+ Cevap Ver
3 sonuçtan 1 ile 3 arası

Regaip Kandilinin fazileti anlamı islamdaki yeri

 Dini Gün ve Gecelerimiz Katagorisinde ve  Regaip Kandili Forumunda Bulunan  Regaip Kandilinin fazileti anlamı islamdaki yeri Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Regaip Kandilinin fazileti anlamı islamdaki yeri Regâib, arapça bir kelimedir ve "reğa-be" kökünden gelmektedir. "Reğa-be", kelime olarak, herhangi bir şeyi istemek, arzulamak, ona karşı meyletmek ve onu elde etmek için çaba sarfetmek demektir. "Reğîb" kelimesi ise, "reğabe"'den türemiş olan bir isimdir ve kendisine rağbet edilen, arzulanan, taleb edilen şey demektir. ...

  1. #1
    Administrator Karani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Yer
    Erzincan, Turkey
    Mesajlar
    13.484
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart Regaip Kandilinin fazileti anlamı islamdaki yeri

    Regaip Kandilinin fazileti anlamı islamdaki yeri

    Regâib, arapça bir kelimedir ve "reğa-be" kökünden gelmektedir. "Reğa-be", kelime olarak, herhangi bir şeyi istemek, arzulamak, ona karşı meyletmek ve onu elde etmek için çaba sarfetmek demektir. "Reğîb" kelimesi ise, "reğabe"'den türemiş olan bir isimdir ve kendisine rağbet edilen, arzulanan, taleb edilen şey demektir. Müennesi, "reğîbe"dir. "Reğîbe"nin çoğulu da "reğâib" dir. Kelime olarak "Regâib"in aslı budur.
    Regâib kelimesi Kur'an'da geçmemektedir. Ancak "reğabe"den türemiş olan çeşitli kelimeler, Kur'ân'da sekiz yerde geçmekte ve "reğabe"nin ifâde ettiği mana için kullanılmaktadır (el-Bakara, 2/ 130; en-Nisa, 4/ 127; et-Tevbe, 9/59,120; Meryem, 19/46; el-Enbiyâ, 21/90; el-Kalem, 68/32; el-İnşirah, 94/8).
    Terim olarak Regâib, türkçede kandil geceleri dediğimiz mübârek gecelerden biridir. Hicrî takvime göre, yedinci ay olan Receb'in, müslümanlar arasında kutsal kabul edilen ilk cuma gecesidir. Bu gecede Yüce Allah'ın rahmet, bağış ve yardımlarının dağıtıldığına inanılır.
    Hz. Muhammed (s.a.s)'in Receb'in ilk perşembe gününü oruçla geçirdiği ve cuma gecesinde, bu kandil gecesine mahsus olmak üzere on iki rekât namaz kıldığı kabul edilir. Fakat bu rivâyetlerin de, herhangi bir dayanağı yoktur. Müslümanlar arasında, Regâib gecesinde on iki rekât namaz kılma alışkanlığı, ilk kez on ikinci yüzyılın başlarında görülmüştür. Müslümanlar arasında mübarek sayılan "Regâib" gecesi ibadetle ihya edilir.
    Namazın kılınması, fıkıh alimleri arasında tartışma konusu olmuştur. Alimlerin ekseriyeti, aslında böyle bir namazın olmadığı kanaatinde birleşmişlerdir.
    On sekizinci asırda, Regâib geceleri tekke ve zaviyelerde gösterişli törenlerle kutlanmaya başlandı. Tasavvuf ehli olan şairler, bu gece için "reğâibiye" adı verilen şiirler yazdılar. Bu şiirlerin bazıları bestelenerek yapılan törenlerde okundu. Diğer kandil gecelerinde olduğu gibi, Regâib kandillerinde de minârelere kandillerin asılması gelenek haline geldi. Halk arasında Regâib gecelerinde ibâdet ve duada bulunma, geceyi kandil simidi ve şekerlemeleri ile kutlama âdeti yerleşti. Bu gibi âdetler, günümüzde de varlığını sürdürmektedir.
    Regâib gecelerinde dua etmek, tevbe ve istiğfarda bulunmak, bu geceyi kutsal kabul etmek suretiyle çeşitli ibâdetlerle geçirmek, genel olarak alimler arasında kabul görmüştür.
    Reğâib, Rasulullah’ın (sas) anne rahmine şeref verdiği gece midir?
