklarını da kurtlar, kuşlar, köpekler, vahşi ve ehil bütün hayvanlar paylaştılar.
    O günden itibaren, Kureyşliler ve Araplar arasında, bir insan diyetinin 100 deve olarak kabul edilme adeti benimsendi.21
    Resuli Ekrem Efendimiz de, bu adeti olduğu gibi bırakmıştır.22
    Hz. Abdullah 'ın İffeti
    Aynı gündü.
    Herkes neticeden memnun, kur'a yerinden dağılıyordu. Abdulmuttalib de sevgili oğluyla birlikte şehre geliyordu. Kabe'nin yanından geçerlerken, babasından bir hayli geride kalmış Abdullah'ın karşısına bir kadın dikildi. Bu kadın, Abdullah'ın dillere destan güzelliğine hayranlardan biri olan, Varaka b. Nevfel'in kız kardeşi Rukiyye idi. O da, kardeşi Varaka gibi eski mukaddes kitapları okumuş, o kitaplarda ahirzamanda gelecek peygamberin sıfatlarını görmüş ve öğrenmişti. İç aleminde, Abdullah'ın yüzünde, o ana kadar hiç kimsede görmediği müstesna parlaklıkla karşı karşıya kalınca, bu sıfatlarla münasebet kurdu. Bu şerefi başkasına kaptırmamak için de, adeta güzelliğini ve iffetini unutarak Abdullah'ın yanına yaklaştı ve fısıldadı:
    "Delikanlı, biraz dursana!"
    Abdullah durdu.
    Kadın, "Nereye gidiyorsun?" diye sordu.
    Yüzünde parlayan nurun masumiyeti içinde Abdullah, "Babamla gidiyoruz." diye cevap verdi.
    Kadın, bu masum cevap üzerinde pek durmadı ve asıl maksadını açıkladı. "Abdullah," dedi, "benimle şimdi evlenir misin?"
    Abdullah'ın yüzü bir anda kıpkırmızı kesildi. Masumiyetini yırtmak isteyen bu teklife pek aldırmadı ve yoluna devam etmek istedi.
    Fakat, Rukiyye, ona sahip olmak istiyordu. Arzusunu bir başka teklifle cazib hale getirdi. "Eğer" dedi, "benimle evlenmeyi kabul edersen, senin için kurban edilen develer kadar develerim var, onların hepsini sana vereyim!"
    Abdullah, bu cazib teklife de iltifat etmedi ve iffetini sergileyen şu cevabı verdi:
    "Haram öyle acıdır ki, ölüm acısı onun yanında çok hafif kalır; helal ise çok tatlıdır. Ey kadın, sen git, açıkça helalinden ara! Şeref ve iffet sahibi olanlar, namuslarını ve dinlerini titizlikle korurlar. Onlar, namussuzluk demek olan bir işe nasıl teşebbüs ve cesaret edebilirler?"23
    Bu asil cevabından sonra da, güzel Rukiyye'nin hüzün ve hayranlığı birleştiren bakışları önünde yoluna devam etti.
    Günler sonra, evlenmiş bulunan Hz. Abdullah, aynı kadınla Mekke sokaklarında bir kere daha karşılaştı. Aynı Rukiyye, ona karşı en ufak bir arzu ve hasret belirtisi göstermedi; bilakis, hissiz ve bakışları, hayranlık şöyle dursun, çok donuktu.
    Abdullah sebebini sordu: "Ne oldu sana?.. Halin değişmiş!"
    Rukiyye, "O gün, alnında esrarlı bir nur parlıyordu. O nur karşısında kendimden geçtim. Ama şimdi onu göremiyorum!" diye cevap verdi.
    Evet, Hz. Abdullah'ın alnında parlayan nur artık yoktu.
    Çünkü, Kainatın Efendisine hamile olan, annelerin en büyüğü Hz. amine'ye intikal etmişti.
