1 sonuçtan 1 ile 1 arası

Kategorizasyon, ülfetin anasıdır. 29 Mayıs 2011 Pazar 06:58

 Islamseli.Net Katagorisinde ve  Serbest Bölüm Forumunda Bulunan  Kategorizasyon, ülfetin anasıdır. 29 Mayıs 2011 Pazar 06:58 Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Kategorizasyon, ülfetin anasıdır. 29 Mayıs 2011 Pazar 06:58 Kategorizasyon, ülfetin anasıdır. 29 Mayıs 2011 Pazar 06:58 (Küçük Sözler Risalesi notları, 3. yazı) Bu serinin ilk yazısında değindiğim “ülfet” meselesini, belki yeterince açmadım, açamadım; affınıza sığınırım. Zira genelde bana gelen sorular, bu kelimenin tam olarak ne anlam ifade ettiğini bilememe yönünde ...

  1. #1
    HARP

    Standart Kategorizasyon, ülfetin anasıdır. 29 Mayıs 2011 Pazar 06:58

    Kategorizasyon, ülfetin anasıdır.
    29 Mayıs 2011 Pazar 06:58
    (Küçük Sözler Risalesi notları, 3. yazı)
    Bu serinin ilk yazısında değindiğim “ülfet” meselesini, belki yeterince açmadım, açamadım; affınıza sığınırım. Zira genelde bana gelen sorular, bu kelimenin tam olarak ne anlam ifade ettiğini bilememe yönünde oldu. Hatta kimileri kelimeyi sözlükte de aramışlar ve ona verilen anlamlardan, benim verdiğim sonuçları çıkaramamışlar. Haklılar… Biz Nur talebelerinin en sık yaptığı hatalardan birisi de; dünyayı kendi gözlerimizden görmek, bu nedenle bir nebze empati sıkıntısı çekmek.
    Biraz hassasiyetle düşününce biliyorum ki, TDK’nın sözlüğü ile Risale-i Nur’un terminolojisi her vakit uyuşmuyor. Bazı kelimelerde ayrı düşüyorlar. Buna “belki” kelimesinin anlamını tartışmaktan başlayabiliriz. Lakin çok, çok uzun sürer. Bu konuya hiç girmeyelim. (Zaten kısa yazmakta hiç başarılı değilim. Bu sefer hepten uzayacak.) Hülasa; nihayetinde ülfetin kelime anlamını başka sözlüklerden karıştıranlara ve bana hesap soranlara hak verdim, kelimenin Risale-i Nur terminolojisinde geldiği anlamı bir nebze aktarmak istedim. Biz, bu meselede, yani bu yazı ve öncesindeki yazılarda, ülfeti “sıradanlaştırma, adiyattan sayma, önemsememe” anlamında kullanıyoruz, kullanacağız ve kullandık. Bu yüzden yazıyı okuyanlar, bu anlam katmanını, bu anlamlandırmayı esas almalılar.
    TDK bu kelimeye “alışma, tanışma, dostluk ve ahbaplık” gibi anlamlar veriyor. Doğrudur, bu kullanımlar var. Başka anlamlar verenler de var, başka sözlüklerde… O anlamları tamamen reddetmemekle birlikte, dediğim gibi, biz bu yazılarda Bediüzzaman’ın, Risale-i Nur’da kullandığı manayı esas alacağız. Bediüzzaman; Risale-i Nur’da bir meselede şöyle bir ifade kullanır: “İnsanları fikren dalalete atan sebeblerden biri; ülfeti, ilim telakki etmeleridir. Yani me’lufları olan şeyleri kendilerince malum bilirler.”
    Burada kastedilen şey şudur: İnsanlar, bir şeye alışmayı, bir şeyi sıradanlaştırmayı; o şeyi bilmekle karıştırmaya başlamışlardır. Mesela yerçekimi kanunu bizim gözümüzde sıradanlaşmıştır ve her zaman havaya atılan nesneler gerisin geri yere çarpmaktadırlar. Ancak bir yaramazlık yapılıp; “Onları yere çarptıran şey nedir?” diye sorulduğunda alacağımız cevap bellidir; “Elbette yerçekimi…” Eyvallah… Ama bu cevap merakımızı azaltmaz, iyice arttırır: “Peki, yerçekimi nasıl oluşur, ben arada bir ip falan göremiyorum, kim çekiyor bunları?” diye sorulduğunda ise işler iyice karışır. Çünkü modern bilim, açıklayamadığı veya çözemediği şeylerde bir isim verip onu sıradanlaştırmayı meslek edinmiştir. Zira böylece “fizikötesi” veyahut “Allah” demekten kurtulur. Örneğin; “Arılar birbirlerine yön tarifini nasıl yaparlar?” diye sorduğunuzda, o meşhur yön dansını anlatırlar size bilim adamları. “Peki, bu dansı nasıl akıl etmiştir bu iğne beyinli arı?” derseniz, sizi arızaya sararlar. Ya susarlar, ya da “İçgüdü…” deyip geçerler.