    Bazı fezâil kitaplarında ve bunlara bağlı olarak kimi Müslümanlar arasında Reğâib gecesinin, Peygamberimiz’in dünyaya teşriflerinin ilk halkasını teşkil eden anne rahmine şeref verdiği gece olduğu şeklinde yaygın bir telakki vardır. Ancak bu gece ile velâdet-i Nebeviyye arasındaki müddet, bu telakkinin doğru olmadığına işaret etmektedir. Şu kadar var ki Hz. Âmine’nin Fahr-i Âlem Efendimiz’i hâmil olduğuna bu geceden itibaren muttali olmuş olabileceği akıldan uzak değildir.1 Regâib kandilinin, Rasûlullah efendimizin babası Hz. Abdullah'ın evlendiği gece olduğu da iddia edilmiştir ki, kutlu doğum tarihi bu iddiayı çürütmektedir. Bazı Müslüman ülkelerde kimi yörelerde, bir asırdan beri, Abdullah'ın evlendiği geceye, Regâib kandili ismini veriyorlar. Regâib gecesine böyle ma'nâ vermek doğru değildir. Böyle söylemek, Rasûlullah efendimizin dokuz aydan önce dünyayı teşrîf etmiş olduğunu bildirmek olur ki, bu da, noksanlık ve kusûrdur. Her bakımdan, her insanın üstünde ve her bakımdan kusûrsuz olduğu gibi, Amine vâlidemizi nûrlandırdığı zaman da, noksan ve kusûrlu değildi. Bu zamanın noksan olması, tıp ilminde ayıp ve kusûr sayılmaktadır. 2 Peygamberler ise ismet sıfatın sahip oldukları için böylesi kusurlardan berîdirler.
    Diğer taraftan meseleyi uzlaştırıcı ve çözümleyici bir yaklaşım ise şöyle açıklama getirmektedir: “İslâmiyyetin ilk zamanlarında ve İslâmiyyetten evvel, Receb, Zilka'de, Zilhicce ve Muharrem aylarında harb etmek harâm idi. İslâmiyyetten evvel, Arablar, Receb veya Muharrem aylarında harb edebilmek için, ayların yerini değişdirir, ileri veya geri alırlardı. Rasûlullah (sav), hicretin onuncu senesinde, yüzküsur bin müslümân ile vedâ' haccı yaptığı zaman: ‘Ey Ashâbım! Haccı tam zamanında yapıyoruz. Zaman döndü dolaştı, nihayet ilk başladığı noktaya ulaştı. Artık ayların sırası, Allahü Teâlânın yarattığı zamandaki gibidir.’ buyurdu. Babası Abdullahın evlendiği sene, ayların yeri değişik idi. Receb ayı, Cemâzilâhır yerinde idi, yani bir ay erkene alınmış idi. O hâlde, nûr-i Nübüvvetin, Âmine valdemize intikâli, şimdiki Cemâzilâhır ayındadır, Recebteki Reğâib gecesinde değildir.” 3 Dolayısı ile Mefhara-i Kâinat Efendimiz’in annesinin rahmine teşrif ettiği ilk gece, 571 yılı itibariyle o zamanki Arapların bir ay öne aldıkları için Receb ayının ilk Cuma gecesi olarak görünmekle beraber, hakikat-i halde Cemâziyelâhir’in ilk Cuma gecesi olmaktadır. Malum, Kamerî yılın ayları sırasıyla: Muharrem, Safer, Rabîülevvel, Rabîülahir, Cemaziyelevvel, Cemaziyelâhir, Receb, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkade, Zilhicce’dir. Veda haccından zamanımıza kadar haram ayların ve dolayısı ile Receb’in de artık bir daha yerinin hiç değiştirilmemiş olması itibariyle, bugün için de cemâziyelâhir’in ilk Cuma gecesi (olum tarihi) ile Rabiülevvel’in 12’si (doğum tarihi) arasında tıbbî hamilelik süresi olan 280 gün bulunduğu ortaya çıkacaktır ki bu hem yukarıdaki tarihî bilgiye hem de tıbbî bilgiye uygun düşmesi bakımından yabana atılamaz bir bilgi olmaktadır. Daha isabetli ve güçlüsü de henüz bilinmemektedir.
