+ Cevap Ver
4 sonuçtan 1 ile 4 arası
Like Tree1Beğeniler
  • 1 Post By ÖZGÜRÜM

Kutlu doğum

 Peygemberimiz (s.a.v) Katagorisinde ve  Peygamber Efendimiz (S.A.V) Forumunda Bulunan  Kutlu doğum Konusunu Görüntülemektesiniz.=>İnsanlığın iftihar tablosunun doğumu, topyekûn insanlığın da yeniden doğumu sayılır. O’nun dünyayı şereflendireceği güne kadar akın karadan, gecenin gündüzden, gülün de dikenden farkı yoktu; dünya âdetâ umumî bir mâtemhâne, varlık da tıpkı bir kaostu.. O’nun eşyanın yüzüne çaldığı nur sayesinde, zulmet ziyâdan ayrıldı, geceler gündüze kalboldu; kâinat kelime kelime; cümle ...

  1. #1
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2010
    Mesajlar
    3.422
    Tecrübe Puanı
    12

    Standart Kutlu doğum

    İnsanlığın iftihar tablosunun doğumu, topyekûn insanlığın da yeniden doğumu sayılır. O’nun dünyayı şereflendireceği güne kadar akın karadan, gecenin gündüzden, gülün de dikenden farkı yoktu; dünya âdetâ umumî bir mâtemhâne, varlık da tıpkı bir kaostu.. O’nun eşyanın yüzüne çaldığı nur sayesinde, zulmet ziyâdan ayrıldı, geceler gündüze kalboldu; kâinat kelime kelime; cümle cümle, fasıl fasıl okunur bir kitap haline geldi.. ve herşey âdetâ yeniden dirildi ve gerçek değerini buldu.
    Evet, O’nun yeryüzünü şereflendirmesi; kâinat çapında bir vak’a ve yer-gök adına en büyük bir hâdise olduğu gibi, aynı zamanda insanlığın da yeniden dirilişi sayılır. O, elindeki, cihanları aydınlatan, o nûrefşân mesajıyla, dünyayı yeniden göklere göre tanzim edeceği, varlığın perde arkası hakikatlarına tercüman olacağı, eşya ve hâdiselere yeni tefsir ve yeni yorumlar getireceği güne kadar varlık bütünüyle ma’nâsız, ruhsuz, birbirinden kopuk ve birbirine yabancı gibiydi; cansızlar âdetâ, abesler resm-i geçidinde birer figür, canlılar “natürel seleksiyon”un dişleri arasında ve hergün başka bir ölüm ağında.. bu kara yalnızlıkta insanlar ise, her an başka bir ayrılıkla inleyen birer yetim, birer mazlum, birer mağdur vaziyetindeydi. O’nun neşrettiği nûr sayesinde birden bire karanlıkların büyüsü bozuldu, şeytanlar bozguna uğradı ve dalâletler gidip gayyâyı boyladı.. eşyanın mahiyeti değişti; tahripler tamire dönüştü, inkırâzlar da onarım hazırlığı şekline girdi.. dünya üzerindeki konup-göçmeler, gelip-gitmeler birer resm-i geçit halini aldı; doğumlar birer toy-düğün, ölümler de birer “şeb-i arûs” oldu.
    O’nun ışığı başlarımızı okşamaya başladığı günden itibaren, ruhlarımızda “ebedî yokolma”nın te’siri kırıldı; hicranla çarpan sînelere dost ikliminden vuslat muştuları geldi-ulaştı. Bütün bir insanlık olarak biz hepimiz, O’nun gönüllerimize üflediği hayat sayesinde kendimizi idrak edip eşya ile münâsebete geçebildik.. özümüzdeki cevherleri değerlendirip, benliğimizdeki sonsuzluk buudunu sezebildik. O olmasaydı, ne ruhumuzdaki bu derinlikleri kavrayabilir ne de kabirden geçip sonsuzluğa uzayan bu yolu ve bu yolculuğu bu kadar şirin görebilirdik. Gönüllerimize aşk u heyecan salan O, gözlerimize ışıklar çalan O ve bizleri ebedler ülkesine seyahata hazırlayan da yine O’dur.
    O, bu uzun ve sırlı yolculukta bulunduğumuz sâhil itibariyle, bizim için bir kaptan ve rehnümâ, varacağımız âlem itibariyle de bir mihmandâr ve şefaatçı ise, bizim de O’na karşı bir kısım sorumluluklarımız vardır ve bu mevzûda lâkayd kalmamız da mümkün değildir. Ama, ne gariptir ki, bizler asırlardan beri bu ışık insan ve O’nun nurlu mesajına karşı hep lâkayd kalmışızdır.. lâkayd kalmak bir yana çok defa saygısız davranmışızdır...
    Vâkıâ, dar bir dairede ve belli ölçüler içinde, merasim türünden bir mevlid, birkaç paket şeker ve birkaç şişe güllâpla.. bazen de birkaç ses sanatkârı ve birkaç ilâhîci ile velâdeti tes’îd etmeye, O’nunla irtibatımızı ortaya koymaya çalışmışızdır; ama, bunlar kat’iyyen O’nun büyüklüğüyle orantılı olmamıştır; orantılı olmak şöyle dursun, O’nun kapıkullarına gösterilen saygı ve ihtiram seviyesine bile ulaşılamamıştır. Hele Hz. Mesih’in doğum günü veya şöyle-böyle O’nunla alâkalı gösterilen noel, paskalya ve daha başka yortu ve karnavallar seviyesinde bir neş’e ve cûşişin yaşanması kat’iyyen söz konusu olmamıştır...
    Bu mevzûda yapılması teklif edilen şeylerin “ef’âl-i mükellefîn” arasında yeri olmadığı muhakkak; kimse de böyle bir iddiada bulunamaz. Ancak, acaba bu Kutlu Doğum’u O’nun nûrefşan mesajı adına daha derince, daha içten ve daha ciddî olarak değerlendiremez miyiz?
