İşte, nakl-i sahih-i katî ile, Ashabına haber vermiş ki: “Siz umum düşmanlarınıza galebe edeceksiniz. Hem feth-i Mekke, hem feth-i Hayber, hem feth-i Şam, hem feth-i Irak, hem feth-i İran, hem feth-i Beytü’l-Makdise muvaffak olacaksınız. Hem o zamanın en büyük devletleri olan İran ve Rum padişahlarının hazinelerini beyninizde taksim edeceksiniz.”1 Haber vermiş. Hem “Tahminim böyle” veya “Zannederim” dememiş. Belki, görür gibi kat’î ihbar etmiş, haber verdiği gibi çıkmış. Halbuki haber verdiği vakit, hicrete mecbur olmuş, Sahabeleri az, Medine etrafı ve bütün dünya düşmandı.
Mektubat, s. 102, (yeni tanzim, s. 175)
***
Hem, nakl-i sahih-i kat’î ile, “İstanbul fethedilecektir. Onu fethedecek olan kumandan ne güzel kumandan ve onun ordusu ne güzel ordudur” deyip, İstanbul’un İslâm eliyle fetholacağını ve Hazret-i Sultan Mehmed Fatih’in yüksek bir mertebe sahibi olduğunu haber vermiş. Haber verdiği gibi zuhur etmiş.
Mektubat, s. 106, (yeni tanzim, s. 181)
***
İşte, bütün bahsettiğimiz umur-u gaybiye, on kısım envâ-ı mu’cizâtından birtek nev'îdir. O nev'în on kısmından bir kısmını söylemedik. Şimdi, bu kısımla beraber, i’câz-ı Kur’ân’a dair Yirmi Beşinci Söz’de, gayet geniş ihbar-ı gayb nev'înin, dört nev'îni icmâlen beyan etmişiz. İşte buradaki nev'î ile beraber, Kur’ân’ın lisanıyla gaybdan haber verilen o dört büyük nev'î beraber düşün. Gör ki, ne kadar kat’î, şüphesiz, parlak, kuvvetli, kavî bir bürhan-ı risâlettir ki, bütün bütün kalbi, aklı bozulmayan, elbette iman edecek ki, zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm, Hâlık-ı Külli Şey ve Allâmü’l-Guyûb olan bir Zât-ı Zülcelâlin resûlüdür ve Ondan haber alıyor.

Mektûbât, s. 112, (yeni tanzim, s. 191)

Dipnot:

1- Bir kaç değişik hadisten alınmış haberlerdir. Bazıları: Buharî, Cihad: 157, Menâkıb: 25, İman: 3; Müslim, Fiten: 75, 76; Tirmizî, Fiten: 41.

LÜGATÇE:

nakl-i sahih-i kat'î: Kesin ve sahih bir nakille.

Beytü’l-Makdis: Kudüs’teki mukaddes ev. Mescid-i Aksa.
beyn: Ara, arası.
me’mul: Umulan.
fevk: Üzeri, üstü.
kemâl-i kat’iyet: Tam bir kesinlikle.
Nasârâ: Hıristiyanlar.
tebaa: Uyruk, vatandaş, tabi olanlar.
edyân-ı resmî: Resmî dinler.
vuzuh: Apaçık tarzda.
Bahr-i Muhit-i Şarkî: Doğudaki büyük deniz, Büyük Okyanus.