İçim içime sığmıyor bu gece
Durgun denizler hırpalar yüreğimi
Bir kuru dal kaldı elimde
Çürümeye yüz tutmuş anilar
Simdi ne kaldı geriye hasretten baksa
Kirik dökük hatıralar
Toz tutmuş kitaplar
Ağlar perdeler gün görmemiş yüzüme
Ben ağlarım bensizliğe yar
Bir girdap alır koynuna beni
Sonsuzluğun gemisini beklerim
Ne gelir nede ben giderim
Koyu bir karanlık sarmış düşüncelerimi
Körkütük yalnızlıkların sırdaşı oldum
Ey can
Hani nerde Yusuf’um
Kuyularım
Zindanlarım
Bir ben kaldım şimdi
Zindansız zindanlarda esir
Kuyular evim bu şehirde
Şehir sarhoş,ben yalnızım iste
Gitti Yusuf’um kaldım bir Yakup
Kör olsun gözlerim açsin Yusuf’um
Yansın bağrım ateşler gibi
Bir Hüseyin olsam ben Kerbela’da
Yansam aşkın narına
Şimdi bir bilsen yağmurları
İncinmiş bir sesi vardır yağmurların
Yağmadıkça Kerbelada
Tenha sokaklarda üşüyüp durur sırtım
Bir ceket değil gönlümün pasını silecek
Gözlerimin acısına katmer katmer katan
Bir yalnızlık türküsü vurur ansızın yaşlarımı
Kimi zaman hasret
Her daim yokluğun ıslatır geçtiğim yolları
Yalnızlık sırdaşım bu şehirde
Bu şehir sarhoş ve ben yalnızım işte
Hangi sahile vururum Yunus gibi
Karanlıkların koynunda
Bir bilsen solgun yaprakların uğrak yeri ellerim
Hep kurumuş sararmış
Hep buruşturulmuş şiirler ısıtır ayaz gecelerimi
Yakarım hüzünlerimi bitmez
Geceye kül rengi yüzümle yürürüm ansızın
Ya bir sahil kenarında
Ya yolların kaldırımlarında kalır yokluğum
Boğuluyor hıçkırıklarımda şehir
Kimsesiz sokaklar
Kimsesiz kalmış yüreğimde yokluğun
Acıtır yıldızlarını semanın
Ve nara sesleri incitir ayı
Kapaklanır bulutların ardına
Ben yorgunum bu şehir yorgun
Efendim
Sensizim işte
Kimsesizim iste
Kimsesiz
Şehir sarhoş ve ben hala yalnızım işte