"Allah Geleceği Bilmez" diyen Abdülaziz Bayındır'ın Üstad hakkındaki gülünç iddiaları

1..18. saniye :”80. bedeninde olduğunu iki ayrı yerde söylüyor bir gençliğinde bir de yaşlılığında”..Risalede bir kaç yerde geçen 80 Said ifadesinden hareketle şöyle bir çıkarım yapmış: (1.27. saniye) "Tevrat’ta ilk insandan günümüze 5600 sene geçtiği söyleniyor..5600 ü seksene bölersen yetmiş ediyor..Ortalama ömür 70 alınırsa ilk insandan (zaten ilk insan olduğunu da iddia ediyor!?) günümüze kadar 70 senelik ortalama ömür ile beraber 80 farklı hayat periyodu ve 80 Said ediyor"..
Bu hesap Said Nursi’nin tenasüh inancına delil gösteriliyor.
Eddai adlı bu şiirin risalede 2 değişik versiyonu vardır..Birinde 80 diğerinde yetmiş rakamı geçer:
Yıkılmış bir mezarım ki, yığılmıştır içinde
Said'den altmış dokuz emvât bâ-asâm âlâma,
Yetmişinci olmuştur o mezara bir mezar taşı
Diğer versiyon da ise Said'den yetmiş dokuz emvât bâ-asâm âlâma
O nedenle 80 sayısı -çünkü sabit değil- ve Tevrat'a atfen kurulan ilişki en baştan geçersizdir.

