+ Cevap Ver + Yeni Konu aç
5 sonuçtan 1 ile 5 arası

Demokratik Özerklik Meselesi, Etnik Çeşitlilik ve Toprağa Bağlı Kavmiyetçilik

 Islamseli.Net Katagorisinde ve  Serbest Bölüm Forumunda Bulunan  Demokratik Özerklik Meselesi, Etnik Çeşitlilik ve Toprağa Bağlı Kavmiyetçilik Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Demokratik Özerklik Meselesi, Etnik Çeşitlilik ve Toprağa Bağlı Kavmiyetçilik Demokratik Özerklik Meselesi, Etnik Çeşitlilik ve Toprağa Bağlı Kavmiyetçilik Hüsnü Aktaş Hukuk kurumu olan devletin varlık sebebini, insanlığa hizmetle sınırlandırmak mümkündür. Nasıl ki; kuzey kutbu çekim gücüyle pusulaya tesir edip yön veriyorsa, insanlığa hizmet ideali de ‘devlet siyasetine’ yön verir. Tek ...

  1. #1
    Administrator Karani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Yer
    Erzincan, Turkey
    Mesajlar
    11.813
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart Demokratik Özerklik Meselesi, Etnik Çeşitlilik ve Toprağa Bağlı Kavmiyetçilik

    Demokratik Özerklik Meselesi, Etnik Çeşitlilik ve Toprağa Bağlı Kavmiyetçilik

    Hüsnü Aktaş

    Hukuk kurumu olan devletin varlık sebebini, insanlığa hizmetle sınırlandırmak mümkündür. Nasıl ki; kuzey kutbu çekim gücüyle pusulaya tesir edip yön veriyorsa, insanlığa hizmet ideali de ‘devlet siyasetine’ yön verir. Tek kelime ile bu ideal; hukukun, ahlakın, ekonominin, kültürün, siyasi rejimin ve sosyal sistemin pusulası hükmündedir. İnsanlığa hizmeti esas almayan bir devletin akıbeti ile pusulası olmayan bir geminin akıbeti arasında önemli bir fark yoktur. Türkiye’de resmi ideolojiye iman eden ve hikmet-i hükümet felsefesini ‘sivil din’ haline getiren politikacıların, insanlığa hizmet idealini hafife aldıklarını gizlemenin bir anlamı yoktur. Yaşanan siyasi krizlerin temelinde, bu hastalığı görmek mümkündür. Varlık sebebine bağlı kalmayan ve adalete riayet etmeyen bir devletin “şu veya bu siyasi rejimle yönetilmesinin” fazla bir önemi yoktur. Toprağa bağlı kavmiyetçilik hastalığının ve etnik çeşitlilik probleminin çözümünde, resmi ideolojinin hiçbir faydası yoktur.


  2. #2
    Administrator Karani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Yer
    Erzincan, Turkey
    Mesajlar
    11.813
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart Demokratik Özerklik Meselesi, Etnik Çeşitlilik ve Toprağa Bağlı Kavmiyetçilik

