+ Cevap Ver + Yeni Konu aç
1 sonuçtan 1 ile 1 arası

Gençler neyin derdine düşmeli.

 Islamseli.Net Katagorisinde ve  Serbest Bölüm Forumunda Bulunan  Gençler neyin derdine düşmeli. Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Gençler neyin derdine düşmeli. Gençler neyin derdine düşmeli. Herkes -nefsânî ya da rûhânî- bir derdin peşinde hayatını sürdürüyor. Gençler neyin derdine düşmeli? Bu fânî âlemde gâye ne olmalı? Bahçıvan ektiği tohumun derdinde olur ise tohum bereket verir. Bîgâne kalırsa tavuklara veya tarla fârelerine gıdâ hazırlamış olur. Kısaca râm olmadan hâkim ...

  1. #1
    Administrator £laf - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2010
    Yer
    Benim sessizliğim içimde
    Mesajlar
    5.612
    Tecrübe Puanı
    10

    Post Gençler neyin derdine düşmeli.

    Gençler neyin derdine düşmeli.

    Herkes -nefsânî ya da rûhânî- bir derdin peşinde hayatını sürdürüyor. Gençler neyin derdine düşmeli? Bu fânî âlemde gâye ne olmalı?


    Bahçıvan ektiği tohumun derdinde olur ise tohum bereket verir. Bîgâne kalırsa tavuklara veya tarla fârelerine gıdâ hazırlamış olur. Kısaca râm olmadan hâkim ve sâhip olmak mümkün değildir.
    İnsanın bu imtihan dünyasında en büyük derdi yâni istikbâl endişesi, “Son Nefes” olmalıdır. Zîrâ son nefes, buğusuz, pürüzsüz ve lekesiz bir ayna gibidir. Her insan bu aynada, güzellikleri ve çirkinlikleriyle bütün ömrünü net bir şekilde seyredecektir. O son nefes ânında, gözlere ve kulaklara hiçbir îtiraz ve gaflet perdesi inmez. Bilâkis bütün perdeler kalkar ve her türlü îtiraf; aklı ve vicdânı pişmanlık iklîmine sokar. Sakın!.. Hayâtımızı pişmanlıkla seyrettiğimiz ayna, son nefes olmasın!..

    Büyük bir îkâz-ı ilâhî olarak Rabbimiz: “Ey îmân edenler! Allâh’tan, O’na yaraşır şekilde korkun, hakîkî müttâkî olun ve ancak müslümanlar olarak can verin!” (Âl-i İmrân, 102) buyuruyor.

    Hayatın gâyesi, güzel bir kul olarak yaşamak ve güzel bir kul olarak can verebilmektir. Zîrâ hedef, Cenâb-ı Hakk’ın beşeriyete armağan ettiği, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in zarif ve duygulu hayatından hisse alıp; derin, ince, rakîk ve hassas bir kul olabilmektir. Bu da Allâh’ın azamet-i ilâhiyesine yaraşır şekilde takvâ sâhibi bir kul olmayı îcâb ettirir ki, inşallah bu sâyede müslüman olarak can verebilelim.

    Ne ibrettir ki, insanoğlu ömrü boyunca sayısız kere ölümle yüz yüze gelmektedir. Yaşanan hastalıklar, beklenmeyen sürprizler, meydana gelen felâketler, hayatta her an mevcud olan, fakat insanın gaflet ve acziyeti sebebiyle çoğu kez habersiz olduğu nice hayatî tehlikeler, ölümle insan arasında ne ince bir perde bulunduğunu göstermiyor mu?

    Lâkin çok kere insanoğlu gafleti sebebiyle yağmur damlalarının kayaların üzerinden boşa akıp gitmesi gibi ömür takviminin sayfalarını, her şeyi savuran nefsânî hayat fırtınalarının akışına terk etmektedir.

    Müslüman olarak can verebilmek için Hazret-i Osman -radıyallâhu anh- şu altı endişe içinde olmamızı tavsiye buyurur:

    1. Îmânı kaybetme korkusu. Zîrâ son nefesin nasıl olacağı meçhuldür.

    2. Kendini rezil-rüsvâ edecek şeylerin kıyâmette ortaya çıkması. Zîrâ mahşerde ilâhî ekranlar ile bütün amellerimiz önümüze serildiğinde kendimizi daha yakından tanıyacağız. Âyet-i kerîmelerde buyrulur:


    “Kitabını oku! Bugün sana hesap sorucu olarak kendi nefsin yeter.” (el-İsrâ, 14)

    “İşte o gün yer haberlerini anlatır.” (ez-Zilzâl, 4)


    3. Şeytanın Sırât-ı Müstakîm üzerine oturması ve hayır işlerini idlâl etmesi. Âyet-i kerîmede şeytanın şerri hakkında şöyle buyrulur: “Beni azdırmana karşılık, and olsun ki, ben de onları saptırmak için Sen’in doğru yolunun üstüne oturacağım, (kullarını yoldan çıkaracağım).” (el-A‘râf, 16) Yâni iblis, gâfil gönüllere kibir, riyâ, ucub vermek sûretiyle yapılan amelleri zâyi etme peşindedir.


    4. Kul dünyevî bir işle meşgûl iken Azrâil -aleyhisselâm-’ın gelip canını alması. Yâni, canımızı secde esnâsında mı, yoksa nefsânî bir öfke ve gaflet ânında mı vereceğiz? Hayatımız, ağzımızdan hak ve hakikate dair bir söz çıkarken mi, yoksa bir dedikodu meclisinde mi son bulacak? Azrâil -aleyhisselâm- yanımıza, gözümüz harama bakarken mi yoksa Kur’ân-ı Kerîm rahlesi başındayken mi gelecek, meçhuldür. Meselâ Hazret-i Osman -radıyallâhu anh- hep bu endişeyi taşıdığı için son nefesini Kur’ân okurken verdi. Nitekim hadîs-i şerîfte, “Kişi yaşadığı hâl üzere ölür ve öldüğü hâl üzere haşrolunur.” (Münâvî, Feyzu’l-kadîr, V, 663) buyrulur.


