+ Cevap Ver + Yeni Konu aç
1 sonuçtan 1 ile 1 arası

Medreselerin yeri hala doldurulamamıştır

 Islamseli.Net Katagorisinde ve  Serbest Bölüm Forumunda Bulunan  Medreselerin yeri hala doldurulamamıştır Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Medreselerin yeri hala doldurulamamıştır Medreselerin yeri hala doldurulamamıştır Medreseler üzerinde durulması gereken ehemmiyetli bir konudur. Bilindiği üzere Tevhid-i Tedrisat Kanunu 3 Mart 1924'de yürürlüğe girmiş bir kanun olup bütün ilmi müesseselerin eski adıyla Maarif Vekaleti'ne yeni adıyla Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlanması ve eğitimin tek elde birleştirilmesine yönelik çıkarılan bir kanundur. ...

  1. #1
    Administrator Karani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Yer
    Erzincan, Turkey
    Mesajlar
    11.813
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart Medreselerin yeri hala doldurulamamıştır

    Medreselerin yeri hala doldurulamamıştır

    Medreseler üzerinde durulması gereken ehemmiyetli bir konudur. Bilindiği üzere Tevhid-i Tedrisat Kanunu 3 Mart 1924'de yürürlüğe girmiş bir kanun olup bütün ilmi müesseselerin eski adıyla Maarif Vekaleti'ne yeni adıyla Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlanması ve eğitimin tek elde birleştirilmesine yönelik çıkarılan bir kanundur.

    Aslında 3 Mart 1924 tarihi Türkiye'de sekülerleşme tarihinin başlangıç noktasıdır. Çünkü adı geçen tarihte Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun yanı sıra Hilafet'in kaldırılmasına yönelik 431 numaralı kanun vazedilmiş (1) yine bu minvalde 429 numaralı kanunla şer'iye ve Evkaf Vekâleti lağvedilerek, Diyanet İşleri Başkanlığı ihdas edilmiştir (2).

    Dilerseniz incelememize Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nu konu edinerek başlayalım.

    3 Mart 1924'te ihdas edilen kanunun muhtevası şöyledir:

    "Madde:1- Türkiye dâhilindeki bütün müessesat-ı ilmiye ve tedrisiye Maarif Vekaleti'ne merbuttur.

    Madde: 2- Şer'iyye ve Evkaf Vekaleti veyahut hususi vakıflar tarafından idare olunan bilcümle medrese ve mektepler Maarif Vekaleti'ne devir ve raptedilmiştir.

    Madde: 3- Şer'iyye ve Evkaf bütçesinde mektep ve medreselere tahsis olunan meblağlar Maarif bütçesine nakledilecektir.

    Madde: 4- Maarif Vekâleti yüksek diniyyat mütehassısları yetiştirmek üzere Darülfünûn'da bir İlahiyat Fakültesi tesis ve İmamet ve hitabet gibi dini hizmetlerin ifası vazifesi ile mükellef memurların yetişmesi için de ayrı mektepler küşad edilecektir (3)."

    Görüldüğü üzere Kanun Medreselerin Milli Eğitim Bakanlığı'na "devredilmesini" kapsadığı halde kanun harici bir uygulamayla Medreselerin kapatılması cihetine gidilmiştir. Özellikle de kanun böyle bir hak ve salahiyeti vermediği halde dönemin Maarif Vekili Vasıf Bey, medreseleri ilgaya girişerek kanuna aykırı hareket etmiştir. Vekâletin bu girişimi, bu kanunsuz tavrı Büyük Millet Meclisi'nin arzusuna muvafık olmadığından dolayı Meclis'te mebuslarca sert bir şekilde tenkid edilmiştir. Fakat tenkidler, kanunun ruhuna, ihdasına değil, uygulanış biçiminedir. Nitekim Antalya Mebusu Rasih Efendi'nin konuyla ilgili olarak Meclis kürsüsündeki şu mütâlâası konuyu bütün yalınlığıyla ortaya koyar mahiyettedir:

    "Tevhid-i Tedrisat (öğretimin birleştirilmesi) İlgayı Tedrisat (öğretimin yok edilmesi) demek değildir. Büyük Millet Meclisi'nce yapılan şey, eğitimin, öğretimin birleştirilmesi için idarede birliği temindir... "Mevcut durumu Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile bağdaştırmanın imkansız olduğunu düşünüyorum (4)."