    Hz. İsa ile alâkalı günler, halkı hıristiyan olsun-olmasın, hemen her ülkede âdetâ neş’e, sevinç kıyametleriyle kutlanır; haftalarca, hatta aylarca her mahfilde sözler, muhâvereler hep o istikâmette cereyan eder.. her tarafa O’nun adına tebrikler, hediyeler yağar.. hediye ve tebrik teâtisi, o günlerde postanelerin biricik işi hâline gelir. Telefonlar, sürekli O’nun namına zil çalar, âhizeler O’nun nâmına konar-kalkar.. dörtbir yan kandillerle süslenir; çarşı-pazar renklerle-ışıklarla kahkaha atar.. evler bir arı kovanı gibi, O’na ait duygularla uğuldar, mâbedler O’na ait neşîdelerle inler.. ve her gece, âdetâ şehrâyinler gibi büyüleyici ve başdöndürücü olarak geçer.
    Gerçi, bu karmakarışık karnavallarda çoğu kimse ne yaptığını bilemez ve neden, çoğu maskaralık olan bu işlerin içine girdiğini fark edemez. Ama, yine de o günleri her saat ve her dakikası ile dinî bir vecd içinde ve ne yaptığının şuurunda olan bir sürü insan vardır.
    Ne olursa olsun Hz. Mesîh’e ait gün ve geceler o kadar insanlığa mâl olmuştur ki, bilerek-bilmeyerek herkes kendini o acaib törenler içinde bulur; ibadet, eğlence veya maskaralık, hıristiyanlarla aynı duyguları paylaşır, aynı hislerle yatar-kalkar.. hatta çam, çınar devirir, hindi parçalar, şampanya patlatır ve kör-kütük sarhoş olup sokaklara dökülür...
    Mübeccel velâdetin böyle eğlenceli, cümbüşlü kutlanmasını ve mübârek İslâm Dini’nin de bir karnavala çevrilmesini ne biz ne de başkası arzu etmez.. zaten bunu yapmaya da kimsenin gücü yetmez. Ancak, yalancı ve riyakâr bir dünyanın, koskocaman insanlık âlemini nasıl bir iğfal ağına aldığını gördükçe, “neden acaba İslâm Dünyası, aynı zamanda kendi velâdeti de sayılan Rebî’ul-evveli, Rebî’ul-evvelle gelen “Nevrûz-ı Sultanîyi” ve o günle gelen insanlığın kurtuluşunu aynı heyecan, aynı cûşiş içinde tes’îd etmez” diye hayıflanıyor ve kendi kendimizi sorguluyoruz.
    Yukarıda serd edilen mülâhazalardan, Seyyidina Hz. Mesîh ve arkasındakileri tezyîf ma’nâsı da çıkarılmamalıdır. Biz müslümanların Hz. İsa’ya karşı saygımız sonsuz olduğu gibi, O’nun getirdiği mesajın, bugünkü batı medeniyetinin önemli bir rüknü olduğunda da şüphemiz yoktur. Evet, tarihçilerin ve medeniyet felsefecilerinin de ifade ettikleri gibi, eğer Hz. İsa ve O’nun getirdiği ruh ve ma’nâ olmasaydı, batı medeniyeti hiçbir zaman vücud bulamazdı; zira onun bir esası Grek düşüncesi (Matematik düşünce) diğer bir esası Roma hukuku olduğu gibi, önemli bir rüknü de gerçek ma’nâsıyla hristiyan dinidir. Şu hususu da önemle kayd etmek icab eder ki, eğer insanlığın medâr-ı fahri Hz. Muhammed (sav) ve O’nun nurlu mesajı olmasaydı, İslâm Medeniyeti olmazdı.. İslâm medeniyeti olmayınca da batı “uygarlığı” doğmazdı.
    Evet, eğer İslâm, o yumuşak, o müsamahakâr, o sımsıcak, o ilme açık ve tefekkürü ödüllendiren semâvî renkleri ile batı yamaçlarında tüllenmeseydi.. ve eğer onuncu asırdan itibaren İslâm âlimleri ve bu arada Türk düşünürleri, greko-latin kültürünü Avrupa’ya taşıyıp, Avrupalıya tanıtmasalardı, batı hâlâ orta çağları yaşıyor olacaktı. Zaten, matematik, fizik, kimya, astronomi, hendese ve tababet gibi ilim dallarının doğulu ve İslâm alaşımlı olduğunda kimsenin şüphesi yok. Bizim dünyamızda medeniyet adına herşeyi batılı görmeye kendini şartlandırmış bir kısım müstağribler kabul etmeseler de, batı medeniyeti, hali hazırdaki yerini alabilmesi ve modern şekliyle var olabilmesi için, Hz. Mesîh’den sonra tam altı asır daha bekleme mecburiyetindeydi.. bekledi, İslâm’la karşılaştı.. bu karşılaşmayı tam değerlendirdi veya değerlendiremedi, o ayrı mes’ele; ama ondan mutlaka müteessir oldu, çok yararlandı ve geleceğini onun ışığında dizayn etti.
    Evet, batı, İslâm medeniyetine esas teşkil edecek olan prensibleri benimsemese bile ondan aldığı, alıp değerlendirdiği ve bu arada İslâm’ın ona tedayi ettirdiği pek çok şey vardır.. ve bunlar yeni batı kafası ve yeni batı düşüncesinin teşekkülünde, tahminler üstü te’sir icra etmişlerdi...
    Bu itibarla diyebiliriz ki:
    “Dünya neye mâlikse O’nun vergisidir hep,
    Medyûn O’na cemiyeti, medyûn O’na ferdi;
    Medyûndur O ma’suma bütün bir beşeriyet,
    Yâ Rab, mahşerde bizi bu ikrar ile haşret!”