    Demokratik Özerklik Meselesi, Etnik Çeşitlilik ve Toprağa Bağlı Kavmiyetçilik

    CEMİYET halinde yaşayan insanoğlu; hayatının korunmasını, inandığı gibi yaşama imkanının sağlanmasını, neslinin ve malının korunmasını arzu eden bir varlıktır. Cemiyet hayatının devamının sağlanabilmesi için hukuki, siyasi, iktisadi ve ahlâki hükümlere ihtiyaç vardır. Hukuk kurumu olan devletin varlık sebebini, insanlığa hizmetle sınırlandırmak mümkündür. Nasıl ki; kuzey kutbu çekim gücüyle pusulaya tesir edip yön veriyorsa, insanlığa hizmet ideali de ‘devlet siyasetine’ yön verir. Tek kelime ile bu ideal; hukukun, ahlâkın, ekonominin, kültürün, siyasi rejimin ve sosyal sistemin pusulası hükmündedir. İnsanlığa hizmeti esas almayan bir devletin akıbeti ile pusulası olmayan bir geminin akıbeti arasında önemli bir fark yoktur. Türkiye’de resmi ideolojiye iman eden ve hikmet-i hükümet felsefesini ‘sivil din’ haline getiren politikacıların, insanlığa hizmet idealini hafife aldıklarını gizlemenin bir anlamı yoktur. Yaşanan siyasi krizlerin temelinde, bu hastalığı görmek mümkündür.
    Varlık sebebine bağlı kalmayan ve adalete riayet etmeyen bir devletin “şu veya bu siyasi rejimle yönetilmesinin” fazla bir önemi yoktur. Vatandaşların seçme ve seçilme haklarını tanıyan, iktidarın teşekkülünü, denetlenmesini ve devredilmesini kurallara bağlayan demokratik rejimlerde, devlet siyasetinin ‘resmi ideoloji’ ile sınırlandırılması, genel seçimleri ‘hükümsüz’ hale getirebilir. 12 Haziran’da yapılan genel seçim sonuçlarının ilânından sonra TBMM’de; önce ‘yemin krizi’ gündeme girmiş, daha sonra ‘Atatürk Milliyetçiliğine’ bağlı kalmayacaklarını ifade eden bazı milletvekillerinin tutumları tartışmalara sebeb olmuştur. Bu tesbitten sonra ‘Demokratik Özerklik’ meselesine geçebiliriz.

    DEMOKRATİK ÖZERKLİK MESELESİ
    Demokratik Toplum Kongresi’nin (DTK), geçtiğimiz ay Diyarbakır’da ‘Kürt halkı’ adına ve tek taraflı olarak özerklik ilân etmesi, yeni bir siyasi krize sebeb olmuştur. BDP Diyarbakır il binasında gerçekleştirilen toplantıdan sonra DTK Eşbaşkanı Aysel Tuğluk’un okuduğu, “Demokratik Özerklik İlan Belgesi” isimli sonuç bildirgesinde şu iddialara yer verilmiştir: “Demokratik özerklik, bir devleti yıkmak, yeni bir devlet kurmak değildir. Aynı zamanda bir devlet sistemi de değildir. Halkın devlet olmayan, kendi coğrafyasındaki öz yönetime katılma sistemidir. Dolayısıyla öz güç ve öz yeterlilik ilkesini esas alır. Bu esaslar temelinde, tarihsel dönemlerden de esinlenerek, uluslararası insan hakları belgelerinin tanımladığı haklar ışığında ortak vatan anlayışı temelinde toprak bütünlüğüne ve demokratik ulus perspektifi temelinde Türkiye halklarının ulusal bütünlüğüne bağlı kalarak, Kürt halkı olarak demokratik özerkliğimizi ilan ediyoruz.” Aysel Tuğluk’un okuduğu metinde yer alan bazı ifadelerin gerçeklerden uzak olduğunu söylemek mümkündür.

    Diyarbakır Milletvekili Altan Tan, altı saat süren DTK toplantısında tek taraflı özerklik ilânına itiraz etmiş, muhalefet şerhini koymuş ve bu tavrının gerekçelerini şöyle izah etmiştir. “Toplantıda tek taraflı olarak özerklik ilan edilmesinin zamanlamasına ve yöntemine karşı çıktım. Biz bu kararı Türkiye halkına anlattık mı? Ya AKP’ye oy veren Kürtlere? Peki ya dünyaya? Hayır! Kimseye anlatmadan böyle bir karar aldık. Şu doğru; hükümet ve Başbakan Erdoğan, Kürt halkını tanımıyor; halk olarak haklarını teslim etmiyor; bireysel haklarla yetinmemizi istiyor. Anadilde eğitimin Türkiye’yi böleceğini düşünüyor, darbe anayasasının değiştirilemez maddelerini korumaktan yana.’ Arkadaşlarımız böyle düşündükleri için özerklik ilan edilmesini istediler. Fakat Meclis’te gidip bunları konuşmadık, daha yeni bir anayasa yapılacak, onun için önerilerimizi götürmedik. Bunları yapmadan tek taraflı özerklik ilan etmeye karşı çıktım, aceleci buldum, gerekçelerimi de böyle anlattım.” Basında yer alan haberlere göre Diyarbakır Başsavcılığı, DTK tarafından yayınlanan özerklik belgesini incelemeye almıştır.