    Diğer taraftan Cumhuriyetin başlangıç sürecinde resmi ideolojinin müntesipleri tarafından konuya yaklaşım ve algılanış tarzı da medreselerin çürümediği istikamettedir. Özellikle de Medreseleri 3 Mart 1924 de Maarif Vekâleti'ne devredildiği dönemde, Medreselerde eğitimi ve öğretim seviyesi modernleşmenin tesiriyle yüksek bir dereceye ulaşmıştı. Nitekim Mustafa Kemal Paşa Medreseleri ziyareti sırasında takdir ifadelerini dile getirmekten ve medreselere teveccüh göstermekten imtina etmemiştir. Şöyle ki:

    M. Kemal Paşa, 23 Mart 1923 tarihli Hakimiyet-i Milliye Gazetesinde zikredildiğe göre Konya Dârülhilafe Medresesesi'ni ziyaret eder. Darülhilafe Medresesi'nde Hadis, Fıkıh, Fransızca, Coğrafya derslerine giren Mustafa Kemal, talebi ile uzun uzadıya meşgul olur, ehemmiyetli mübahaselerde bulunur ve medreseden ayrılırken şu takdiramiz ifadeleri kullanmaktan kendini alamaz:

    "- Memnuniyetle görüyorum ki tedris ve tederrüs cidden hakikat-i diniye dairesindedir. İnşaallah memleketimizi, milletimizi ihya edecek asri ve hakiki ulemâ, faziletkâr müderrisleriniz sayesinde siz olacaksınız, Kıymetli ve hakiki ulemâmızın mevkii yüksektir. Ulemâmızın ve erbabı ilim ve irfanımızın himmet-i irşadiyle inşaallah İbni Rüşd'ler, Fârabi'ler, İmam-ı Gazali'ler milletimizin içinden çıkarak bu asrın tekâmülâtiyle mücehhez olarak ihya'yi hakikat-ı din eyliyeceklerdir."

    Görüldüğü üzere Medreselerin son süreçteki durumu, takdir edilmektedir. Hal böyleyken 3 Mart 1924 çıkarılan Tevhid-i Tedrisat Kanunu'yla medreselerin Maarif Vekâleti'ne devri çelişkili bir durum gibi görünse de, yine de mekteple medresenin merciini ve idaresinin birleştirilmesi anlaşılır bir olgudur. Asıl ilginç olan hadise, medreseyi farklı bir algılayışla telakki ederek ve yürürlükteki kanuna aykırı davranarak istibdat devrinde dini tedrisatın kaldırılmasıdır. İşte altı çizilmesi gereken nokta budur. Çünkü yürürlükte olan Tevhid-i Tedrisat Kanunu'na aykırı olarak "Mekteple Medresenin merciini ve idaresini birleştiren" kanunda "İlahiyat Fakültesi'nin tesisi, dini hizmetlerin ifası için ayrı mektepler küşad edilecektir", maddesi yer aldığı hâlde, bu millet, inançsız bırakılmak için devr-i sabıkta yapılmadık hiç bir zulüm bırakılmamıştır. Yani kanuna aykırılık, ölçü kabul edilmiştir.

    Öte yandan Medreseler işlevini hiç bir zaman yitirmemiştir. Asıl dramatik olanı da bu fonksiyonel eğitim ve öğretim müessesinin yerine bir alternatif konamadığıdır. Nitekim Prof. Yusuf Hikmet Bayur, 1948 yılının sonlarında Ankara'da çıkan Kudret Gazetesi'nde "Din dersleri ve Eğitim Bakanının demeci" başlıklı makalesinde şöyle izah eder:

    "Osmanlı Devleti'nin hemen son yıllarına kadar medrese, birçok noktada Ebussuud, Farâbi ve hatta Aristo devirlerindeki bilgileri öğretmeye devam etmiş ve onları pek aşamamıştı. Tanzimat'tan sonra kurulan mektep ise, uzaktan da olsa zamanın terakkilerini takip etmekte idi.