    Aslında, Hz. Abdullah'a hayran ve meftun olan sadece bu kadın değildi. Kötü ahlaktan uzak, tertemiz ve en güzel haslet ve faziletlerle bezenmiş bu delikanlıya bütün Kureyş kızlarının gözleri çevrilmişti! Ama, yüzündeki parlaklığın sırrına akıl erdiremeden; Hak Teala'nın ona ahir zaman peygamberinin babası olmak gibi şereflerin en büyüğünü mukadder kıldığının hikmetini idrak edemeden!..
    Hz. Abdullah'ın, Hz. Amine'yle Evlenmesi
    Hz. Abdullah, gün geçtikçe büyüyor, büyümesiyle de gönülleri etrafında pervane gibi döndürüyordu. Fakat, o, dönen pervanelerin hiçbirine iltifat etmiyor, iffet ve namusunu tertemiz koruyordu.
    Çok sevdiği oğlunun evlenme çağına geldiğini gören Abdulmuttalib, bir an evvel onu mes'ud bir yuvaya kavuşturmak istiyordu. Ancak, ona, her yönüyle denk birini bulmak gerekiyordu. Abdulmuttalib, bunu bulmada gecikmedi. Beni Zühre Kabilesinin büyüğü Vehb b. Abdi Menafin yanına vararak, kızı amine'yi oğlu Abdullah'a istediğini söyledi. Vehb, teklifi memnuniyet ve sevinçle karşıladı, sonra da şöyle konuştu:
    "Ey amcamoğlu!.. Biz bu teklifi sizden önce aldık! Amine'nin annesi, geçenlerde bir rüya görmüştü. Anlattığına göre, evimize bir nur girmiş, aydınlığı yerleri ve gökleri tutmuş. Ben de bu gece rüyamda, dedemiz İbrahim'i (a.s.) gördüm. Bana, 'Abdulmuttalib'in oğlu Abdullah ile kızın amine'nin nikahlarını bea kıydım! Sen de onu kabul et.' dedi, Bugün sabahtan beri bu rüyanın tesiri altındayım. 'Acaba ne zaman gelecekler?' diye kendi kendime sorup duruyordum!"
    Bunları duyan Abdulmuttalib, sevincinden, "Allahü Ekber! Allahü Ekber!" diyerek tekbir getirdi.
    Vehb'in kızı amine, hem güzellik, hem ahlak, hem de neseb itibarıyla Kureyş kızları arasında en yüksek mevkiye sahipti. Her hususta Abdullah'a denkti ve henüz 14 yaşlarında bulunuyordu. Abdullah ise, bu sırada 24 yaşlarında idi. Kısa zamanda düğün yapıldı ve Kainatın Efendisini dünyaya getirecek mes'ud aile yuvası kuruldu.24
    Hz. Abdullah'ın Vefatı
    Evliliklerinin üzerinden henüz birkaç hafta geçmişti ki, birçok kimsenin farkettiği garib bir durum oldu: Hz. Abdullah'ın yüzündeki nur, Hz. amine'nin alnında parlamaya başladı. Demek ki, artık Hz. amine, Kainatın Efendisine hamile idi.
    Evliliklerinin ilk ayları dolmuştu.
    Hz. Abdullah, bir ticaret kervanına katılarak Suriye'ye gitti.
    Gidiş, o gidiş oldu; Hz. Abdullah, bir daha Mekke'ye dönmedi. Aylar sonra Mekke'ye dönen ticaret kervanı arasında Hz. Abdullah yoktu. Sadece acı haberi vardı.
    Hz. Abdullah, ticaret yolculuğundan dönüşte Medine'de hastalanmıştı. Ve onu orada dayılarının yanına bırakmışlardı.
    Bu haberi alan Abdulmuttalib, derhal oğlu Haris'i Medine'ye gönderdi. Haris, Medine'ye varıncaya kadar her şey olup bitmişti. Hz. Abdullah, Kainatın Efendisi oğlunun bir kerecik olsun yüzünü görmeden ebedi aleme göç etmişti ve orada Adiyy b. Neccar Oğullarından Nabiğa'nın evinin avlusuna defnedilmişti.