  3. #3
    Administrator Karani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Yer
    Erzincan, Turkey
    Mesajlar
    11.813
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart Kurucu irade ve toprağa bağlı kavmiyetçilik

    KURUCU İRADE VE TOPRAĞA BAĞLI KAVMİYETÇİLİK

    Türkiye’de son bir asır içerisinde; hukuki, siyasi, iktisadi ve idari alanda önemli değişiklikler olmuştur. Devletin şekli, kanunları, dini, yazısı ve hatta adı değişmiştir. Ancak değişmeyen, aydınlanma felsefesini ‘sivil din’ haline getiren zinde güçlerin iktidarıdır. Bu zinde güçler resmi ideolojiye dayanan devleti; vatandaşların giyimlerinden düşüncelerine, inançlarından ibadetlerine ve hatta sevgilerinden nefretlerine kadar her şeye müdahele eden bir müessese haline getirmişlerdir. Laiklik adına İslâm Fıkhı’na meydan okuyan zalim politikacılar, farzları yasaklamanın ve haramları teşvik etmenin nelere sebeb olabileceğini hiç düşünmemişlerdir. Türk ve Kürt kavminin ortak paydası olan İslâm Fıkhı’nı mahkum etmenin, bu iki kavmi birbirinden uzaklaştıracağını dikkate almadıkları da malûmdur.

    Cumhuriyetin ilk yıllarında önce ‘Kültürel Milliyetçilik’ politikasını ön plâna çıkarmışlardır. Türk Tarih Tezi (TTT), Güneş-Dil Teorisi (GDT), ve 1934 yılında çıkarılan ‘Mecburi İskan Kanunu’gibi projeler, değişik siyasi problemleri beraberinde getirmiştir. Zaman içerisinde ulusal üst kimlik (Türklük) teorisi ve “Atatürk Milliyetçiliği” gibi keyfiyeti meçhul kavramların piyasaya sürülmesi, etnik-çeşitlilik probleminin çözümünü imkansız hale getirmiştir.

    Soğuk Savaş Dönemi’nde ‘etnik-kimlik tartışmaları’nın bir süre ertelendiğini söylemek mümkündür. 12 Eylül askeri darbesinden sonra, askeri yönetimin getirdiği ‘Kürtçe konuşma yasağı’ etnik çeşitlilik problemini ön plana çıkarmıştır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yaşayan ve ana dili Kürtçe olan vatandaşların potansiyel tehlike olarak görülmesi, ‘toprağa bağlı kavmiyetçilik hastalığı’nın yayılmasına vesile olmuştur. PKK’nın 1984’te silahlı eylemlere başlaması ile gündeme giren “düşük yoğunluklu savaş” sürecinin, Türkiye’nin siyasi ve sosyal hayatını zehirlediğini söylemek mümkündür. Modern ulus inşasında Fransa’yı örnek alan Türkiye Cumhuriyeti, değişik etnik kökenden gelen kişileri ve toplulukları ‘vatandaş’ olarak kabul etmekle birlikte, onların etnik ve kültürel farklılıklarını hiç dikkate almamıştır. Seküler-laik ulusal kültür politikasının, etnik farklılıkları önemsiz hale getireceği düşünülmüştür. 1924 yılından, takriben 2003 yılına kadar devam eden seksen yıllık süreçte, devletin etnik ve kültürel çeşitliliğe yaklaşımı ‘Ne Mutlu Türküm Diyene’ sloganıyla sınırlı kalmıştır.

