Risale-i Nur’un elmasları, siyasete değişilmemeli
30 Mayıs 2011 / 23:40
“Risale-i Nur ve siyaset” ilişkisini uzmanlara sorduk. 12. konuğumuz Aksiyoner Hukukçular Derneği Genel Başkanı Av. Emrullah Beytar…


Röportaj: Cemil Yüzer – RisaleHaber

BEDİÜZZAMAN’IN SABİTELERİ DEMOKRATLIKLA ÖRTÜŞÜYOR

“Risale-i Nur ve siyaset” ilişkisini uzmanlara sorduk. 12. konuğumuz Aksiyoner Hukukçular Derneği Genel Başkanı Av. Emrullah Beytar…

Risale-i Nur'a göre Demokratlık nedir?

Cevabı zor verilebilecek bir soru olduğu düşüncesindeyim. Üstad hazretlerinin neşretmiş olduğu eserlerde doğrudan bir “demokratlık” tanımına rastlamış değilim. Zaten demokratlık kavramı son yüzyıllarda şekillenmeye başlayan ve kanaatimce halen bu tamamlama sürecini bitirmemiş bir kavramdır. Ancak halen tekamül sürecini tamamlamış ve ancak bu yüzyılın en prestijli kavramlardan biri olarak karşımıza çıkan “demokratlık” kavramının muhteviyatı veya sabiteleri ile Üstadın hayatının her üç dönemde de taviz vermeyerek savunduğu sabitlerin önemli bir kısmı ile örtüştüğü düşüncesindeyim.

Üstadın bilhassa ulema sıfatıyla yazmış olduğu Münazarat adlı eserinde ve müceddid sıfatlarıyla yazmış olduğu muhakemat adlı eserlerinde Kur’an eczanesinden faydalanarak sosyal ve içtimai konularla ilgili önemli sabiteler tesbit etmiştir.

Üstadın Münazarat’taki ideal meşrutiyet, hürriyet, adalet tanımlamaları ve Muhakemat’taki istikbal ehlinin vasıflarını tahattur ettiğimizde, bizlerde henüz tekemmül etmemiş “demokratlık” kavramını şekillendirebileceğimizi düşünüyorum.

Üstadın doğrudan bir demokratlık tanımı yapmamış olmakla birlikte özellikle hayatının son dönemlerinde yazmış olduğu mektuplarda “demokratlar” ve “dindar demokratlar” kavramını kullandığını görmekteyiz.

Benim fehmime göre “demokratlardan” kasıt, dindar olmamakla birlikte bazı olgun ve erdemli sıfatlara sahip, temel hak ve özgürlükleri savunan kişilerdir.

“Dindar Demokratlardan” kasıt ise dokuzuncu mukaddimede geçen “beni-ademin en eşrefi, ehl-i hak ve hakikat olan doğru Müslümanlardır” tanımına yakın hal ve tutum içerisinde olan dindarlar için kullanmış olabileceği düşüncesindeyim. Yine de Muhakemat’taki sekizinci mukaddimede istikbal ehli için yazmış olduğu esaslar sağlıklı bir şekilde üzerinde münazara yapılmalıdır. Demokratlığı kanaatimce bu esaslar çerçevesinde bir yere koymak mümkün olacaktır.

SAİD NURSİ ÖZGÜRLÜK ÇITASINI YÜKSELTMİŞTİR

Risale-i Nur'a göre Ahrarlık nedir?


Ahrarlık yanlış hatırlamıyorsam İttihat ve Terakki’nin despotik tutumuna karşı çıkan ve özgürlükçü bir tavır takınan bir siyasi harekettir.

Üstadın Ahrar’la olan ilişkisi neydi ve hangi boyutta olduğu noktasında çok fazla bir bilgiye rastlamış değilim. Ancak Münazarat adlı eserinde “bizim eksek ahrarımız, mütekit Müslümanlardır” şeklinde bir atıf söz konusudur.

Fakat Üstad hayatının son yıllarında (yanılmıyorsam Emirdağ lahikasında) yazmış olduğu bir mektupta, İttihat ve Terakkinin devamının CHP olduğunu, Hürriyetçilerin (Ahrarların) devamının Demokrat Parti olduğunu, İttihad-ı Muhammed-i Cemiyetinin devamının da Nurcular olduğunu dile getirmiştir.