    (M. Akif)
    Asırlar var ki, topyekûn insanlığın medyûn bulunduğu bu Zât’ı, kendi kâmet-i kıymetine uygun bir velâdet günü, velâdet haftası, velâdet ayı, ile tes’îd edemedik.. tes’îd etmek bir yana, O’nun kapı kullarına gösterilen alâka ölçüsünde O’na karşı ta’zimde bulunamadık. Aylar, yıllar ve asırlar boyu O’nun için şehrâyinler tertip edilse, her gece O’nun için yüzlerce, binlerce neşîdeler söylense, yine O’nun hakkı ödenemez ve O’nun için birşeyler yapıldığı söylenemez. Ne var ki, “Sultan’a sultanlık, gedâya da gedâlık yaraşır” düşüncesinden hareketle, “hiçbir şey yapmamaktansa, az dahi olsa mümkün olanı yapmak daha iyidir” diyor ve “Ebedî Risalet Sempozyumu” gibi konferansların her sene ayrı bir ülkede icra edilmesini.. ve belli bir zaman diliminin bu işe tahsisini.. ve mümkünse önümüzdeki yılın-tabiî O’nun dünyasında, sadece O’na bir yıl tahsis etmenin ne denli bir cimrilik ve vefasızlık olduğunu ruhlarımızda duymanın ezikliği, ârı ve hicabıyla- “Hz. Muhammed (sav) Yılı” olarak ilânını teklif ediyoruz.

