+ Cevap Ver + Yeni Konu aç
4 sonuçtan 1 ile 4 arası
Like Tree1Beğeniler
  • 1 Post By £laf

Hz. Peygamber’in Ve Ashâb-I Kirâm’ının Adâletleri

 Peygemberimiz (s.a.v) Katagorisinde ve  Sahabelerin hayatı Forumunda Bulunan  Hz. Peygamber’in Ve Ashâb-I Kirâm’ının Adâletleri Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Hz. Peygamber’in Ve Ashâb-I Kirâm’ının Adâletleri Hz. Peygamber’in Ve Ashâb-I Kirâm’ının Adâletleri Hz. Peygamber’in Adâleti; Hz. Peygamber’in “Muhammed’in Kızı Fâtımâ Dahi Hırsızlık Yapsa Onun da Elini Keserdim” Demesi - Hz. Peygamber devrinde, Mekke’nin fethi esnasında Mahzum oğullarından bir kadın hırsızlık yaptı. Kavmi onun elinin kesilmemesi için Üsâme b. Zeyd’i Hz. ...

  1. #1
    Administrator £laf - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2010
    Yer
    Benim sessizliğim içimde
    Mesajlar
    5.371
    Tecrübe Puanı
    10

    Post Hz. Peygamber’in Ve Ashâb-I Kirâm’ının Adâletleri

    Hz. Peygamber’in Ve Ashâb-I Kirâm’ının Adâletleri


    Hz. Peygamber’in Adâleti; Hz. Peygamber’in “Muhammed’in Kızı Fâtımâ Dahi Hırsızlık Yapsa Onun da Elini Keserdim” Demesi

    - Hz. Peygamber devrinde, Mekke’nin fethi esnasında Mahzum oğullarından bir kadın hırsızlık yaptı. Kavmi onun elinin kesilmemesi için Üsâme b. Zeyd’i Hz. Peygamber’e aracı gönderdiler. Üsâme gidip onun affını isteyince .

    Hz. Peygamber kıpkırmızı kesildi ve

    “Allah’ın koymuş olduğu cezalardan birini kaldırmam için mi bana ricada bulunuyorsun ” buyurdular. Bunun üzerine Üsâme
    “Ey Allah’ın Rasûlü! Bağışlanmam için Allah’a dua et; ben çok pişmanım” dedi. Akşam olunca Hz. Peygamber kalkarak Allah’a hamdü senâlar ettikten sonra şunları söyledi:

    “Ey insanlar! Önceki ümmetlerin helak sebepleri, içlerindeki soylu ve şerefli kimselerin herhangi bir suç işlemesi halinde onlara ceza tatbik etmemeleri; zayıf ve sıradan kimselerin suç işlemesi durumunda ise onları cezalandırmalarıdır. Muhammed’in nefsini kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki onun kızı Fatıma hırsızlık yapacak olsa onun da elini kestirirdim”. Sonra Hz. Peygamber kadının elinin kesilmesini emretti. Kadın daha sonra güzel bir şekilde tevbe ederek evlendi. Hz. Âişe vâlidemiz şöyle diyor:


    “Bu kadın o olaydan sonra bana gelir; ben de onun ihtiyaçlarını ve isteklerini Hz. Peygamber’e iletirdim”[1]

    [1] Bidaye IV/318 (Buhari, Urve’den; Müslim de Hz. Aişe’den); Terğib IV/26 (Hadisin dört sünen sahibince Hz. Aişe’den rivayet ettikleri kaydedilir).
    Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 2/136.

    Hz. Peygamber’in Savaşta öldürdüğü Kişinin Eşyalarını Ebu Katâde’ye Vermesi

    - Ebu Katâde şöyle anlatıyor: Huneyn savaşında Hz. Peygamber’le birlikteydim. Düşmanla karşı karşıya geldiğimizde ilk anda müslümanlar dağılarak kaçmaya başladılar. Bu sırada bir müşriğin müslümanlardan birine yüklenip ona vurduğunu gördüm. Hemen koşup adamın omuzuna bir darbe indirdim.

    Kılıcım zırhı keserek onu yaraladı. Adam diğer müslümanı bırakıp bana döndü ve beni öyle bir sıkı şekilde kucakladı ki öleceğimi sandım. Sonra öldü ve ben de böylece kurtulmuş oldum. Bundan sonra da Hz. Ömer’e yetişip
    “Müslümanlara ne oluyor ki Peygamberi bırakıp kaçıyorlar ” dedim. Hz. Ömer,
    “Allah’ın dilediği böyleymiş” dedi.