    Bu açıklama gerçekten muhtemel münakaşalarda ikna edici ve meseleyi çözücü mahiyettedir. Ne var ki bununla beraber Reğâib gecesinin dinî temelleri sadedinde böyle bir kabul de yeterli rasanet ve asliyete sahip midir? Reğaible alakalı kesin olan şudur: Peygamber Efendimiz’in Allah’ın bazı çok özel fiilî tecellilerine mazhar olduğu, nuranî lutf u ihsanlara, semavî mevhibelere eriştiği gerçeği ve buna bağlı olarak da ümmetinin dualarının kabul edilip benzeri bir mazhariyetin kapılarının kendilerine açılmış olma fırsatıdır. Gecenin kutsiyetine dair Rasulullah’ın anne karnındaki hayat süreci içinde muhakkak daha başka mühim bir hadisenin vuku’ bulmuş olması mülahaza edilse, araştırılsa, acaba daha güçlü hangi olaylara ve delillerine ulaşılabilir? Böyle ilmî ve fikrî bir seyahat için şöyle ki diyelim:
    Bediüzzaman Hazretleri de Reğâib’in kutsiyetini vurguladığı bir yerde, Hazret-i Risalet’in (sas) bir derece bir cihette âlem-i şehadete (dünyaya) Reğâib gecesi teşrif ettiklerini bildirir. 4 “Bir derece, bir cihette âlem-i şehadete teşrifi” ifadesi ile bu teşrifi takyid altına almış olması da manidardır; fakat bu müphemlik, İnsanlığın İftihar Tablosu’nun rahm-i mader’de ispat-ı vücud ettikleri ilk günü tam olarak tespit edebilmenin mümkün olamayışı sebebiyledir. Şöyle ki: Matematiksel olarak hesapladığımız takdirde: her Recep ayının ilk Cuma gecesi olan ve Rasulullah’ın anne rahmine düştüğü gece olduğu söylenen Reğâib kandili ile, (Rabiülvvel ayının 12. gecesi olan) Efendimiz’in doğum günü Mevlid kandili arasında yaklaşık olarak 8 ay 10 veya 17 günlük bir zaman dilimi bulunmaktadır. Dolayısıyla ortalama bir ay gibi bir süre eksik çıkmaktadır. Eğer Peygamberimiz’in anne karnında ikamet müddetini –her normal insan gibi- 9 ay 10 gün üzerinden hesaplayacak olursak –ki hesaplamalıyız-, Efendimiz’in ana rahmine ilk teşriflerinin Cemaziyelevvel ayının son haftasına müsadif olduğu sonucuna ulaşılması kaçınılmazdır.
    Vakıa erken doğum hadiseleri olabiliyor; ancak İslam Tarihi ve Siyer kaynaklarında Efendimiz’in erken doğmuş olduğuna dair herhangi bir beyan söz konusu değildir; zaten eğer realitede böyle bir durum olsaydı, bu muhakkak ya Peygamberimiz’in mübarek anneleri, ebeleri, akrabaları tarafından, ya da ashab-ı kiramı tarafından dile getirilirdi. Peki, her şeye rağmen bu erken doğum bilgisi bir gerçek olup, ancak o dönemde şüyu bulmamış olamaz mı? Meçhulümüz bazı maslahat ve hikmetlere binaen çoğunluk avam-ı mü’minîne böyle bir hakikat bildirilmiş olamaz mı? Tabii ki olabilir, mümkündür; ama mümkünü’l-vukû mudur, bilemeyiz, ama çok çok uzak bir ihtimal olmanın ötesine gitmeyeceği âşikardır. Çünkü Hz. Muhammed’in risaletine karşı çıkanlar ellerindeki bütün bilgileri aleyhine kullandıkları gibi, büyük bir ihtimalle bu erken doğumu da kullanmış olmaları düşünülebilirdi. Kaldı ki ismet sıfatını hâiz peygamberler, yaratılışları itibariyle de kusursuzdurlar; hele peygamberler peygamberi olan Habib-i Kibriya Efendimiz, katiyen “erken doğmuş” olamaz.
    Reğâib Kandili, demek ki o beklenen Nebi’nin anne karnında olduğu bir sürece tevafuk eder. Belki de o sürecin ilk mühim merhalesinin kilometre taşıdır. Halk arasında –hakikate muhalif olarak- anne karnına düştüğü gece olarak bilinen Reğâib Kandili, bazı âlimlerce annesi Âmine Hatun’un Peygamberimiz’e hamile olduğunu farkettiği, belirtileri yakaladığı gecedir. Bediüzzaman Hazretleri ise Reğâib gecesinin Zât-ı Ahmediye’nin terakki hayatının başlangıcının ünvanı olduğunu; Mi’rac gecesinin de Zât-ı Ahmediyenin terakki hayatının zirve noktasının ünvanı olduğunu bildirmektedir. Reğâib’in kudsiyetini vurgularken de, Hazret-i Risalet’in (sas) bir derece bir cihette âlem-i şehadete (ana rahminde dünyaya) Reğâib gecesi teşrif ettiklerini haber vermektedir.5