  2. #2
    Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2012
    Yaş
    59
    Mesajlar
    16
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart Kutlu doğum

    Sevgililer Sevgilisi'ne-
    ey insan
    ey yüz akı gönül aydınlığı
    kabul olmuş sadaka kadar güzel
    bir duygu sarıyor seni anan yüreğimi
    bastığın toprakla yıkadığın gözüme
    şimdi güneş bile siyah görünüyor
    ey yüz akı gönül aydınlığı

    ben kendime ağlarken Uhud da ağlar mıymış
    Hıra'yı mahzun gördüm soramadım sevgili
    hasretinin dışında başka derdi var mıymış?

    ey insan
    içimde büyüttüğüm tüm çiçekleri
    sana adıyorum
    ıtırları, yaseminleri, menekşeleri
    lale bana kalsın
    kapına çiçeklerin karalısını sunmaktan
    utanıyorum

    dua çıkmayan göğe sevdalar çıkar mıymış?
    bülbülünü kaybetmiş bu evrensel bahçede
    dikenler bile bir hoş, gayrı gül kokar mıymış?

    ey insan
    göklerin öğrencisi, yerlerin öğretmeni ey
    sen öğrettin taşa konuşmayı
    ağaca selam vermeyi
    aya yarılmayı, toprağa dürülmeyi
    göklere kurulmayı, durmayı zamanı
    yılana ve deveye sevmeyi
    yaşamayı ve ölmeyi sen öğrettin insana

    o bengisu gözünden fışkıran pınar mıymış?
    baharların kaynağı ve yolunu gözleyen
    bir ben sevda şehidi, bir de şu çınar mıymış?

    ey insan
    senin sırrın
    gözyaşının terkibinde saklıymış
    bu gerçeği bir denizin dudağından öğrendim
    gecenin bir vaktinde bir sevgili ağlarken
    bir dişi varlığını varlığına adarken
    bir erkeğin ellerinde
    ölüm havlu atarken
    haklıymış

    söyle gönlüm bu sevda mahşere kalır mıymış?
    alışılmış sözcükler yükleyip kanadına
    ona doğru uçursam katına alır mıymış?

    ey insan
    hıncını hıncıma kat
    sancını sancıma kat
    pamuktan ellerini geçir yürek halkama
    ister ayağın katına çek
    istersen yerlere at.


  3. #3
    Administrator Karani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Yer
    Erzincan, Turkey
    Mesajlar
    13.484
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart Cevap: Kutlu doğum

    Allah razı olsun

  4. #4
    Administrator Karani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Yer
    Erzincan, Turkey
    Mesajlar
    13.484
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart Cevap: Kutlu doğum

    Teşekkurler. Ellerinize saglık ...

+ Cevap Ver

LinkBacks (?)

  1. Yandex
    Refback Bu Konu
    04-21-2015, 09:15 PM

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 04-16-2017, 04:43 PM
  2. Kutlu Doğum Haftası II
    By BeRkCaN in forum Köşe Yazıları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 04-26-2010, 12:13 PM
  3. Kutlu doğum haftası
    By BeRkCaN in forum Köşe Yazıları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 04-26-2010, 12:11 PM
  4. Kutlu Doğum, Kutlu Peygamber
    By BeRkCaN in forum Köşe Yazıları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 04-16-2010, 12:02 PM
  5. kutlu doğum ve boykot
    By kaniirfan in forum Köşe Yazıları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 04-15-2010, 12:27 PM

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
^

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277