    Sonunda müslümanlar toparlanarak savaşı kazandılar. Bunun üzerine Hz. Peygamber
    “Kim müşriklerden birini öldürmüşse onun araç ve gereçleri kendisine aittir” buyurdular. Bu söz üzerine ben ayağa kalkarak
    “Kim benim için şahitlik yapar ” diye sordum ve yerime oturdum. Hz. Peygamber sözlerini bir kere daha tekrar ettiler. Ben de kalkıp aynı sözümü yine söyledim. Hz. Peygamber üçüncü kez sözlerini tekrarlayınca ben de üçüncü kez aynı hareketi yaptım. Bu dördüncüsünde de böyle oldu. O zaman Hz. Peygamber bana dönüp

    “Ey Ebâ Katâde! Niçin böyle yapıyorsun ” diye sordular. Ben de ona başımdan geçenleri anlattım. O zaman orada bulunanlardan birisi
    “Doğru söylüyor!” dedi ve sonra “Öldürdüğü kişinin araç ve gereçleri şu anda benim yanımdadır. Ona birşeyler verin de bunlar bende kalsın!” diye ilave etti. Hz. Ebubekir kalkarak

    “Hayır, Allah’a yemin ederim ki bu olamaz. Allah’ın arslanlarından birisi kendisi ve Rasûlü için savaşıp birisini öldürecek; sonra da o öldürdüğü kişinin eşyaları sana verilecek, böyle şey olmaz” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber
    “Ebubekir doğru söyledi!” buyurduktan sonra adama dönüp “Yanında bulunan şeyleri Ebu Katâde’ye ver!” diye emretti. Böylece onun yanında bulunan araç ve gereçler bana verildi. Bunlarla Benî Selîme kabilesinden bir bahçe satın aldım ki müslüman olduktan sonra kazandığım ilk mal budur.[1]

    [1] Buhari; Müslim II/86; Ebu Davud II/16; Tirmizi I/202; İbn Mace s. 209; Beyhaki IX/50.
    Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 2/136-137.

    Hz. Peygamber’in Abdullah b. Ebî Hadred’e Bir Yahudiye Olan Borcunu Ödetmesi

    - Abdullah b. Ebî el-Eslemî şöyle anlatıyor: Bir Yahudiye dört dirhem borcum vardı. Beni Hz. Peygamber’e şikâyet ederek
    “Ey Muhammed! Bu adamda dört dirhem alacağım var; fakat vermiyor” dedi.

    Hz. Peygamber de bana
    “Bu adamın hakkını ver!” diye emrettiler. Bunun üzerine ben
    “Seni hak ile gönderen Allah’a yemin ederim ki ona verebilecek hiç birşeyim yoktur” dedim. Hz. Peygamber yine
    “Onun hakkını ver!” buyurdular. Ben de tekrar

    “Nefsimi kudret elinde tutana yemin ederim ki verecek gücüm yoktur” dedim ve şöyle ekledim: “Duyduğuma göre Hayber’e gidilecekmiş Müsaade edin de oradan ganimet alıp dönünceye dek bu borcu erteleyelim” dedim. Ancak Hz. Peygamber bu kez de
    “Onun hakkını ver!” dediler.

    Hz. Peygamber birşeyi üç kere emrettiler mi artık o konuda ısrar edilemezdi. Böylece dışarı çıktım ve doğruca pazara gittim. Sırtımda bir kürk ve başımda da bir sarık vardı. Sarığımı çözüp peştemal gibi belime bağlayarak kürkümü çıkardım. Peşimden gelmekte olan yahudiye “Borcum olan dört dirhem yerine bu kürkü alır mısın ” dedim. O da kabul etti ve böylece kürkümü ona verdim. O sırada oradan ihtiyar bir kadın geçiyordu. Bizi gördü ve yanımıza gelerek bana

    “Ey Allah Rasûlünün arkadaşı! Bu halin ne ” diye sordu. Olan biteni ona anlattım. O zaman kadın, üzerindeki kürkü çıkararak benim sırtıma attı ve

    “Al bu kürk de senin olsun ” dedi.[1]

    [1] Kenz III/181 (İbn Asakir’den); İsabe II/295 (İmam Ahmed’in de rivayet ettiği kaydedilir).
    Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 2/137-138.