    Halbuki ne içgüdü, ne de yön dansı doğru cevaptır. Bunların ötesinde ve ilerisinde “Rabbin balarısına vahyetti” ayetinin (Nahl Suresi, 68. ayet) hakikati yatmaktadır. Ne balarısı dans ederek yön bildirmeyi bilir, ne de dans edenden yön anlamayı… Ona bunu bir ilham eden vardır. Modern bilimse, bunu sorgulamaktansa, içgüdü deyip geçmeyi daha kolay bilir. Güvercinlerin yön bulma duygusu; somon balıklarının akıntının tam tersine yüzerek doğdukları yere gidip orada yumurtlama sevdaları, bu konuya temas eden bilinen örneklemelerdir. Bunlar, bizim gözümüzde ülfet peyda etseler de, birer mucizedirler. Sıradanlık yalnızca bizim gözlerimizdedir.
    Bediüzzaman, bir başka eserinde, Kur’an-ı Kerim’in arıdan, taştan, sinekten, inekten, en’am tabir edilen altı farklı hayvan türünden örnekler vermesini, işte tam da bu ülfeti kırma çabası olarak tanımlar. Cenab-ı Hakk’ın, insanın gözünde sıradan hale gelen nesnelerdeki harikalara dikkat çekerek, onlar sayesinde dünyaya olan ülfetini kırmayı öğütlediğini söyler. Bu sayede insan, kâinattaki bütün sırları keşfedecek bir göz, bir idrak, bir akıl ve bir yorumlama refleksi kazanacaktır.
    İşte benim de Küçük Sözler gibi metinlerde yaşanmasından korktuğum şey budur: Metinlerin sıradanlaşması… Merak damarını tahrik etmez bir hale gelmesi… Zira kendini ihtiyaçtan uzak gördükçe azgınlaşmaya meyyal olan insan, metinlerdeki incelikleri görmez olursa, ihtiyaç da hissetmez. Hiç aramaz, merak da etmez. Bu da onu uzaklaşmaya, azgınlaşmaya iter. Bu yönüyle modern bilimden zihnimizde kalan tortular, alışıldık kategorizasyon teknikleri, Risale-i Nur okumalarımızda da bize mani olmaktadır. Tıpkı Eski Said’in bir zaman meşgul olduğu felsefenin, Yeni Said’e terakki esnasında onun önüne kocaman engeller koyması gibi… Bizim de eğitim sistemimizden, bu kategorizasyondan beynimizde kalan tortular hem ülfete, hem de cehalete sebep olmaktadır. Halbuki Eski Said’den Yeni Said’e yolculuk sadece Bediüzzaman’ın değil, her talebenin zihninde yaşanmalıdır ve inşallah yaşanacaktır.
    Mesela bizim, az evvel de küçük bir temas ettiğim gibi, her şeyi kategorize etmek gibi bir hastalığımız var. Her bilgiyi, her kitabı, her nesneyi önce tanıyor; sonra bir sınıfa, zümreye dahil ederek ona hayatımızdaki rolü biçiyoruz. Onu sınırlandırıyoruz. O, artık bu rolü bütün bir ömür boyunca asla aşmıyor, aşamıyor. Aşmaya çalışırsa da biz fırsat vermiyoruz. Bir psikoloji kitabı mesela… Asla bize ilahiyat dersi öğretmiyor. Bir kedi yavrusu mesela… Asla sadakat dersi vermiyor, aldırmıyor. Bir tavuk yine örneğin; asla cesarete memba olamıyor. Çünkü bizim kafamızda psikoloji ancak kendisini, kedi ancak nankörlüğü, tavuksa ancak korkaklığı karşılıyor. Böyle bir katagorizasyona, alana, sınırlamaya isabet ediyor. Bize çocukluğumuzdan beri bilgi, böyle öğretiliyor. Fakat ilginçtir, Bediüzzaman; Risale-i Nur’un farklı yerlerinde; şefkatten gelen cesareti izah etmek için, yavruları uğruna köpeğe saldıran tavuk örneğini; hakiki nimet vereni bilip, başkasına tamah etmemede de kedi örneğini kullanıyor. Yani bilinenin tam tersi bir örnekleme yapıyor. Ne tavuğa korkak diyor, ne kediye nankör…
    Bu yönüyle ben de diyorum ki; gelin, Küçük Sözler’i veyahut hiçbir Risale metnini, böyle kategorizasyonlara sokmayalım. Ne Birinci Söz’ü sadece besmelenin önemini anlatmaktan ibaret görelim, ne İkinci Söz’ü iman meselesine hasredelim, ne Üçüncü Sözü sadece ibadetlerin ehemmiyetine vurgu yapan bir söz sanalım; ne de Dördüncü Söz’ü namazdan başka konuya işaret etmez sanalım. Böyle sınırlamalara sokmayalım. Evet, onlarda merkezde birer konu vardır, kabulüm; fakat madem Risale-i Nur’un ilham aldığı kaynak Kur’an’dır; tıpkı Kur’an’da olduğu gibi her bahsinin dünyanın her meselesiyle bir bağıntısı vardır ve en azından farklı anlam mertebeleri olacaktır, olmalıdır. Böyle kategorizasyonlar bizi ülfete iter. Ülfet de tembelliğe, tembellik de sıkıntıya… Ve biliyorsunuz; sıkıntı da ancak sefahatin hocasıdır. Bakar mısınız, bir ülfetten günaha doğru nasıl yollar açıldı? Allah o yollardan gitmekten korusun, amin.


Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
^

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331