Mahpuslara şefkatkârâne hizmetle yardım etmek
ve muhtaç oldukları rızıklarını ellerine vermek
ve mânevî yaralarına tesellilerle merhem sürmekte,
az bir amel ile büyük bir kazanç var.

Ve dışarıdan gelen yemeklerini onlara vermek,
aynı o yemek kadar,
o gardiyan ve gardiyan ile beraber
dahilde ve hariçte çalışanların
-bir sadaka hükmünde-
defter-i hasenâtına yazılır.

Hususan musîbetzede, ihtiyar
veya hasta
veya fakir
veya garip olsa,
o sadaka-i mâneviyenin sevâbı çok ziyâdeleşir.


İşte bu kıymetli kazancın şartı,
farz namazını kılmaktır;
tâ ki, o hizmeti, lillâh için olsun.
Hem, bir şartı da,
sadâkat ve şefkat ve sevinç ile
ve minnet etmemek tarzda yardımlarına koşmaktır.


Onüçüncü Söz s.138