    Hz. Peygamber’in “Bana Uydurma Deliller Getirmeyiniz” Diyerek İnsanları Bundan Nehyetmesi

    - Ensar’dan iki kişi çok eskiden kalma bir miras meselesinden dolayı Hz. Peygamber’e başvurdular. Her iki tarafın da şahidi yoktu. Hz. Peygamber onlara şöyle dedi:

    “Sizler anlaşamadığınız bir meseleyi bana getiriyorsunuz. Ben de hakkında vahiy inmeyen konularda kendi içtihadımla hüküm veriyorum. Sizden hanginizin delilini daha kuvvetli bulursam onun lehinde hükmederim. Ancak uydurma bir delil getirerek davayı kazanmış olan kişi sakın benim kardeşinin hakkından alıp da kendisine vermiş olduğumdan hiç bir şey almasın. Çünkü böyle bir durumda ona ateşten bir parça vermiş olurum ki o, kıyamet gününde boynunda bu ateş parçası olduğu halde haşrolunur”

    . Bunun üzerine o ikisinden birisi

    “Ey Allah’ın rasûlü! Benim hakkım arkadaşımın olsun!” dedi. Hz. Peygamber de
    “O halde gidip kendi aranızda anlaşınız. Davalaştığınız şeyi taksim edip sonra da kura çekerek hissenize düşen parçaya razı olunuz ve birbirinize de haklarınızı helal ediniz!” buyurdular.[1]

    Kalbi Fani Şeylere Anmış Bir Zavallıyım

    Aklımdan çıkmasın diye, kalbime tembihledim;- Fânisin ! Acizsin ! Emanetsin !


    Bugün hazirim olmeye diyebilecek miyiz acaba?

  2. #2
    Administrator £laf - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2010
    Yer
    Benim sessizliğim içimde
    Mesajlar
    5.371
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart Cevap: Hz. Peygamber’in Ve Ashâb-I Kirâm’ının Adâletleri

    [1] Kenz III/182 (İbn Ebi Şeybe ve Ebu Said en-Nakkas, Ümmü Seleme’den).

    Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 2/138.

    Bir Bedevî’nin Hz. Peygamber’den Alacağını İstemesi

    - Bir göçebe Arap Hz. Peygamber’e gelerek ondan alacağını istedi. Hz. Peygamber’i çok sıkıştırdı ve hatta
    “Alacağımı ödeyinceye kadar yakanı bırakmayacağım” dedi. Orada bulunan sahabiler onu bu yaptığından vazgeçirmek amacıyla
    “Azap olunasıca! Sen kiminle konuştuğunu biliyor musun ” dedilerse de bedevî

    “Ben hakkımı istiyorum!” dedi. Hz. Peygamber’se ashâbına

    “Hak sahibinin yanında yer almanız gerekmez miydi ” buyurdular.

    Hz. Peygamber daha sonra Havle binti Kays’a haber göndererek

    “Eğer elinde hurma varsa bize biraz borç versin. Hurmalarımız geldiğinde borcunu öderiz” dedi. O da
    “Anam babam sana fedâ olsun ey Allah’ın Rasulü!” dedi ve Hz. Peygamber’in istediği kadar hurma gönderdi. Böylece Hz. Peygamber bedevînin borcunu fazlasıyla verdi. Bunun üzerine adam

    “Sen nasıl alacağımı hakkıyla verdinse Allah da sana hakkıyla mükâfaatını versin!” dedi. Hz. Peygamber de şöyle buyurdular:

    “İnsanların en hayırlısı onlara haklarını verendir. Hak sahiplerinin, haklarını zahmetsizce alamadığı bir millette hayır yoktur ve o millet iflah olmaz.”[1]

    [1] Terğib III/271 (İbn Mace, Ebu Said’den, Ayrıca Bezzar muhtasar olarak Hz. Aişe’den ve Tabarani de güzel bir senetle İbn Mes’ud tarikiyle rivayet etmektedir).
    Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 2/139.

    Havle binti Kays’ın Hz. Peygamber’in Borcunu Ödemesi

    - Havle binti Kays şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber’in, Benî Sâide kabilesinden bir kişiye bir çuval hurma borcu vardı. Bir gün o kişi gelerek alacağını istedi. Hz. Peygamber de Ensar’dan birisine bu borcu ödemesini emretti. O da bu borcu düşük kaliteli hurmalarla ödemeye kalktı; fakat alacaklı bunu kabul etmedi. O zaman Ensar’dan borcu veren kişi

    “Sen Hz. Peygamber’in verdiğini red mi ediyorsun ” diye alacaklıya çıkıştı. Alacaklı ise

    “Evet, reddediyorum. Çünkü Hz. Peygamber’in herkesten daha adaletli olması gerekir” dedi. Bu olanları duyan Hz. Peygamber ağlayarak şöyle buyurdular:
    “Çok doğru söylüyor. Benim herkesten daha âdil olmam gerekir. Allah Teâlâ zayıfların hakkının kuvvetlilerden alınamadığı bir milleti iflah etmez”.
    Sonra da bana haber göndererek şöyle buyurdular:

    “Ey Havle! Bu adamın borcunu sen ver! Çünkü bir alacaklı alacağını alıp sevinçli olarak çıktığında yeryüzündeki canlılar ve denizdeki balıklar bile borcunu veren o kişi için bağışlanma talebinde bulunurlar ve ona dua ederler. Gücü yettiği halde borcunu ödemeyip de habire erteleyen kişi için de her gün ve gecede bir günah yazılır.”[1]


    [1] Terğib III/270 (Tabarani’den. Ayrıca İmam Ahmed de benzer bir şekilde Hz. Aişe’den rivayet etmektedir).
    Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 2/139-140.