    Bazı siyaset uzmanları ve siyasi parti sözcüleri, ısrarla “Cumhuriyet döneminde; modern-üniter devlet anlayışı esas alınmış ve bu bölgenin idari statüsü diğer bölgelerden farksız olarak düzenlenmiştir. Herkes birinci sınıf vatandaştır. Böylece, asırlardan beri aşiret reislerinin, toprak ağalarının ve Nakşi şeyhlerinin egemenliği altında ezilen Doğu ve Güneydoğu Bölgesi’nde yaşayan insanlar, ulusal iradeyi esas alan bir idare tarzına kavuşmuşlardır” diyerek, Osmanlı tevfiz (eyalet) sistemini eleştirmektedirler. Halbuki tevfiz sistemi, asırlarca bu iki kavmin bir arada ve barış içerisinde yaşamasına vesile olmuştur. Her fırsatta ‘ Türkler ile Kürtlerin bin yıldır birlikte yaşadıklarını’ söyleyen politikacıların, İslâm âlimlerinin kurdukları siyasi ve idari nizamı dikkate almaları zaruri değil midir?


  4. #4
    Administrator Karani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Yer
    Erzincan, Turkey
    Mesajlar
    11.813
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart Siyasetin kaynağı, neseb ve sebeb asabiyeti