    Haris, bu acı haberi alıp Mekke'ye getirdi. Mekke bir anda matem havasına büründü. Genç ihtiyar, küçük büyük arasında fark gözetmeyen ölümün, Abdullah'ı bu genç yaşında beklenmedik bir zamanda sinesine alışı, Abdulmuttalib Ailesini derin bir üzüntüye boğdu. Mekke halkı da gözyaşlarıyla onların teessürüne iştirak etti.
    Hele, henüz genç bir gelin olan Hz. amine'nin teessürünü tarif etmek imkansızdı Haberi duyduğu andan itibaren bir mum gibi erimeye yüz tuttu. Günlerce gözyaşlarını tutamadı. Ağladı, ağladı. O ağlarken, bütün insanlığın gözyaşını beraberinde getireceği nurla silecek ve acılarını dindirecek zatın dünyaya gelişine ise iki ay gibi kısa bir zaman kalmıştı.
    Hz. amine, hadiseden duyduğu derin üzüntüyü gözyaşları arasında şiirinde şöyle dile getirdi:
    Artık, Mekke 'nin Betha kolu Haşim Oğullarından boş kaldı. Mekke, Haşim Oğullarının sanından mahrum kalacak artık!
    Ölümün davetine uyarak, evinden örtüler ve kefenler içinde çıkıp kabre gitti.
    Ölüm (yeryüzünde yıllarca dolaşıp dursa) insanlar arasında, Haşimoğlu gibi bir yiğit bulup boşluğunu dolduramaz.
    Dostları onun tabutunu taşımak için koşuştular, onu elden ele alıp götürdüler.
    Ne yazık ki, ecel, hiç beklenmedik bir zamanda onu çekip kendine aldı. Halbuki o, ne kadar güzel, ne kadar cömert ve ne kadar da merhametli biri idi!2S
    Hz. Abdullah 'in Bıraktığı Miras
    Hz. Abdullah, yeni evliydi. İstikbalini temine yeni yeni hazırlanırken dünyaya gözlerini yummuştu. Bu sebeple maddi planda geride son derece mütevazi bir miras bıraktı: Ümüm Eymen Bereke adında, Kainatın Efendisini çok seven bir cariye, beş deve, birkaç koyun, bir kılıç ve bir miktar da gümüş para.26
    Fakat, geriye, Allah'ın lutfuyla İki Cihanın Güneşi olacak hayırlı hayırlı bir evlad bıraktı. Nuruyla alemi aydınlatacak bir zat: Kainatın Efendisi Hz. Muhammed (s.a.v.)...

    --------------------------------------------------------------------------------
    19 ibn-i Hişam, Sire, c. 1, s. 162; Taberi, Tarih, c. 2, s. 174.
    20 Ibn-i Hişam, Sire, c. 1, s. 163; Taberi, Tarih, c. 2, s. 174.
    21 Ibn-i Hişam, Sire, c. 1, s. 164; ibn-i Sa'd, Tabakat, c. 1. s. 89; Taberi, Tarih,c. 2, s. 174.
    22 Ibn-i Sa'd, Tabakat, c. 1, s. 89.
    23 İbni Hişam, Sire, c. 1, s. 164; Ibni Sa'd, Tabakat, c. 1, s. 9596.
    24 ibni Hişam, Sire, c. 1, s. 167; ibni Sa'd, Tabakat, c. 1. s. 94.
    25 ibni Sa'd, Tabakat, c. 1, s 100.
    26 İbni Hişam, A.g.e., c. 1, s. 167; ibni Sa'd, A.g.e., c. 1, s. 100.


+ Cevap Ver

LinkBacks (?)

  1. Yandex
    Refback Bu Konu
    01-05-2017, 02:25 AM
  2. Yandex
    Refback Bu Konu
    07-09-2015, 11:17 AM

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
^

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349