    Ebubekir Sıddîk’ın Adâleti; Hz. Ebubekir’in ‘Allah’ın Gazabından Beni Kim Kurtaracak” Diyerek Kendisine Kısas Uygulatması

    - Hz. Ebubekir bir cuma günü çıkıp

    “Yarın toplanın da zekat develerini taksim edelim; ancak hiç kimse izin almaksızın huzurumuza girmesin!” dedi. Ertesi günü bir kadın kocasına bir yular vererek

    “Şunu al da git; kim bilir belki Allah Teâlâ bize bir deve nasip eder” dedi. Adam elinde yularla develerin dağıtıldığı yere varınca Hz. Ebubekir’le Ömer’i zekat develerinin bulunduğu ağılda buldu ve izin almaksızın o da oraya girdi. Onu gören Hz. Ebubekir,
    “Buraya nasıl girdin ” diyerek elindeki yuları aldı ve onu dövdü.

    Hz. Ebubekir develerin taksimini bitirdiğinde o kişiyi çağırtarak yuları kendisine verdi ve
    “Al, sen de bana vur, kısas yap!” dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer

    “Allah’a yemin ederim ki böyle bir şey olmayacaktır. Sen bunu kendinden sonrakiler için bir âdet olarak bırakma!” dedi. Hz. Ebubekir de
    “Peki o halde kıyamet gününde beni Allah’ın gazabından kim kurtaracak ” dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer
    “Öyleyse onun gönlünü al!” tavsiyesinde bulundu. Hz. Ebubekir, hizmetçisine adam için çuluyla birlikte bir deve getirmesini ve ayrıca ona beş de dinar vermesini emretti. O kişi de Hz. Ebubekir’i affetti.[1]

    [1] Kenz III/127 (Beyhaki, Abdullah b. Amr b. As’tan).
    Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 2/140.

    Hz. Ömer’in Adaleti; Halife Hz. Ömer’in Kadıya “Sıradan Bir Müslümanla Beni Bir Tutmak Zorundasın” Demesi

    - Hz. Ömer’le Übeyy b. Ka’b arasında bir anlaşmazlık çıktı. Hz. Ömer

    “Aramızda birisini hakem yapalım” dedi ve böylece Zeyd b. Sâbit üzerinde karar kıldılar. Sonra kalkıp onun yanına gittiler. Hz. Ömer, Zeyd’e
    “Biz bir konuda anlaşmazlığa düştük ve aramızda hükmetmen için de sana geldik. Seni çağırtmadım çünkü davacılar hakemin ayağına gider” dedi. Zeyd b. Sâbit, odanın üst başını göstererek

    “Ey Mü’minlerin Emîri! Şöyle buyur!” dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer ona
    “Bu yaptığın bir adaletsizliktir. Çünkü benim de hasmımla yanyana oturmam gerekiyor” dedi. Sonra ikisi birlikte Zeyd’in önünde diz çökerek oturdular. Übeyy, iddiasını söyledi. Hz. Ömer de bunu inkâr etti. Zeyd, Übeyy’e dönerek

    “Emîrü’l-Mü’minîn’i yeminden affet. Zaten bunu ondan başkası için de istemem” dediyse de Hz. Ömer yemin ederek şunları söyledi:
    “Zeyd, Ömer’le en sıradan bir müslümanı bir tutmadıkça kadılık görevinde bulunamaz”[1]

    - Übeyy b. Ka’b ile Hz. Ömer bir hurma bahçesi hususunda ihtilafa düştüler. Aralarında çekiştiler. Bunun üzerine Übeyy ağlayarak
    “Hem davacı, hem de kadısın! Senin hilafetinde böyle mi olmalıydı ey Ömer ” dedi. Hz. Ömer de

    “O halde ikimiz için, müslümanlardan hangisini istiyorsan onu hakem tayin et!” dedi. Übeyy’se
    “Ben Zeyd’i hakem tayin ediyorum” dedi. Hz. Ömer de bunu kabul etti ve böylece kalkıp ikisi birlikte Zeyd’in yanına gittiler.[2]

    [1] Kenz III/174 (İbn Asakir, Said b. Mansur ve Beyhaki, Şa’bi’den).
    [2] Kenz III/181 (İbn Asakir, Şa’bi’den).
    Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 2/140-141.