    Bu iki iktibası mercek altına alalım: 1. Reğâib Kandili, Zât-ı Ahmediyenin terakki hayatının başlangıcının ünvanıdır. 2. Hazret-i Risalet bir derece bir cihette âlem-i şehadete Reğâib gecesi teşrif etmişlerdir. Şimdi Hz. Rasul, Reğâib gecesi rahm-i maderinde olduğuna göre, öyle mühim bir olay olmalı ki gerçekleştiği gece kutsiyet kazansın ve “kandil”e dönüşsün. Bu, onun risaletinden sonraki hayat-ı seniyyelerinde tahakkuk eden bir mazhariyet olabilir, bu meyanda rivayetler var. Fakat anne karnında –tahminî- o ilk kırk güne tekabül eden zaman diliminde cereyan eden en büyük hadise kanaatimce ona taraf-ı ilahîden bir meleğin gönderilmesi hadisesi olabilir, Allahü A’lem. Hem annesi Hz. Âmine Hatun, o irsâl-i melek esnasında veya hemen akabinde onun varlığını farketmiş olabilir. Bediüzzaman Hazretleri Reğâib için “Zât-ı Ahmediyenin terakki hayatının başlangıcının ünvanı” diyor. Terakki ise insanın manevî cihetiyle, yani melekûtî yanı ile alakalı bir husustur. Bedenî uzuvların ilk cem’i ve melekûtiyete açılması, tekâmül ve terakkiye müstaid kılınması işte o ilk ziyaret edilişle birlikte zaman şeridi içerisinde start almıştır denebilir.
    İkincisi: “bir derece, bir cihette âlem-i şehadete teşrif ettikleri gece” diyor. Fizik bedeninin çekirdeği (DNA şifreleri, ilmî programı, mimarî projesi) daha önceden zaten şehadet âleminde âbâ ü ecdâdının sulbünde asırlardan geçe geçe ilerleyerek tâ o vakte ulaşmıştı ve bu şehadet âlemi dâhilinde gerçekleşen fizikî bir intikal-i maddiye-i asliye idi. Fakat “âlem-i şehadete teşrif” ise, âlem-i gaybden olur. Bu da onun ruhlar âleminden şu görünen şehadet âlemine ruhen geçişi öncesi, bedeninin ilk defa bütünüyle bir araya toplanmasını ve bir melek vasıtasıyla ruhanî ve melekûtî donanımını mahiyetinde barındıracak olan cism-i nezihinin bütünüyle tayin ve kaydının yapılmasını akla getirmektedir.
    Ne var ki ruhun cenine kaçıncı gün üflendiği ile ilgili rivayetler de farklı yorumlara neden olmuştur. Buhârî ve Müslim gibi sahîh hadîsleri toplayan kaynaklarda rivâyet edilen bir hadîse göre Peygamberimiz (s.a.v.) insanların yaratılışlarını ve kaderlerinin (alın yazılarının) yazılmasını açıklarken şöyle buyuruyor:" Her birinizin yaratılması anasının karnında kırk günde toparlanır, sonra orada, aynı süre içinde alâka (katılaşmış kan veya asılan nesne) olur, sonra aynı süre içinde muzğa (bir çiğnemlik et) olur. Sonra melek gönderilir, ona rûhu üfler ve kendisine dört sözlük emir verilir: Rızkı, eceli, ameli (yapıp edeceekleri) ve ebedî hayattaki durumu; cenhnetlik mi, cehennemlik mi olacağı yazdırılır..." (Buhârî, Bed'u'l-halk, 6; Müslim, Kader, 1-5).
    Buharî ile Müslim'de yer alan bu rivâyet dışında hadîsin Müslim'deki başka rivâyetlerinde önemli farklılıklar görülmektedir:
    a) Rûhun üflenmesine kadar geçen süre yukarıdaki rivâyette 120 gün gibi anlaşılabildiği halde diğer rivâyetlerde açıkça üç rakam daha zikredilmiştir: 40, 45, 42.
    b) Rivâyetlerin birinde kırk iki günden sonra göz, kulak, deri, et ve kemiğin yaratıldığı, sonra melek tarafından Allah'a "erkek mi, yoksa kız mı" diye sorulduğu, Allah'ın hükmettiği ve meleğin de yazdığı kaydedilmiştir.