    5. Dünyâ hayatının âhiret hayatını unutturması. Bu tehlikenin bertaraf edilmesi, fânîliği unutmamak ve gönüllere, “Yarın bu nefsin konağı mezar olacaktır!” anlayışını yerleştirmek ile mümkün olacaktır.


    6. Âile ve evlâdların insanı gaflete düşürüp Hak ile meşgûliyetten alıkoyması. Bu husustaki îkâz-ı ilâhî âyet-i kerîmede şöyle beyân buyrulur:


    “Biliniz ki, mallarınız ve evlâdlarınız, birer fitnedir (imtihan konusudur). Büyük mükâfât ise, âhirette Allâh nezdindedir.” (el-Enfâl, 28)


    Bir Allâh dostu kabristandan geçerken, kendisine keşf olunan kabir hâlini ve mevtâların pişmanlığını şöyle dile getirir:


    “Âh şu insanlar burada yatanların: «Keşke iki rekât daha fazla namaz kılsaydım, huşû içinde fazladan bir kelime-i tevhîd daha getirebilseydim!» diye feryâd edip durduklarını duysalardı…”


    Son nefes ve âhiret endişesini müşahhas hâle getiren Hak dostu Rebî bin Heysem, bahçesine bir mezar kazdırmıştı. Kalbinin katılaştığını hissettiği zaman bu kabre girer, bir müddet orada kalırdı. Birgün dünyâya vedâ edeceğini ve mezârda bir istiğfâr ve sadakaya muhtaç vaziyette kalacağını tefekkür eder, âhiretteki hesabını düşünerek bir muhâsebe iklîmine girerdi. Daha sonra, “Nihâyet onlardan birine ölüm gelip çattığında: «Rabbim! Beni geri gönder; tâ ki boşa geçirdiğim dünyâda sâlih ameller işleyeyim.» der.” (el-Mü’minûn, 99-100) âyetlerini okurdu. Mezardan çıkınca da kendi kendine:


    “–Ey Rebî! Bak, bugün geri çevrildin. Bu talebinin kabul edilmeyeceği, dünyâya geri gönderilmeyeceğin bir vakit de gelecektir. Şimdiden tedbirini al ve sâlih amellerini, Allâh yolundaki gayretlerini ve âhiret hazırlıklarını ziyâdeleştir.” derdi.


    Demek ki insanın en mühim meselesi, dünyâdaki bir takım nefsânî menfaatlerden vazgeçerek Cenâb-ı Hakk’ı kalpte tanımak sûretiyle, âyet-i kerîmede medhedilen “Bilenler”den olabilmektir. Bu sâyede ibâdetler feyiz ve bereket kazanır, nefsânî arzular dizginlenerek ruhânî hayât inkişâf eder.


    Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-: “Yarın âhirette hesâba çekilmeden evvel kendinizi hesâba çekiniz.” buyuruyor. (Tirmizî, Kıyâmet, 25/2459) Demek ki dâimî bir muhâsebe hâlinde olmamız gerekiyor. Bugün ben Allâh için ne yaptım? Kitap ve Sünnet’in muhtevâsı içinde ne kadar yaşayabildim? Mes’ûliyetimin şuurunda mıyım? Allâh yolunda ne kadar fedâkarlık yapabildim? Müslümanların derdiyle ne kadar dertlendim? diye tefekkür ederek en mühim derdimiz olan âhiret endişemizi canlı tutacak bir muhâsebe iklîminde yaşamalıyız. Bu muhâsebe hâlini en güzel şekilde idrâk eden Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-, geceleri sırtında un çuvalı ile dolaşarak yalnızların, kimsesizlerin ve muhtaçların gönül iklimine girmeye çalışırdı.


    Dünyevî imtihanlar defâlarca tekrarlanabilir. Dâimâ bir sonraki imtihanda kazanma ümîdi ve şansı mevcuttur. Âhiret imtihanı ise bir defâya mahsustur. O da bu cihân dershanesinde verilmektedir. Vefât ettikten sonra ikinci bir imtihan hakkı yoktur. Cenâb-ı Hak bu hususta kullarını şöyle îkâz buyurur:


    “Onlar orada imdâd istemek için şöyle feryâd ederler: «Ey Yüce Rabbimiz! Ne olur, bizi buradan çıkar, tekrar dünyâya gönder de, daha önce yaptıklarımızı terk ederek sâlih ameller işleyelim!» Allâh Teâlâ onlara şöyle buyurur: “Biz, size, düşünüp ibret alacak, hakîkati görebilecek kimsenin düşünmesine yetecek kadar uzun bir ömür vermedik mi? Hem size peygamber de gelip uyardı. Öyleyse tadın azabı! Zâlimlerin hiç bir yardımcısı yoktur!” (Fâtır, 37)


    Yâ Rabbi! Son nefesimizi Cemâl-i İlâhî’ne kavuşma aşk ve iştiyâkıyla verebilmeye medâr olacak feyizli bir ömür yaşamayı cümlemize nasîb eyle! Âmîn!..
    Osman nuri TOPBAŞ

    Kalbi Fani Şeylere Anmış Bir Zavallıyım

    Aklımdan çıkmasın diye, kalbime tembihledim;- Fânisin ! Acizsin ! Emanetsin !


    Bugün hazirim olmeye diyebilecek miyiz acaba?

+ Cevap Ver

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
^

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349