    Kalbi Fani Şeylere Anmış Bir Zavallıyım

    Aklımdan çıkmasın diye, kalbime tembihledim;- Fânisin ! Acizsin ! Emanetsin !


    Bugün hazirim olmeye diyebilecek miyiz acaba?

  3. #3
    Administrator £laf - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2010
    Yer
    Benim sessizliğim içimde
    Mesajlar
    5.371
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart Cevap: Hz. Peygamber’in Ve Ashâb-I Kirâm’ının Adâletleri

    Hz. Ömer’in Halka İdarecilerinden Memnun Olup Olmadıklarını Sorması ve Onlardan Kısas Alması


    - Hz. Ömer hac mevsimlerinde valilerini yanına getirtir ve sonra da hac için dışardan gelen halkı bir yerde toplayarak onlara şöyle derdi:
    “Ey insanlar! Ben idarecilerimi mallarınızı alıp sizleri dövmeleri ve namus ve haysiyetinizi ayaklar altına almaları için göndermedim. Onları aranızda hakem olup ganimeti paylaştırmaları için gönderdim. Eğer içinizde idarecilerinizden zulüm ve haksızlık görenler varsa kalkıp söylesinler” derdi. Yine böyle bir toplantılardan birinde bir kişi kalkarak

    “Ey Mü’minlerin Emîri! Senin falan valin bana yüz sopa vurdu!” dedi. Hz. Ömer valiye dönerek bu adamı niçin dövdüğünü sordu ve sonra da adama
    “Kalk, sana ne kadar vurmuşsa sen de ona o kadar vur!” dedi.

    Bunun üzerine Amr İbnü’l-As kalkarak
    “Ey Mü’minlerin Emîri! Eğer böyle yapacak olursan şikayetlerden başını alamazsın. Senden sonra gelecek olan halifeler için de bir âdet koymuş olursun!” dedi. Hz. Ömer de

    “Kısas almayacakmışım öyle mi Halbuki ben Hz. Peygamber’in kendisi için bile kısas uyguladığını gördüm” buyurdu. Amr ise
    “Onu bize bırak da razı edelim!” dedi. Hz. Ömer de
    “Yapabilirseniz razı ediniz” dedi. Amr İbnü’l-As adama her kamçı için iki dirhem olmak üzere iki yüz dirhem vererek onu razı etti.[1]

    [1] İbn Sa’d III/211 (Ata’dan); Müntehabu’l-Kenz IV/419 (İbn Rahuye’den).
    Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 2/144.

    Hz. Ömer’in Mısırlı Birisini Döven Vali Amr İbnü’l As’ın Oğlundan Kısas Alması

    - Mısır halkından bir kişi Hz. Ömer’e gelerek
    “Ey Mü’minlerin Emîri! Zulümden sana sığınıyorum” diye şikayet etti. Hz. Ömer de
    “Tam yerine gelmişsin. Seni koruyacak ve hakkını alacağım” dedi. Bunun üzerine adam şöyle dedi:

    “Valimiz Amr İbnü’l-As’ın oğlu Muhammed’le yarış yaptık ve onu geçtim. O da buna kızarak beni kamçılamaya başladı ve
    “Ben şerefli ve soylu bir anne-babanın oğluyum” dedi. Hz. Ömer de Amr İbnü’l-As’a, oğluyla birlikte gelmesi için emir gönderdi. Amr İbnü’l-As oğluyla birlikte Medine’ye geldi. Hz. Ömer Mısırlıyı çağırtarak ona

    “Al şu kırbacı, sen de ona vur!” dedi. Adam Amr’ın oğluna vurmaya başladı. Hz. Ömer bir yandan da
    “Vur! Asil olmayan anne babanın oğluna vur!” diyordu. Ashab da Hz. Ömer’i destekliyor ve Amr’ın oğlunun dövülmesi de hoşlarına gidiyordu. Mısırlı, halkın Yeter artık, bu kadarı kafi” deyişine kadar ona vurdu.

    Bu defa Hz. Ömer ona
    “Amr’a da vur!” dedi. Mısırlı,

    “Ey Mü’minlerin Emîri! Beni döven o değil oğluydu. Ondan da intikamımı aldım” dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer, Amr’a hitâben şöyle dedi:
    “Siz ne zamandan beri annelerinin hür olarak doğurduğu kişileri köle yapıyorsunuz ” Amr da
    “Ey Mü’minlerin Emîri! Benim bu olanlardan haberim yoktur. Bu adam da gelip bana şikayette bulunmamıştır” dedi.[1]

    [1] Müntehab-ı Kenzi’l-Ümmal IV/420 (İbn Abdi’l-Hakem, Enes’ten).
    Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 2/144-145.