    Buna göre ruhun 120 günde üflendiği anlamına neden olan rivayetin, her kırk günü, “aynı kırk gün içinde” diye tevil ederek, diğer 40 veya 40 küsur günü açıklayan rivayetleri tercih etmenin daha isabetli olacağını düşünüyoruz.
    Efendimiz’in Reğâib gecesi ya 40’ını, ya da 42’sini doldurduğu; dolayısıyla da, her insane gibi anne karnındaki dünyevî yaratılışı itibariyle 40. ve 42. gününde cenine ruhunun üflendiği şeklinde yorumlamak çok uygun düşecektir. Böylece Peygamberimizin anne karnındaki 40 veya 42. gününde bir meleğin gelerek rahm-i maderdeki masum ceninin suretini/şeklini, kulağını, gözünü, derisini, etini, kemiğini.. vs. tayin ettiği, yazdığı; cinsiyetini, ecelini ve rızkını da bizzat Allah’a sorup ondan aldığı cevaplara göre bir sayfaya kaydettiği, ona cenine Ruhunu üflediği 6 ortaya çıkmış olur.7 Hz. Âmine validemiz de ancak o zaman böyle bir ilk cem’ ve tayin, ayrıca ruhun da üflenmesi sonrası neye hâmile olduğunu belirtilerinden fark etmiş olabilir.
    Nur-u Muhammedî’nin anne rahmine düştüğü gece bir meleğin seslenişi.
    Sehl b. Abdullah Tusterî (ra) buyurmuştur ki: “Allah Teala Hazretleri, Nebiy-yi Muhterem (sas)i ana rahmine düşürmeyi dilediği gece emreyledi: Cennet hazinedarı melek, Firdevs cennetini açtı ve bir münadi, göklere ve yerlere: “Âgâh olun ki, Muhammed’in (sas) nuru, bu gece ana rahminde karar kıldı, hilkati onda tamam olup dünyaya gelerek beşîr ve nezîr (müjdeleyici ve sakındırıcı) olsa gerek!” diye seslendi.”8
    Kaynaklar:
    1 Bilmen, Ömer Nasuhi, Büyük İslam İlmihali, s.187, Bilmen Yayınevi, İstanbul, 1990; Algül, Hüseyin, Mübarek Gün ve Geceler, s.3, Nil Yayınları, İzmir, 1991
    2 Hüseyin Hilmi Işık, Saadet-i Ebediye (Tam İlmihal)’den naklen:
    3 Mevlânâ Muhammed Rebhâmî, Rıyâdu’n-Nâsıhîn 2. Bâb, 8. Fasıl. (Zâhidî ve Ali Cürcânî tefsîrlerinden naklen).
    4 Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s.206
    5 Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s.206, 207
    6 Amr İbnu Vasıta’dan naklen, Abdullah İbnu Mes'ud (ra)'u dinledim, demişti ki; "Şaki, annesinin karnında iken şaki olandır. Said de başkasından ibret alandır." (Bunu işittikten sonra) Resulullah (sav)'ın ashabından Huzeyfe denen zata uğradı ve İbnu Mes'ud'un söylediğini anlattı ve sordu: "Kişi amelsiz nasıl şaki olur?" Huzeyfe (ra): "Buna hayret mi ediyorsun? Ben Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini işittim: "Nutfenin (rahme düşmesinden sonra) kırk iki gece geçti mi, Allah ona bir melek gönderir (ve onun vasıtasıyla) nutfeyi şekillendirir; işitmesini, görmesini, derisini, etini, kemiğini yaratır. Sonra melek sorar: "Ey Rahim! Bu erkek mi, dişi mi?" Rabbin dilediğini hükmeder, melek de yazar. Sonra sorar: "Ey Rabbim! Eceli nedir?" Rabbin dilediğini hükmeder, melek de yazar. Tekrar sorar: "Ey Rabbim! Rızkı nedir?" Rabbin dilediğini hükmeder, melek de yazar. Sonra melek elinde sahife olduğu halde çıkar. Artık buna ne bir şey ilave eder ne de eksiltir." [Müslim, Kader 3>.
    7 Müslim’in bir rivayetinde nutfeye, 42. gününde uğradığı zikredilen melek, çocuğun sûretini, kulağını, gözünü, derisini, etini, kemiğini tayin etmektedir.[ Müslim, Kader 3>.
    8 Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, s.206, Sadeleştiren: A. Fikri Yavuz, İpek Yayın-Dağıtım A.Ş., İstanbul, 1992.
    Nureddin TURÇAY
    Musa Hub