Ahrarlığı hürriyet olarak ele aldığımızda ise zaten Üstadın bu konudaki görüşü açıktır. Özgürlüğü “ibahecilikten” tefrik ederek özgürlük çıtasını olabildiğince yüksek bir noktaya koymuştur.

Risale-i Nur'a göre siyaset nedir ve nerede durulmalıdır?


Bugün daha çok, birey ve toplum ihtiyaçlarına hak, adalet, eşitlik özgürlük ve meşveret çerçevesinde cevap veren bir siyasal mekanizmanın adı olarak karşımıza çıkmış bulunan siyaset mekanizması Hz. Hasan’dan sonra bu sabitelerden uzaklaşarak belli bir kişi ve grubun menfaatini esas alarak canavarlaştığını söylemek mümkündür. Eğer siyaset evrensel ahlak ölçüleri, hak, adalet, özgürlük, meşveret, çoğulculuk, katılımcılık, hakça paylaşım gibi sabiteleri içinde barındıran siyasete “bireysel” anlamda uzak durmak çok akıl karı olmadığı düşüncesindeyim. Zira İslam’da imandan sonra ikinci önemli cüz olarak amal-i Saliha karşımıza çıkmaktadır. Amal-i Saliha ise daha çok sosyal hayata matuf ibadetlerdir.

HAS VE SADIK NUR TALEBELERİ SİYASETTEN UZAK DURMALI

Risale-i Nur'a göre cemaat-siyaset mesafesi nasıl olmalıdır?


Bu sorunun en güzel cevabı Üstad Tarihçe-i Hayat isimli eserindeki bir mektupta cevap veriyor.

“Alem-i insaniyette ve İslamiyette üç muazzam mesele olan, iman ve şeriat ve hayattır. İçlerinde en muazzamı iman hakikatleri olduğundan, bu hakaik-i imaniye-i kur’aniye başka cereyanlara, başka kuvvetlere tabi alet edilmemek ve elmas gibi o Kur’an’ın hakikatleri, dini dünyaya satan veya alet eden adamların nazarında cam parçalarına indirmemek ve en kudsi ve en büyük vazife olan imanı kurtarmak hizmetini tam yerine getirmek için Risale-i Nur’un has ve sadık talebeleri, gayet şiddet ve nefretle siyasetten kaçıyorlar.”

Bu mektupta benim anladığım özellikle “has” ve “sadık” talebelerinin siyasetten ve siyasi partilerden uzak durmaları gerektiği ikazı yapmaktadır. Bu iki sıfat bireyler için geçerli olduğu gibi cemaatler için de geçerli olduğu düşüncesindeyim.

Kısacası Has ve Sadık Nur talebeleri ve bu kişilerden oluşan nur cemaatlerinin elmas hükmünde olan Kur’an hakikatlerinin dini dünyaya satan veya alet eden adamlar nazarında cam parçalarına indirmemek ve kudsi ve ne büyük vazife olan imanı kurtarmak hizmetini tam yerine getirmek için şiddetle ve nefretle siyasetten kaçınmaları gerekir düşüncesindeyim.

İTTİHAD-I MUHAMMEDİ CEMİYETİNİN TÜZÜĞÜNE SAHİP BİR PARTİ…

Risale-i Nur'da, Hac bahsinde geçen "Siyaset-i Aliye-i İslamiye" ışığında, Nur talebelerinin siyasete bakışları hangi çerçevede olmalıdır?


Siyaset-i Aliye-i İslamiye’nin olabilmesi için zihinlerimizin Kur’an’la barışması gerekir. Yani tevhid-i kıble etmemiz gerekir. İttihad-ı Muhammed-i Cemiyetinin tüzüğüne ve amacına uygun bir siyasi hareketin olması gerekir. Bu amaca ve tüzüğe sahip olmayan bütün siyasi hareketlerden has ve sadık nur talebelerinin ve iman hizmetinin hadimlerinin uzak durması gerekir. Bundan sonra söyleyecek sözlerim yeni tartışmalara yol açacağından dolayı bu sorunun cevabını şimdilik kısa kesiyorum.