    "Ancak medresede genç dimağlar yalnız ezberciliğe değil, velev ki skolâstik usûllerle dahi olsa, kendi başlarına düşünmeye, bir konu üzerinde tartışmaya, geçmişin büyük bilginlerinin düşüncelerini karşılaştırarak hükümler çıkarmaya ve meselelere halletmeye alıştırılıyorlardı.

    "Yeni mektep ise Avrupa maarifinin daha çok görünüşte bir benzeri olmuş, fakat gerek öğretim, gerek imtihan usûllerinde bilhassa ezberciliğe önem vermiş ve zekâsı değil, hafızası kuvvetli olanları temayüz ettirmiştir. Bu usûl ise memurun sessiz ve her emre itaate hazır, teşebbüs kabiliyetinden mahrum çeşidini yetiştirmeye yarar. Her keyfi idarenin aradığı da budur.

    "Zamanın gerektirdiği bilgilerin pek çoğundan mahrum kalan din ulemâsı arasında birçok kimselerin devlet işlerine bir takım vükelâdan daha anlayışlı ve kavrayışlı olmaları da bu yüzdendir. Keza bu yüzdendir ki padişahlara karşı dikilenler arasında ne kuvvetli unsuru talebe-i ulûm denilen medrese öğrencileri teşkil ederdi..."

    Yine bu bağlamada İsmail Safa'nın konuyla ilgili şu mütalaaları son derece kayda değerdir: İsmail Safa'nın Maarif Vekilliği sırasında büyük bir Maarif Kongresi tertip edilir. Kongreye kırktan fazla ilim adamı iştirak eder. Kongre heyeti Maarif'e âid meseleleri bir ay boyunca müzakere eder. Medreseler konusu da bu kongrede enine boyuna tartışılır. Son olarak kürsüye Profesör İsmail Hakkı Baltacıoğlu gelir ve Medreselerle ilgili şu mülâhazalarda bulunur:

    "- Arkadaşlar! Birkaç ay önce Direklerarası'ndan geçiyordum. İşim düştü. Şehzade Câmii şerifinin bitişiğindeki İbrahim Paşa Medresesi'ne uğradım. Kapıdan girince sağdaki mescidin içinde talebe ders okuyordu. Girip baktım, bir de ne görsem: Hoca, caminin mihrabına geçmiş, talebeye Kimya tecrübeleri yaptırıyor... Arkadaşlar! Kimyayı, müsbet ilimleri caminin mihrabına kadar sokmuş olan bir müesseseyi (medreseleri) lağvetmeye kalkışmak günahtır, hatta cinayettir..."

    Bunun üzerine medreselere dokunulmaz, olduğu gibi kalır. Bunu müteakip Ahmet Hamdi Akseki'nin din dersleri programı üzerine hazırlamış olduğu mühim rapor okunur, alkışlarla ve müttefikan kabul edilir.

    Fakat bütün bunlara karşı 3 Mart 1924'te Medreseler garip bir biçim de "lağvedilir." Geriye ise eğitim ve öğretim noktasında büyük bir vebal ve bühtan kalır...

    1 Hilafetin kaldırılması için bkz. TBMM Zabıt Ceridesi, c. VII (Kanun no: 431) s.26-28, (3 Mart 1924).

    2 Şer'iye ve Evkaf Vekaleti'nin lağvı için bkz: TBMM Zabıt Ceridesi, c. VII, (Kanun no: 429 ) s.23-26, (3 Mart 1924).

    3 TBMM Zabıt Ceridesi, c. VII, (Kanun no: 430), (3 Mart 1924) s. 26-29

    4 Sebilürreşad, 14/335 (1962) s. 150-151.


+ Cevap Ver

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
^

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255