  2. #2
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Mesajlar
    2.440
    Tecrübe Puanı
    13

    Standart

    Allah Razı olsun cok güzel bir paylasım

  3. #3
    Administrator Karani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Yer
    Erzincan, Turkey
    Mesajlar
    13.484
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart Regaib gecesi 5

    Regaib gecesi 5

    6- Regaib gecesi gündüzünde mezarlar, yakınlarımızın kabirlerini ziyaret etmeli, ruhlarına Kur'an-ı Kerim okumalı, dua etmeli, onlar için de ALLAH Teâlâ'dan afv ü mağfiret dilenmelidir.

    7- Regaib gecesi ve gündüzünde fakir fukarayı, yetim ve kimsesizleri görüp gözetmek, ihtiyaç içerisinde kıvranan din kardeşlerimizin yardımlarına koşmak, onlara imkanlar ölçüsünce tesaddukta bulunmak mutlaka yapmamız lâzım gelen bir husustur. Çünkü Cenab-ı Hak:

    "ALLAH Teâlâ sana ihsan ettiği gibi sen de başkalarına ihsan et." (Kasas Sûresi: 77) buyurmaktadır. Ebû'd-Derda (R.A.)'dan rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz:

    "Fakirleri kollayıp gözetiniz. Çünkü siz aranızdaki fakirler sayesinde, onların duası bereketi ile rızıklandırılıyor ve ALLAH Teâlâ'dan yardım görüyorsunuz." (Ebû Davud, Cihad:70; Tirmizi, Cihad:24; Nesei, Cihad:43; A.b.Hanbel, 5/198) buyurdu. Sehl b. Sa'd (R.A.)'den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:

    "Ben ve yetimi himaye eden, O'nun işine bakan kimse ile cennette şöylece beraber bulunacağız, buyurdu ve şehadet parmağıyla orta parmağını, aralarını biraz açarak işaret etti de insanlara gösterdi." (Buhari, Talak:25, Edeb:24; Müslim, Zühd:42; Ebû Davud, Edeb:123; Tirmizi, Bîrr:14)

    Enes b. Malik (R.A.)'den rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz:

    "Sizden biriniz kendisi için sevip arzu ettiği şeyi din kardeşi için de sevip arzu etmedikçe gerçek anlamda iman etmiş olamaz." (Buhari, İman:7; Müslim, İman:71-72; Tirmizi, Kıyamet:59; Nesei, İman:19, 33, İbn-i Mace, Mukaddime:9) buyurmuşlardır. Yine Abdullah b. Ömer (R.A.) den rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz:

    "Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin ALLAH da ihtiyacını giderir."(Buhari, Mezalim:3; Müslim, Birr:58; Ebû Davud, Edeb:38,60; Tirmizi, Hudud:3) buyurarak, sağlıklı bir toplumun oluşmasında sevgiyi, nimeti ve güzellikleri diğerleriyle paylaşmanın ve çevreyle bütünleşmenin ne kadar önemli olduğuna dikkatlerimizi çekmiştir.