    Hz. Ömer’in Zanla Hareket Ederek Bir Casusu Öldürten Bahreyn Valisini Azarlaması

    - Bahreyn valisi İbn Cârûd (veya İbn Ebî Cârûd) İslâm düşmanlarıyla gizlice mektuplaştığı ve casusluk yaptığı iddia edilen Ediryas isimli birisinin boynunu vurdurdu. Bu kişinin düşmana katılmak istediği söyleniyordu. Ancak bu kişi boynu vurulurken
    “Ey Ömer nerdesin! Ey Ömer nerdesin!” diye feryat ederek Hz. Ömer’in adaletini hatırlatmak istemişti. Bunu haber alan Hz. Ömer bir mektup yazarak valiyi Medine’ye çağırdı. Vali kalkıp yola çıktı ve Medine’ye geldi. Hz. Ömer huzuruna girdiğinde onu bir sopayla karşıladı ve vurmaya başladı. Vururken de bir yandan
    “Buyur ey Ediryas! Buyur ey Ediryas!” diyordu. Bunun üzerine vali İbn Cârûd

    “Ey Mü’minlerin Emîri! O, müslümanların zayıf taraflarını düşmanlara bildiriyordu” dedi. Hz. Ömer de
    “Sen onu ‘İstiyordu’, ‘Niyetliydi’ gibi şeylerle suçlayarak mı öldürdün İslâm’a ilk girdiğimizde hangimiz günah işlemek istemiyorduk. Eğer bunları istemek suç olsaydı hepimizin suçlu olması gerekirdi. Eğer âdet haline gelmeyeceğini bilseydim seni şimdi öldürürdüm” dedi.[1]

    [1] Kenz VII/298 (İbn Cerir, Yezid b. Ebi Mansur’dan).
    Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 2/145.

    Hz. Ömer’in Bir İhtiyarın Ölümüne Sebep Olan Kumandanını Cezalandırması

    - Hz. Ömer bir gün elleri kulaklarında olduğu halde
    “Buyur işte buradayım!” diye bağırarak sokağa fırlamıştı. Halk acaba halifeye ne oldu diye merak etti. Hz. Ömer’e o gün kumandanlarından birinden bir haberci gelmişti. Adamın söylediklerine göre önlerine bir nehir çıkmıştı. Geçebilecekleri bir şey de bulamamışlardı. Komutanları
    “Bu nehri ve geçitlerini iyi bilen birisini bulunuz!” demiş; bunun üzerine huzuruna bir ihtiyar getirilmişti.

    İhtiyar
    “Ben soğuktan korkuyorum” demesine rağmen komutanın zoruyla suya girmişti. Suya girer girmez de soğukluğuna dayanamayarak
    “Ey Ömer neredesin ” diye bağıra bağıra boğulup ölmüştü. İşte Hz. Ömer’in başta anlatılan şekilde sokağa fırlamasına bu haber neden olmuştu.
    Hz. Ömer daha sonra haber yollayarak o komutanı Medine’ye getirtti; adamla birkaç gün hiç konuşmadı. Hz. Ömer kırıldığı kişilere böyle yapardı. Sonra da onu çağırtarak
    “O adamı nasıl öldürdün ” diye sordu. O da

    “Ey Mü’minlerin Emîri! Ben onu kasten öldürmedim. Nehri geçmek için hiçbir vasıta bulamamıştık. Bunun için de suyun derinliğini öğrenmek istedik. Hem suyu geçtikten sonra şu şu memleketleri fethettik!” dedi. Hz. Ömer’se ona

    “Yemin ederim ki benim yanımda müslüman bir kişi senin getirdiğin herşeyden daha sevimlidir. Eğer âdet olmasından korkmasaydım senin boynunu vurdururdum. Haydi, git onun ailesine diyetini ver. Sakın bir daha da gözüme görüneyim deme!” dedi.[1]


    [1] Kenz VII/299 (Beyhaki, Zeyd b. Vehb’den).
    Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 2/146.

    Kalbi Fani Şeylere Anmış Bir Zavallıyım

    Aklımdan çıkmasın diye, kalbime tembihledim;- Fânisin ! Acizsin ! Emanetsin !


    Bugün hazirim olmeye diyebilecek miyiz acaba?

