SAİD NURSİ HAZRETLERİ’NİN DECCAL TARİFİ

Bediüzzaman Hazretleri 1948 yılında Afyon Mahkemesinde Hakimlere hitaben aşağıdaki hakikati beyan etmiştir:
«Hürriyet’ten bir sene evvel İstanbul’a geldim. O za­man Japonya’nın başkumandanı, İslâm ülema­sından dinî bazı sualler sormuştu. Onları İstanbul hoca­ları benden sordular. Hem çok şeyleri o münasebetle sual ettiler.
Ezcümle, bir hadîste: “Âhirzamanda dehşetli bir şahıs sa­bah kalkar, alnında “Hâzâ kâfirun” yazılmış bulunur” diye hadîs var deyip benden sordu­lar.
Dedim: “Bir acib şahıs, bu milletin ba­şına geçer ve sabah kalkar başına şapka giyer ve giydi­rir.”
Bu cevab­dan sonra bunu sordu­lar: “Acaba o zaman onu giyen kâ­fir olmaz mı?”
Dedim: “Şapka başa gele­cek, secdeye gitme diyecek. Fakat baştaki iman o şapkayı da secdeye getirecek, inşâallah müslüman edecek.”
Sonra dediler: “Aynı şahıs bir su içecek, onun eli delinecek ve bu hâdise ile Süfyan olduğu bili­necek?
Ben de cevaben dedim: “Bir darb-ı mesel var: Çok israflı adama “eli deliktir” denilir. Yani elinde mal durmuyor, akıyor, zayi’ oluyor, deniliyor. İşte o dehşetli adam bir su olan rakıya mübtela olup, onun ile hasta olacak ve kendisi hadsiz israfata girecek, başkalarını da alıştıracak.”
Sonra birisi sordu ki: “O öldüğü zaman İstanbul’da Dikili Taş’ta şeytan dünyaya bağıra­cak ki fi­lan öldü.” O vakit ben dedim: “Telgrafla ha­ber verile­cek.” Fakat bir zaman sonra radyo çıkmış işit­tim. Eski cevabım tam değilmiş bildim.
Sekiz sene sonra Dar-ül Hikmet’te iken dedim: “Şeytan gibi radyo ile dünyaya işittirecek.” Sonra Sedd-i Zülkarneyn ve Ye’cüc ve Me’cüc ve dabbet-ül arz ve Deccal ve nüzûl-ü İsa (A.S.) hakkında sualler sormuş­lardı. Ben de cevab vermiştim. Hattâ eski risalelerimde onlar kıs­men ya­zılmışlar. (Şualar sh: 358)