    Unutmayalım ki, paylaşılmayan sevinç ve mutlulukların insan için fazla bir anlamı yoktur. Sevinç ve mutluluklar paylaşıldıkça artar, kederler de paylaşıldıkça hafifler, azalır.

    Sıcak yuvamızda çoluk çocuğumuzla mutlu bir hayat sürerken felâkete uğramış zavallı insanları, kimsesiz çocukları, ızdırap çeken hastaları, yetimleri hatırlamalı, ALLAH Teâlâ'nın bizlere verdiğinden onlara da vermeliyiz. Dünün olaylarından yarın için dersler almalıyız.

    8- Dinimizce aziz ve mübarek kabul edilen diğer zamanlar, geceler gibi bu mübarek gece hakkında da aile efradımıza, özellikle çocuklarımıza lüzumlu bilgileri vermeli, mana ve ehemmiyetini anlatmalı ve benimsetmeliyiz. Böylece onların da bu gecenin feyzinden istifade etmelerine vesile olalım. Bu sebeple bu gece çoluk-çocuğu sevindirelim. Maddi imkânlar elverdiği ölçüde eşimize, çocuklarımıza, bu mübarek gece hatırasına bir hediye alarak, bu mübarek gecenin zihinlerde daha etkili bir şekilde yer almasını sağlayalım. Böylece bu mübarek gecenin güzelliğinden ailece istifade edelim. Hiç şüphe yok ki, dinimize karşı duyduğumuz sevgi ve hürmet ana-babalarımızın bize bıraktığı güzel bir mirastır. Bu miras, bizden de çocuklarımıza kalabilecek olan en değerli mirastır.

+ Cevap Ver

LinkBacks (?)

  1. Yandex
    Refback Bu Konu
    04-24-2015, 02:53 AM
  2. Yandex
    Refback Bu Konu
    04-24-2015, 12:00 AM
  3. Yandex
    Refback Bu Konu
    04-23-2015, 08:52 PM
  4. Yandex
    Refback Bu Konu
    04-23-2015, 11:45 AM
  5. Yandex
    Refback Bu Konu
    04-23-2015, 04:18 AM
  6. Yandex
    Refback Bu Konu
    04-22-2015, 04:01 PM
  7. Yandex
    Refback Bu Konu
    04-21-2015, 02:45 AM
  8. Yandex
    Refback Bu Konu
    04-20-2015, 11:19 PM
  9. Yandex
    Refback Bu Konu
    04-19-2015, 12:27 AM
  10. Yandex
    Refback Bu Konu
    05-02-2014, 05:22 AM
  11. Yandex
    Refback Bu Konu
    05-02-2014, 03:07 AM
  12. Yandex
    Refback Bu Konu
    05-01-2014, 11:57 PM
  13. Yandex
    Refback Bu Konu
    05-01-2014, 11:52 PM
  14. Yandex
    Refback Bu Konu
    05-01-2014, 08:43 PM
  15. Yandex
    Refback Bu Konu
    05-01-2014, 04:36 PM
  16. Yandex
    Refback Bu Konu
    05-01-2014, 03:42 PM
  17. Yandex
    Refback Bu Konu
    05-01-2014, 02:45 PM
  18. Yandex
    Refback Bu Konu
    04-29-2014, 08:59 PM
  19. Yandex
    Refback Bu Konu
    05-17-2013, 01:05 AM

Benzer Konular

  1. Hicri yılbaşının islamdaki yeri önemi nedir
    By Karani in forum Soru ve Cevaplarla İslam
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11-25-2011, 03:17 PM
  2. Regaip kandili ne demek-Regaip kandilinin anlamı nedir
    By Karani in forum Doğru İslam Bilgileri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12-15-2010, 02:09 PM
  3. Kadın nedir kadının islamdaki yeri nedir
    By Karani in forum İslam da Kadının Önemi
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11-30-2010, 01:19 PM
  4. Hırsızlıgın tasnifi nedir - Hırsızlıgın islamdaki yeri nedir
    By Karani in forum Dinimiz ve diğer dinler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11-27-2010, 06:51 PM
  5. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 06-16-2010, 11:39 PM

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
^

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379