2.. Hoca risaledeki ilgili kısımları şöyle çevirmiş :“Ben bu anda, seksen Said’den süzülmüş bir hülasa olarak ortaya çıkmışım. Onlar zincirleme/ardarda gelen şahsî kıyametler ve zincirleme istinsahlar (ardarda gelen nüshalar) ile çalkalanıp beni şu zamana fırlatmışlardır.” Bu pasajdan ön yargı haline getirdiği bir tenasüh inancı çıkarmak için kendini çok zorladığı anlaşılmaktadır..Bu kısma yine risalelerdeki bütünlük içinde bakarsak, tenasühle tefsir edilen cümlelerin bir benzeri Risalenin diğer yerlerinde ve bu sefer Abdülaziz Bayındırın bile zorlanmadan anlayabileceği netlikte/basitlikte geçmektedir:
“..Biri, elli beş yaşıma kadar elli beş ölmüş ve hayat-ı ömrümde defnedilmiş Said'lerin kabri üstünde bir mezar taşı olarak kendimi gördüm.İkinci cenaze, zaman-ı Âdem'den (a.s.) beri, benim hemcinsim ve nev'im vefat edip mazi kabrinde defnedilmiş olan o büyük cenazenin başında, mezar taşı hükmünde olan bu asrın yüzünde gezer, karınca gibi küçük bir zîhayat suretinde kendimi gördüm.”.Bu da demektir ki daha evvel ölmüş şu kadar Said derken ayrı bedenlerde yaşamış Saidler'den değil aynı bedende ölmüş tek bir Said’den bahsediyor ki bu yüzden 55 yaşıma kadar ölmüş ve defnedilmiş 55 Said diyor.Yaş sayısınca -hayalen- ölmüş Said tasavvuru tartışmaya nokta koyar mahiyettedir..Bu cümle hem 80 rakamı üzerinden kurulan gülünç mantığı yalanlıyor hem de 80 rakamının sabit olmadığını ve içinde bulunulan yaşa göre değiştiğini , ve bu tarz ifadelerin aynı kalıp ama değişik sayılarla Risalelerin farklı yerlerinde tekrarlandığını gösteriyor.
Ayrıca ölen Said'ler ayrı bedende değil (Sağ olsun Bayındır Hoca!lar sayesinde neleri tartışıyoruz.!) aynı bedende ölen Said'ler olduğunu “, elli beş yaşıma kadar elli beş ölmüş ve hayat-ı ömrümde defnedilmiş Said'ler..” cümlesinden çıkarıyoruz..Ve yine, hayat-ı ömrümde demekle bu hayali 55 ölümün ve yaşayan 55. Said'in tek bir ömür içerisindeki farklı görünümlerinden ibaret olduğunu görmekteyiz.
3..(2.40.saniye)"Şimdi diyorlar ki yılda şu kadar hücre değişir bu bunu kastetmiştir.Kardeşim geçen sene beni gören bu sene tanıyamıyor mu?" Burda da yine alabildiğince konseptten ve ana temadan kopuk bir bakış açısıyla gerçeğin sureti farklı renkte algılanmıştır..Bir insanın 80 senelik sergüzeşt-i hayatının önemli dönüm noktaları olan ; bebeklikten , çocukluktan , gençlikten , orta yaştan ve yaşlılıktan gelen pek çok kesitleri alınıp portreler halinde yanyana konulma imkanı olsa bunlar arasında hem madden hem manen pek çok fark oluşacağına işaret etmektedir.Cümledeki tanımama gerçek bir tanımamaya değil tanımakta zorlanmaya işaret eder.Tenasühle girilen bedenlerin birbirine benzemeyeceğine izah sadedinde olsaydı bunun ne edebi ne ilmi ne de okunuş zevkine hizmet edecek bir yönü olurdu..Tenasühü savunan bir şahsın değiştirilen farklı bedenlerin birbirine benzemeyeceğini ifade etmesinde malum-u ilam dışında ne gibi bir fayda olabilir ? Böyle israf cümleleri en sıradan bir kitapta dahi bulunmazken edebi yönü en üst düzeyde olan Risalede bulunması da beklenmez..
4.."Ben onların üstünde yuvarlandım; hasenat, lezzat dağıldı kaldı. Seyyiat, âlâm toplandı, yüklendi"
(Ve asla 3. dakikada iddia edildiği gibi "o değişik bedenler üstünde" diye geçmiyor. Hoca sadeleştirmeden ziyade bu fırsatla tahrif ve yanıltmaca yapıyor.)Bu nükte de Risalede tekrarlanan bir motiftir..Yine Risalenin bir kaç bölümünde geçmişe baktığımızda elem veya lezzet bulacağımızı söylemektedir..Şu cümlenin kendisi dahi Risalenin birçok yerinde tekrarlanan tema gereği tek bir sahife-i hayat (tek bir ömür ;tek bir beden) içinde insanın başından geçen mutlu-mutsuz evreleri, sevinçli anları hüzünlü anıları, sevaplı, sevapsız amellerine işaret ediyor:
"Ey elemden teşekkî eden hasta! Senden soruyorum: Geçmiş ömrünü düşün ve o ömürde geçmiş lezzetli safâ günleri ve belâ ve elemli vakitlerini tahattur et. Herhalde ya oh, ya ah diyeceksin. Yani, ya "Elhamdü lillâh, şükür," veyahut "Vâ hasretâ, vâ esefâ!" kalbin ve lisanın diyecek.
Dikkat et, sana "Oh, elhamdü lillâh, şükür" dediren, senin başından geçmiş elemler, musibetlerin düşünmesi, bir mânevî lezzeti deşiyor ki, senin kalbin şükreder. Çünkü elemin zevâli lezzettir. O elemler, o musibetler, zevâliyle ruhta bir lezzet irsiyet bırakmış ki, düşünmekle deşilse, ruhtan bir lezzet akıyor, şükürler takattur ediyor.Sana "Vâ esefâ, vâ hasretâ!" dedirten, eski zamanda geçirdiğin lezzetli ve safâlı o hallerdir ki, zevalleriyle senin ruhunda daimî bir elem irsiyet bırakıp, ne vakit düşünsen o elem yine deşiliyor, esef ve hasret akıtıyor."

5..İstinsah'ın Tenasuh manasında çevrilmesi ise tam bir faciadır .Ön yargı da değil artık bunun adı hüsnü niyetin infazı ve salim düşüncenin iflası ve de metinde olmayan şeylerin görülmeye başlandığı halisünasyon safhasıdır...Hoca tüm bu yanlış algısını ve çarpık bakışını taçlandırmak için son ve en değerli ve de haliyle en absürt hamlesini yapmaya çalışmış.Fakat hedef aldığı allameye değil sadece cirmi kadarlık bir çapta kendisine zarar verebilmiştir..İstinsah kelimesi risalede en çok tekrarlanan kelimelerden biri olduğunu ve hiç birinde tenasüh yerinde kullanılmadığını hatırlamak gerekir.Bu yazının insaf ve ilmi tarafsızlık kenara itildiğinde bir kişinin sözlerinin ne ölçüde çarpıtılabileceğinin deneysel ispatından başka bir değeri yoktur..