    SİYASETİN KAYNAĞI, NESEB VE SEBEB ASABİYETİ

    AK Parti Hükümeti’nin; önce “Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi/Kürt Açılımı”, daha sonra “Alevi Açılımı” adı altında, siyasi anlamda “Çeşitlilik Sorunu”na çözüm aradığı günlerde, değişik siyasi analizlerin ortaya atıldığı malumdur. Değerli ilim adamlarından Doç. Dr. Kadir Canatan’ın ‘Kürt Sorunu’na Karşı İbn-i Haldun Modeli’ başlıklı incelemesi, neseb ve sebeb asabiyeti açısından meseleyi tahlil eden güzel bir incelemedir. (Bakınız/ Misak Dergisi- Eylül-2009 Sayı: 226 Sh: 10-13) Bu incelemede yer alan bazı tesbitleri kısaca nakledelim: ‘İbn-i Haldun’nun devlet ve siyaset konusunda öne sürdüğü en temel önermesi şudur: “Devlet kurmak, asabiyet gerektirir.” Asabiyet, yerli ve yabancı yorumcular tarafından farklı biçimlerde tercüme edilmiştir: Grup hissi, kabile ruhu, cemaat hissi, grup dayanışması, sosyal bağlılık, cemaat ruhu, sosyal dayanışma, dayanışma ve kabilecilik. Nasıl ifade edilirse edilsin, asabiyet; kısaca soya dayalı bir aidiyet çerçevesidir ve bu aidiyeti paylaşan kişilerin dayanışma ruhunu ifade eder. Sözgelimi modern anlamda milliyetçilik de bir asabiyet örneğidir. İbn-i Haldun’a göre devlet kurmak asabiyet gerektirdiği gibi bir devlete başkaldırmak da asabiyet gerektirir. Bu anlamda devlet meselesi, farklı aidiyet çerçevelerine mensup grupların üzerinde yoğunlaştığı ve tartıştığı bir meseledir. Geleneksel kabilevî toplumlarda güçlü bir asabiyet sahibi olan bir kabile, diğerleri üzerinde egemenlik kurduğu zaman devlet ortaya çıkmış olur. Devlet, içinde zor ve şiddeti de barındıran bir olgudur. Bu anlamda kabilevî örgütlenmede rızaya dayalı otorite ilişkileri, devlet örgütlenmesinde ise zora dayanan güç ilişkileri hâkimdir. Devletin bir yerde kökleşmesi, üzerinde kurulduğu toplum ve coğrafya ile yakından alakalıdır. Bu çerçevede İbn-i Haldun, meşhur “Mukaddime” isimli eserinde iki modelden bahsetmektedir. İlk model, heterojen toplumda devlet modelidir. Ona göre “Çok sayıda kabileler ve çeşit çeşit cemaatların bulunduğu topraklarda, sağlıklı bir devletin kurulması az vakidir.” Çünkü böyle bir toplumda görüş ve taleplerde ihtilaflar fazladır. Devleti kuran asabiyet, farklı gruplarla anlaşmak ve onları egemenlik konusunda ikna etmek zorundadır. Eğer söz konusu gruplarla mücadele içine girerse, bu farklı kabile ve soyların başkaldırmasına sebep olur ve devlet, içinden çıkılmaz bir kargaşaya sürüklenir. (..) İbn-i Haldun, heterojen toplumlar için nasıl bir çözüm önermektedir? Hemen cevaplayalım: O, farklı grupları bir siyasal çatı altında tutmak için etnisite ya da asabiyeti aşan bir aidiyet çerçevesi önermektedir. Bu bağlamda onun “soy/nesep asabiyet” ile “sebep asabiyeti” arasında yaptığı ayrım önemlidir. İlkinde soy/nesep birleştirici bir aidiyet çerçevesi iken, ikincisi herhangi bir “sebep”le bir araya gelen insanların oluşturduğu soy ve etnisite ötesi bir aidiyet çerçevesidir. Bu ikinci tür aidiyete geleneksel kabilevî toplumlarda daha az rastlamaktayız. Sebep asabiyeti, daha çok şehir toplumlarına özgü bir olgudur. Şehirleşen toplumlarda soy asabiyeti çözülmekte ve bunun yerine insanlar, meslekleri ya da çıkarları temelinde yeni bir örgütlenme temeli geliştirmektedirler. İbn-i Haldun modelini somutlaştırırsak, ona göre ‘geleneksel toplumlarda din, etnisite üssü bir çerçevedir ve farklı kabile ve soylardan insan gruplarını bir araya getirmiştir. Çünkü “Dinî değerler, asabiyet sahipleri arasındaki mevcut olan rekabeti ve hasedi ortadan kaldırır ve yönleri sadece Hakk’a çevirir. Bunun neticesinde, durumları hakkında kendileri için ileriyi görme hali hâsıl oldu mu, artık önlerinde hiçbir şey duramaz. Çünkü hedef birdir, aynı şeyi herkes müsavi surette istemekte ve onun için canlarını da feda etmektedir.” Nitekim Kuzey Afrika’da da Araplar, etnik hâkimiyetlerini din eksenine kaydırarak, tedrici olarak Müslümanlaşan Berberilerle bir noktada buluşmuşlardır. Bu ortak nokta, geçmişten günümüze söz konusu bölgede Araplarla Berberîlerin barış içinde bir arada yaşamalarını mümkün kılmıştır. (..) İbn-i Haldun’un kendi dönemi için tespit ettiği çözüm, sebep asabiyetinin bir türevi olan dinî aidiyete dayalı bir çözümdür. Fakat onun “sebep asabiyeti”ne dayalı modelinin bununla sınırlı olduğunu söylemek doğru değildir. (..) Elbette Kürt sorununun çözümü sadece bu ülkede yaşayan insanları bir başlık ya da etiket altında toplamak gibi nominal bir mesele değildir. Bundan daha önemli olan bu çerçevenin içeriğinin nasıl doldurulacağıdır. Bence bu aidiyet çerçevesi mutlaka ortak bir toplum tasarımı, devlet yapısı ve gelecek perspektifini içermelidir. Kürt sorunuyla sınırlı olarak çeşitlilik sorununa baktığımızda bu model, dörtlü bir sütun üzerine temellendirilebilir:

    1) Türkiye ahalisinin farklı etnik ve dini gruplardan oluşan bir çeşitlilik arz ettiği kabul edilmelidir (Çeşitlilik İlkesi).
    2) Devlet yapısı, çeşitlilik içinde birlik esasına göre düzenlenmelidir. Bu kapsamda resmi Türkçe dilinin yanında Kürtçe dilinin (resmi ve gayri resmi) eğitimi, anadilde yayın hakkı, mekânların otantik isimlerinin iade edilmesi vs. gibi kültürel haklar tanınmalıdır (Kültürel Haklar İlkesi).
    3) Kültürel haklar ilkesi devletin yeniden yapılandırılması çerçevesinde yönetsel bir boyut kazanarak demokratik bir açılımla desteklenmeli ve adem-i merkeziyetçiliği esas alan bir yerinden yönetim şekli bulunmalıdır (Yeniden Yapılanma İlkesi).
    4) Kavimler, bölgeler ve sınıflar arası adaletin ve refahın sağlandığı, gelir paylaşımında etnik ya da başka temellerde bir ayrımcılığın olmadığı, insan haklarına dayalı hukuk devleti, tam olarak hayata geçirilmelidir (Adalet İlkesi)

    Sadece İbn-i Haldun değil, İmam-ı Gazali ve İmam-ı Maverdi, ‘etnik çeşitlilik’ meselesi üzerinde durmuşlardır. İmam-ı Gazali (rh.a) “Et Tıbrû’l Mesbûk Fi Nasihatû’l Mulûk’ isimli eserinde, zamanın sultanına, bu konuda ‘nasıl bir siyasetin takip edilmesi’ gerektiğini izah etmiş ve nasihatta bulunmuştur. İmam-ı Maverdi (rh.a) devlet-insan münasebetini tahlil ederken, ümera’nın (devlet adamlarının) insanların zaruri ihtiyaçlarının dikkate almalarının, adalete, hikmete ve maslahat-ı mürseleye uygun siyasi/idari nizamı kurmalarının zaruri olduğunu izah etmiştir.


  5. #5
    Administrator Karani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Yer
    Erzincan, Turkey
    Mesajlar
    11.813
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart Etnik çeşitlilik problemini islam alimleri çözebilir

    ETNİK ÇEŞİTLİLİK PROBLEMİNİ İSLAM ALİMLERİ ÇÖZEBİLİR

    Osmanlı Devleti’nin Doğu Anadolu’da yönetimi ele geçirmesi ve idari statüsünü tesbit etmesi, Çaldıran Zaferi’ni’ takip eden yıllarda olmuştur. Yavuz Sultan Selim, Şeyh İdris-i Bitlisi’ye ‘bölgenin meselelerinin halli için tam yetki vermiş, tuğralı ferman göndererek kendisi adına tasarrufta bulunmasını’ rica etmiştir. Tevfiz Veziri Şeyh İdris-i Bitlisi’nin tesis ettiği siyasi ve sosyal sistem, 1870 yılında kabul edilen ‘Vilâyet Nizamnamesi’ne kadar, bölge insanlarının huzur içinde yaşamasına vesile olmuştur. Tanzimat Döneminde hayata geçirilen ‘Modern-Üniter Devlet’ anlayışı, etnik mücadelenin ortaya çıkmasına vesile olmuştur.

    Netice olarak şunu söyleyebiliriz: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim dönemi’nde ‘Kürt sorunu yoktur, kürt vatandaşların sorunları vardır’ şeklindeki tesbitinin, fazla bir önemi yoktur. Toprağa bağlı kavmiyetçilik hastalığını ve etnik çeşitlilik problemini; bir değil, birden fazla unsuru dikkate alarak çözmek mümkündür. BDP, KCK ve DTP çizgisinde siyasi mücadele veren insanların, kendi tayin ettikleri imamın arkasında ‘cum’a namazı’ kıldıklarını dikkate aldığımız zaman, bölge insanının üst kimliğinin hala ‘İslâm’ olduğunu söyleyebiliriz. Ak Parti İktidarı’nın, Doğu ve Güneydoğu’da yaşayan ‘İslâm Alimleri’ne ve kanaat önderlerine müracaat etmesi, etnik çeşitlilik probleminin çözümü konusunda bir çalıştay düzenlemesi faydalı olabilir.

    Kaynak:Hüsnü Aktaş


+ Cevap Ver

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
^

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255