  4. #4
    Administrator £laf - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2010
    Yer
    Benim sessizliğim içimde
    Mesajlar
    5.371
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart Cevap: Hz. Peygamber’in Ve Ashâb-I Kirâm’ının Adâletleri

    Ebu Musa’nın Bir Kişiyi Dövmesi; Hz. Ömer’in de Kendisine Kısas Yaptırtması İçin Ona Bir Mektup Göndermesi


    - Ebu Musa el-Eş’arî yaptığı savaşlardan birinde elde edilen ganimeti dağıtırken bir kişinin payını eksik verdi. O da kalkarak kendisine eksik verildiğini hissesinin tamamlanması gerektiğini söyledi. Bunun üzerine Ebu Musa ona yirmi sopa vurdu ve başını da tıraş etti. Adam da kesilen saçlarını toplayarak Hz. Ömer’e götürdü. Huzuruna girdiğinde cebinden kesik saçları çıkartarak Hz. Ömer’in göğsüne fırlattı. Hz. Ömer’in

    “Niçin böyle yapıyorsun Sana ne oldu ” demesiyle de olan biteni ona anlattı. Hz. Ömer, Ebu Musa’ya şu mektubu yazdı:

    “Selam üzerine olsun! falan oğlu filan bana şu şu şeyleri söyledi. Ben de sana yemin verdiriyorum ki eğer bu işi bir topluluk içerisinde ve herkesin gözü önünde yapmış isen o adam da aynı şekilde bir topluluk içerisinde sana kısas uygulayacaktır. Yok eğer bunu tenha bir yerde yapmış isen, o da tenha bir yerde sana kısas uygulayıp başını da tıraş edecektir”. Mektup Ebu Musa el-Eş’arî’ye verildiğinde adamın kısas yapabilmesi için bir yere oturarak

    “Gel kısasını yap ve başımı da tıraş et!” dedi. Adam da
    “Ben Allah rızası için seni affettim!” dedi.[1]

    [1] Kenz VII/299 (Beyhaki, Cerir’den).
    Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 2/146-147.

    Hz. Ömer’in Firuz ed-Deylemî ile Kureyşli Bir Genç Arasında Geçenleri Tatlıya Bağlaması

    - Hz. Ömer, Firuz ed-Deylemî’ye şu mektubu yazdı:
    “Duyduğuma göre halis ekmekle bal yemek seni herşeyden fazla meşgul etmekteymiş. Bu mektubum eline ulaştığında Medine’ye gel. Allah’ın bereketi üzerine olsun! Allah yolunda savaş! Bu emir üzerine Firuz, Medine’ye geldi. Huzuruna girebilmek için Hz. Ömer’den izin istedi. Bu sırada daha önce girmek isteyen Kureyşli bir genç onu kapıda sıkıştırdı. Firuz da elini kaldırarak onun burnuna bir yumruk indirdi. Kureyşli genç kanlar içerisinde Hz. Ömer’in yanına girdi. Hz. Ömer bunu kimin yaptığını sordu. O da

    “Firuz yaptı. Kendisi de şu anda kapıdadır” dedi. Hz. Ömer, girmesi için Firuz’a izin verdi. İçeri girdiğinde ona
    “Ey Firuz! Nedir bu Bu genci niçin dövdün ” diye sordu. O da şunları söyledi:

    “Ey Mü’minlerin Emîri! Biz yakın zamana kadar saltanatı elimizde bulunduruyor ve halktan itaat ve saygı görüyorduk. Sen mektup yazarak beni huzuruna çağırdın. O ise çağrılmamıştır. Girmem için bana izin verdin. O ise izin almaksızın ve beni tepeleyerek girmeye kalkıştı. İşte bu suretle de sana haber verilen hadise cereyan etti” dedi.

    Hz. Ömer de
    “Sana kısas gerekiyor” dedi. Firuz
    “Bu, yapılması zorunlu bir şey midir ” diye sordu. Hz. Ömer
    “Evet, bu zorunlu birşeydir” dedi. O zaman Firuz dizüstü yere çöktü ve gençten kısas yapmasını istedi. Bunun üzerine Hz. Ömer gence
    “Ey genç! Biraz bekle! Hz. Peygamber’in bu zat hakkında buyurmuş olduğunu dinlemeden kısas yapma. Hz. Peygamber bir sabah bizlere şöyle buyurmuştur:

    “Yemen’de peygamberlik iddiasında bulunan yalancı Esved el-Ansî bu gece öldürüldü. Onu Allah’ın sâlih kullarından Firuz ed-Deylemî öldürdü.” Acaba bunları duyduktan sonra da ondan kısas almak ister misin ” dedi. Genç de
    “Hayır, Hz. Peygamber’in bu sözlerini duyduktan sonra ben de onu affediyorum” dedi. Firuz, Hz. Ömer’e
    “Onun affetmesi beni bu günahtan kurtarır mı Çünkü ben ona vurduğumu ikrar ettim. O da, sıkıştırılmaksızın beni affetti” diye sordu. Hz. Ömer de
    “Evet bu seni günahtan kurtarır” buyurdu. Bunun üzerine Firuz

    “Ben de seni şahit tutarak kılıcını, atımı ve malımdan da otuzbin dirhemi bu gence veriyorum” dedi. Hz. Ömer de gence dönerek
    “Ey Kureyşli kardeş! İşte görüyorsun ya, sen onu Allah için affettin; Allah Teâlâ da sana sevabının yanısıra birçok da dünya malı ihsan etti” dedi.[1]

    [1] Kenz VII/83 (İbn Asakir, Harmavi ya da Harmazi’den).
    Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 2/147-148.

