İnsanlığının çıkış yolu, Risâle-i Nur'da

İçinde bulunduğumuz mânevî hizmetin etki alanları ve sirâyet boyutlarının farkında olmazsak, ona gereken önemi vermekte zorlanabiliriz. Bazı olay ve işleyişlerin mülk âlemine yansıyan kısmı, arka planını çok az yansıtıyor.

Meselâ Kur’ân’ın nasıl bir kelâm olduğunu sadece mülk âlemine yansıyan boyutu ile anlamaya çalışırsak, bizim dünyamızdaki Kur’ân bütün zaman ve mekânları, görünen ve görünmeyen bütün âlemleri kuşatan bir kitap olmaz. Hazret-i Muhammed’i (asm) 1400 yıl önce yaşamış çok kabiliyetli, ikna yeteneği çok yüksek bir beşer olarak algılarsak, onun (asm) bütün insanlara ve cinlere ve yeryüzünde ve ötesinde yaratılmış bütün varlıklara elçilik konumunu, temsil ettiği makam açısından zaman ve mekân üstü oluşunu gözardı etmiş oluruz.

İçinde bulunmaya gayret ettiğimiz mukaddes dâvânın da, Kur’ân ve Hazret-i Muhammed’in (asm) çizgisini devam ettirme gayreti ve misyonu nedeniyle arka planı görünenden çok daha derin. Varlığı Risâle-i Nur perspektifinden algılayan ve hayatı onunla anlamlandıran fertlerin oluşturduğu nurânî bir cemaatin mensuplarıyız. Kur’ân’da, Hazret-i Ali’nin (ra) Celcelutiye kasidesinde, Gavs-ı Azam’ın (ks) Fütuhu’l-Gayb’ında işaretlerle müjdelenmiş ve istikbalde yapacakları hizmetler ve samimiyetleri, ihlâsları nedeni ile alkışlanmış bir cemaat.

Dâvâsı ile bütün kâinatın alâkadar olduğu ve Hazret-i Muhammed’in (asm) büyük ve yaratılışa maksat, âleme ukde-i hayat olan dâvâsını günümüze taşıyan, üstadı ve bütün mensupları ile hayatî vazifeler üstlenmiş bir cemaat. İnsanlık Darü’s-Selâm yolunda bir geminin yolcuları ve bu cemaatin mensupları o geminin mürettebâtı. Bu yüzden dâvâ büyük, vazifeler çok ve fazlası ile hassasiyet gerektiriyor.

Risâle-i Nur dâvâsı, veraset-i risâlet makamında ülkemize bahşedilmiş İlâhî bir ihsan ve dünya insanlığının ve modern dünya buhranlarının çıkış yoludur. Nur talebelerinin dâvâsı acz, fakr, şevk ve şükrü, mutlak düzeyde hayata aksettirmeyi hedefleyen bir dâvâ. O dâvâda kırgınlık olmaz, küsmüşlük olmaz. Büyük bir yangından insanları kurtarmak üzere koşanların birbirlerine kızacak, küsecek vakitleri ve halleri olamaz. Yük ağır ve yardıma uzanan her ele ihtiyaç var ve rahmet okunmalıdır.

Risâle-i Nur hizmetine lâyık şevk ve gayret, bitmek bilmez enerji her zaman gösterilmelidir. Bu zaman, artık hizmet boyutlarının Türkiye sınırlarının dışına taştığı ve dünyanın her tarafından insanların bu ulvî dâvâyı anlamaya ve hayatlarının bir parçası hâline getirmeye çalıştıkları bir zamandır. Hıristiyan, Yahudi, Budist pek çok insan Risâle-i Nur’a yönelmiş ve onu kendilerine ulaştırmamızı beklemektedirler. Artık hedef çok büyümüş ve yapılması gerekenler çok artmıştır. Nur hizmeti kendisini bu dâvâya mensup hissedenlerin birincil işi olmalıdır. Şevkimizi arttıracak ve büyük bir enerji verecek şekilde Üstadın müjdelediği cennetâsâ bir baharın çiçekleri baş göstermeye ve tomurcuklanmaya başlamıştır. Gaye-i hayalimiz, çok daha belirginleşmiş ve daha rahat hissedilir hâle gelmiştir. Bu yükün altından kalkabilmenin yolu sarsılmaz bir inanç, uykularımızı kaçıracak bir ümit ve tam bir dayanışma olmalıdır. Yani; ihlâs, samimiyet ve gayret. İnanın, yarınlar hizmetimiz ve dâvâmız açısından çok daha güzel olacak. Bu gelişmelerde bizim de payımız olsun, gelinen noktanın mutluluğunu biz de paylaşalım istiyorsak birbirimize kenetlenmeli ve gayretimizi çok artırmalıyız.
Bizler fert fert çok önemli ve mânevî makamları çok yüksek kimseler olmayabiliriz. Ancak içinde bulunduğumuz dâvâ ve onu temsil eden şahs-ı mânevî, nübüvvet mesleğini bu asra taşıyan varis konumunda bir âlim ve çok yüksek bir velâyet makamında. Bu makamın bir farkına varabilsek, önemini gerçekten içimizde hissedebilsek, bu mânâ şuuraltımıza bir yerleşse hizmetten uzak bir saniyemiz geçmesin, dâvâmız dışında bir maksat için nefes almayalım ve kalbimiz atmasın isterdik. Böyle bir duygu durumunda vazife taksiminde herkes öne atılırdı. Çünkü bu bağlantıyı kurduğumuzda Hazret-i Muhammed (asm) ve onun (asm) temsil ettiği bütün peygamberler, Hulefa-i Râşidîn (ra), Gavs-ı Azam (ra), nebevî mesleğin taşıyıcıları olan bütün veliler, sıddıklar, muhakkikler ve Bediüzzaman Said Nursî (ra) ile aynı yükün altına girdiğimizi ve onlarla zaman ve mekân ötesi birlikteliğimizi hep fark ederdik.
Ülkemizdeki iman-Kur’ân hizmeti belli bir noktaya gelmiş şekilde devam etmektedir. Âlemlerin Rabbi mânevî hizmeti kolaylaştıracak zeminleri hazırlamıştır. Artık dünya nurculuğu kavramı da şekillendirilmeli, dâvânın gidişinin bu boyutu her dâvâ erbabının gündeminde olmalıdır. Bu, dünyanın geleceğini nurlandıracak çok önemli bir basamak olmalıdır.
HAKAN YALMAN