Hastalık, Yüce Rabbimiz'in dünya hayatında pek çok hayır ve hikmet ile yarattığı imtihan vesilelerinden biridir. Kimi insanlar hastalığı, sadece bir musibet, zorluk ve istenmeyen bir sıkıntı olarak görür. Allah (cc)’a gönülden inanan, Rabbimiz'i çok seven ve O’ndan gelen herşeyi hayır, güzellik ve nimet olarak gören bir müminin hastalığa bakış açısıysa tamamen farklıdır. Mümin, Allah (cc)’ın takdir ettiği kader içerisinde karşılaşılan herşeyin mümin için birer güzellik ve nimet olduğunu bilir. Zorluk ve sıkıntı gibi görünen herşeyin, insanın bilemeyeceği, hiç tahmin dahi edemeyeceği hayır ve güzelliklere vesile olabileceğinin bilincindedir. Allah (cc)’ın her zorluğun yanında mümin için pek çok kolaylık yarattığını ve iman edenlere mutlaka yardım edeceğini bilmenin tevekkülü içerisindedirler.

Bu nedenle bir hastalıkla karşılaştıklarında, bir yandan bunun tedavisiyle ilgilenirken, bir yandan da bu durumun hikmetlerini tam anlamıyla görmeye ve bundan istifade etmeye çalışırlar. Büyük İslam alimi Bediüzzaman Said Nursi, hastalık ile birlikte müminin düşünmesi gereken konulardan bazılarını şöyle sıralamıştır:

Ey sabırsız hasta! Sabret, belki şükret. Senin bu hastalığın, ömür dakikalarını birer saat ibadet hükmüne getirebilir. Hastalıklar, musibetler vasıtasıyla musibetzede aczini, zaafını hisseder, Hâlık-ı Rahîmine sığınır, yalvarır. Hâlis, riyâsız, mânevî bir ibadete erişenlerden olur. Evet, hastalıkla geçen bir ömür, Allah'tan şikayet etmemek şartıyla, mü'min için ibadet sayıldığına sahih rivayet vardır. Senin bir dakika ömrünü bin dakika hükmüne getirip, sana uzun ömrü kazandıran hastalıktan şikayetçi olan değil, teşekkür et. (Lemalar, 25. Lema)

Bediüzzaman, iman sahiplerine hastalandıklarında öncelikle Rabbimiz'e şükretmelerini hatırlatmıştır. Çünkü bu müminin Allah (cc)’a olan imanının, yakınlığının, samimiyetinin, sevgisinin daha da şiddetlenerek artması için çok önemli bir vesiledir. İnsan, hastalıkla birlikte bedeninin ne kadar dayanıksız ve ne kadar acz içerisinde olduğunu anlar. Allah (cc)’ın lütfu ile hayatta kaldığını, dilediği her an kendisinden bahşettiği tüm nimetleri geri alabileceğini daha derinden idrak eder. Allah (cc)’a olan muhtaçlığını ne kadar iyi görürse, Allah (cc)’ın güç ve kudretini, kullarına olan sevgisini ve merhametini, esirgeyiciliğini ve bağışlayıcılığını da o kadar iyi kavrar. Dolayısıyla hastalık ne kadar şiddetliyse, samimi olan insan için bu, o kadar büyük bir rahmet ve nimete dönüşür.

İnsan elbette ki Allah (cc)’tan nimet, güzellik, sağlık ve sıhhat vermesini diler. Hastalık insanın isteyeceği bir şey değildir. Ancak bu Allah (cc)’ın takdiri olarak kişiye isabet ettiğinde de, mümin bunu büyük bir şükür vesilesi olarak görür ve Allah (cc)’a derin bir teslimiyetle teslim olur. Dünya hayatındaki herşey zaten geçicidir. Mümin, asıl hayatını en güzel en sıhhatli bedeniyle ahirette yaşayacağını bilir. Asıl nihai hedefi de sonsuz ahiret hayatı olduğu için, dünya hayatında hastalıktan gelen eksikliği bir musibet olarak değil, bir rahmet olarak değerlendirir.