    Hz. Ömer’in Efendisinin Zina Yaptığı İddiasıyla Tenasül Uzvunu Yaktığı Bir Cariyeyi Azat Etmesi

    - Bir cariye Hz. Ömer’e gelerek
    “Efendim beni zina yapmakla suçlayarak ateş üzerine oturttu. Bu yüzden tenasül uzvum yandı” diye şikayette bulundu. Hz. Ömer ona
    “Efendin seni zina halinde mi yakaladı ” diye sordu. Kadın

    “Hayır!” dedi. Hz. Ömer
    “Peki sen zina ettiğine dair bir itirafta bulundun mu ” dedi. Kadın yine
    “Hayır!” diye cevap verdi. Bunun üzerine Hz. Ömer
    “O adamı derhal bana getiriniz!” emrini verdi. Adam getirildiğinde Hz. Ömer ona
    “Sen insanlara ne hakla Allah’ın azabı ile (ateşle) azap ediyorsun!” dedi. Adam da
    “Ey Mü’minlerin Emîri! Onun zina etmiş olmasından şüpheleniyordum” diye mazeret beyan etti. Hz. Ömer de
    “Onun zina ettiğini gördün mü ” dedi. Adam
    “Hayır!” cevabını verdi. H

    hz. Ömer bu kez
    “O sana zina ettiğine dair bir itirafta bulundu mu ” diye sordu. Adam yine
    “Hayır!” dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer şöyle dedi:

    “Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki eğer Hz. Peygamber’in “Herhangi bir köle, efendisinden; çocuk da babasından intikam alamaz” buyurduğunu duymamış olaydım ben de senin tenasül uzvunu yakardım”. Sonra adama yüz kamçı vurdurarak cariyeye de şunları söyledi:

    “Git! Sen artık Allah rızası için hürsün! Sen, Allah ve Rasûlünün hürriyetine kavuşturduğu bir kişisin. Tanıklık ederim ki ben Hz. Peygamber’in “Bir köle ateşte yakılır veya ibret olsun diye bazı organları kesilir ya da vücudunda yaralar açılacak olursa o artık hürdür; Allah ve Rasûlünün azatlısıdır” buyurduğunu kulaklarımla duydum”[1]

    [1] Kenz VII/299 (Tabarani, Esvat’ta, İbn Asakir ve Beyhaki, İbn Abbas’tan).
    Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 2/148.

    Hz. Ömer’in Bir Nebatî’nin[1] Kafasını Yaran Übâde b. Sâmit’i Yaranın Diyetini Vermeye Mahkum Etmesi

    - Übâde b. Sâmit, Beytü’l-Makdis’in yanında, bir Nebatî’yi çağırarak ondan atını tutmasını istedi. Ancak Nebatî bunu kabul etmedi. Übâde ona vurarak başını yardı. Bunun üzerine adam Hz. Ömer’e çıkarak Übâde’yi şikayet etti. Hz. Ömer de onu çağırtarak

    “Bu adamın başını niçin yardın ” diye sordu. Übade ise
    “Ey Mü’minlerin Emîri! Ona atımı tutmasını söyledim, ancak beni dinlemedi. Ben de çabuk öfkelenen birisi olduğumdan ona vurdum” cevabını verdi. Hz. Ömer
    “Şöyle otur, kısas yapılacak” dedi. O sırada orada bulunan Zeyd b. Sâbit kalkarak

    “Kölen için kardeşinden kısas mı alacaksın ” dedi. Bu sözler üzerine Hz. Ömer kısastan vazgeçti ve yaranın diyetinin verilmesini emretti.[2]

    [1] Nebati’ler Şam dolaylarında çiftçilikle uğraşan Hristiyanlara verilen addır. Bunlar Arap değillerdir.

    [2] Kenz VII/303 (Beyhaki, Mekhul’den).
    Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 2/149
    .

    Kalbi Fani Şeylere Anmış Bir Zavallıyım

    Aklımdan çıkmasın diye, kalbime tembihledim;- Fânisin ! Acizsin ! Emanetsin !


    Bugün hazirim olmeye diyebilecek miyiz acaba?

+ Cevap Ver

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
^

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331