Cami dersleri üzerine arzular

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu'nu göreve geldiği günden beri takip ediyorum. İslam'ın sosyal yönünün kavranması ve halkımız arasında canlı bir dini hayatın yaşanması konusunda ciddi bir çaba içinde olduğunu düşünüyorum. Bu, elbette kurumunun varlığını hissettirmesi bakımından onun görevi. Fakat, camilerin İslam tarihindeki asli fonksiyonuna kavuşturma gayretinde olması gözlerden kaçmıyor. Uhdesinde bulunan görevin bir emanet olduğunun şuurunda olduğunu görüyor, kendisine ve çalışma arkadaşlarına teşekkür ediyorum. Daha güzel ve daha verimli çalışmalara muvaffak etmesi için Allah'ın yardımını diliyorum.
Muhterem Bardakoğlu'nun 15. 06. 2010 günü basına yansıyan müjdeli yeni açıklamalarına şahit oldum. Önceden başlanan ve bazı uygulamalarına şahit olduğumuz "Cami Dersleri"nin kapsamının genişletilip yaygınlaştırılacağını açıklıyordu. "Camilerin içini, dini ve ilmi sohbet ortamına dönüştürmeyi amaçladıkları"nı belirtiyor; camilerin daha fonksiyonel hale getirilmesi konusunda şunları söylüyordu: "Sadece namaz vakti camiye gelip, namazı kılınca dağılan değil; kaynaşan, bütünleşen, namaz aralarında ilmi sohbetlerle bilgisini sürekli artıran bir cemaat arzuluyoruz."
Başkan, Din Görevlisi'ni sadece ezan okuyup 5 vakit namaz kıldıran bir "memur" olarak görmüyor; topluma istikamet vermesi gereken bir öncü, bir imam, bir hoca olarak kabul ediyordu. İslam'ın sosyal hayat üzerindeki fonksiyonunun halka yansımasını istiyor. Huzur ve barış içinde yaşayan bir Türkiye'nin, ancak sorumluluğunu kuşanmış olgun insanlar eliyle gerçekleşeceğini çok iyi biliyor. Bu sebeple, din hizmetlerinden, Türkiye'nin tamamının faydalanmasını amaçlıyor. Camilerin insan yetiştirme ve yaygın eğitim konusundaki işlevini hatırlatıyor: "Camilerimiz; manevi, ahlaki ve ruhi bakımdan yüce değerlerle buluşma; onları kavrama ve iç dünyamıza indirme mekanlarıdır. Kaynaşma, okuma ve öğrenme yerleridir. Yalnız namazı kılıp dağılma yerine; camilerimizi çok daha geniş yelpazede kullanmak zorundayız."
Diyanet İşleri Başkanımızın bu sözlerini takdirle karşılıyorum. Konuşmasının bütünü "Bir kimse Müslümansa, dinini iyi ve doğru öğrenmeli" şeklinde özetlenebilir. Körü körüne, kulaktan dolma, bid'at ve hurafelerin karıştığı bir din anlayışı yerine; İslam dininin kaynaklarına yönelme gerekliliğini anlatıyor. Kur'an ayetleri, Peygamberimizin Hadisleri, Siyer (Peygamberimiz'in hayatı), Kur'an kıssaları ve Peygamberler tarihi, ahlaki prensipler ve İlmihal bilgilerinin öğretilmesinden söz ediyor. Toplumun dini, milli, ahlaki ve irfan yönünden ayakta kalabilmesi için, bilgi ve özgüven kazanması gerektiğini söylüyor.
Diyanet İşleri Başkanlığı Başkan Yardımcısı İzzet Er de, hocalarımızın din hizmetlerini cami dışına da taşıması konusunda şu görüşleri seslendiriyordu: "Din hizmetlerini cami eksenli tutmamalıyız. İslam dininin sosyal ahlak eksenli yönünü ön plana çıkarmalıyız. Selamlaşma ile iletişim başlıyor. Ev, esnaf, yaşlı, hasta ve kimsesizlerin ziyaretlerini önde tutacak bir hizmet anlayışı geliştirilmeli."
Ali Bardakoğlu ve yardımcısı güzel şeyler söylüyorlar. Hem de ağızlarından bal akıyor denilecek ölçüde. Fakat, bunlar nasıl pratiğe geçirilecek. Kendisini yetiştirmiş ve görevinin hakkını vermeye çalışan az sayıdaki hocamız istisna edilirse; bu anlatılanlar ortalama hoca imajının dışında olan güzel şeyler. Diyanet'in önünde, yapması gereken çok iş olduğunu düşünüyorum. Söylenenlerin hayata geçirilmesi, bu konuda iyi yetişmiş personele bağlı. Meslek içi eğitimlerle hocalarımızın eksikliklerinin giderilmesi gerekiyor. Hocalarımız, yalnız sahalarındaki bilgiler konusunda değil; iletişim, sevgi, görgü, nezaket, konuları anlatma üslubu gibi pedagojik bilgiler açısından da yeterli hale getirilmelidir. Mersin-Erdemli İlçe Müftüsü Mustafa Topal, 10. 02. 2010 günü yaptığı konuşmada "İmamların psikoloji ve sosyoloji ilmini çok iyi bilmesi gerektiğini" anlatıyordu.
İmam hatip; toplumun öncüsü ve her an insanların dikkatinin üzerinde olduğu insandır. Mesleğinin hassasiyeti; kılık kıyafeti, İslam dinini temsil durumu, davranışları ve konuşmasıyla devamlı kendisine çeki düzen vermesini zorunlu hale getiriyor. Bu yüzden, Din Görevlisi olmak kolay değil. Sevgi ve fedakarlık istiyor. Mesleğini ve insanları sevmeyi gerektiriyor. İmamlık kesinlikle ekmek kapısı olarak düşünülmemelidir. O, peygamber mesleği ve ulvi bir görevdir. Hak ve hakikatin, iyilik ve güzelliklerin anlatıldığı; insanların dünya ve ahiret hayatında mutlu olma yollarının gösterildiği şerefli ve kutsal bir meslektir.
İslam dinini hakkıyla temsil edebilmek ne büyük şeref... Diyanet İşleri Başkanı ve tüm hocalarımıza Allah'tan yardım ve başarılar diliyorum.

Şakir Tarım
araştırmacı yazar