+ Cevap Ver + Yeni Konu aç
1 sonuçtan 1 ile 1 arası

Hayatın En Mühim İşi

 Islamseli.Net Katagorisinde ve  Serbest Bölüm Forumunda Bulunan  Hayatın En Mühim İşi Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Hayatın En Mühim İşi Hayatın En Mühim İşi Onun için, aziz ve sevgili dinleyiciler, "Hayatımızın en mühim işi nedir?" diye kendi kendimize sorduğumuz zaman, hemen ne cevap vereceğiz?.. "En mühim iş mü'min olmak, en mühim iş Allah'ın müslüman kulu olmaktır. Ticaret, ziraat, iş, güç, tahsil, hayatın diğer faaliyetleri; bunların hepsi ...

  1. #1
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2010
    Mesajlar
    3.109
    Tecrübe Puanı
    13

    Standart Hayatın En Mühim İşi

    Hayatın En Mühim İşi

    Onun için, aziz ve sevgili dinleyiciler, "Hayatımızın en mühim işi nedir?" diye kendi kendimize sorduğumuz zaman, hemen ne cevap vereceğiz?.. "En mühim iş mü'min olmak, en mühim iş Allah'ın müslüman kulu olmaktır. Ticaret, ziraat, iş, güç, tahsil, hayatın diğer faaliyetleri; bunların hepsi sonra gelir. Önce mü'min olacak, insan bu beraati eline alacak."
    Mü'min olup, mü'minlik beraatini eline aldığı zaman, kalbine imanı yerleştirdiği zaman; her işi hayır oluyor, her faaliyeti kâr oluyor, her şeyden sevap kazanıyor, derecesi yükseliyor. Onun için siz de kendi kendinize sorun. Yâni geleneksel olarak müslümansınız ama, geleneksel müslümanlığı şuurlu müslümanlık haline yükseltmek lâzım!
    "--Ben müslümanım elhamdü lillâh; anam, babam beni müslüman yetiştirdi. Türkiye'de doğdum. Annem, babam müslümandı, dedem hacıydı, ben de müslümanım."
    İyi ama, sen eğer Almanya'da veya Brezilya'da doğsaydın, bir de müslüman olmakla mükellef idin. Aklını kullancaktın, iyi müslüman olacaktın. Senin ananın, babanın müslümanlığından ayrı, senin kendi sorumluluğun var, sen kendin müslüman olmalısın!
    "--Bu nasıl olacak?.."
    Şuurlanmakla olacak. O halde İslâm'ın yeniden, şuurlu bir şekilde, aşk ile, şevk ile öğrenmek lâzım! Yeniden incelemeye almak lâzım! "Ben müslümanlığımı kuvvetlendireyim!" diye, insanın kendi islâmını canlı müslümanlık, şuurlu müslümanlık haline getirmeye çalışması lâzım!..

    Bu kırk yaşında da olur, altmış yaşında da olur, yetmiş yaşında da olur, emekli olduğu zaman da olur, her zaman olur. Hemen olmalı! Yâni bu sözü duyan insan hemen islâmlığını, müslümanlığını canlı müslümanlık haline getirmeğe çalışmalı!.. Ölü müslümanlık, salon müslümanlığı, gelenekten müslümanlık, şuursuz müslümanlık, yaptığı ibadetlerin hikmetini bilmeden yapmak, zevkine varmadan yapmak gibi durumlardan kurtulmak lâzım! Dinin aslını, esasını, özünü öğrenmek lâzım! Aslı, esası, özü, Allah'ın varlığına, birliğine inanmaktır.
    Büyüklerimiz çok güzel anlatmışlar, çok güzel özetlemişler. O kıymetli özeti ciltlerle kitapdan, tonlarla bilgilerden çıkartmışlar. Hemen güzelce anlayıp, onu kavramak lâzım!..

    Önce insan Allah'a inanacak. "Lâ ilâhe illàllah, muhammedün rasûlullah." diyecek, Peygamber Efendimiz'in Allah'ın Rasûlü olduğunu kabul edecek. Böylece ne olmuş oluyor?.. Kur'an-ı Kerim'e bağlanmış oluyor. Çünkü Allah Peygamberine Kur'an'ı indirdi.
    Kur'an'ı Kerim'i okumaya başlayacak, Kur'an-ı Kerim'le ilgili bilgisini genişletmeye başlayacak. Bu Allah'ın kelâmıymış, vahyi imiş, Peygamber Efendimiz'e vahyetmiş. Nasıl vahyetmiş, ne zaman vahyetmiş? Hangi olaylar üzerine, âyet niçin inmiş? Bunu anlayacak. Sebeb-i nüzülü ile, âyetin hikmeti ile ahkâmını anlamaya çalışacak. "Allah'ın emri" diyecek. "Ben Rabbimin emrini öğreneceğim, şuurlu müslüman olacağım, her yaptığım işi aslına dayalı olarak, şuurlu olarak yapacağım!" diyecek, Kur'an-ı Kerim'i öğrenecek.
    Sonra meleklerine inanacak. Zâten Peygamber Efendimiz'e Kur'an-ı Kerim'i Cebrâil AS getirdi. Çeşitli şekillerde vahiyler geldi. Kur'an'a ve Peygamber Efendimiz'e inandıktan sonra, onu okumağa başladıktan sonra, peygamberlere ve meleklere inandıktan sonra en mühim nokta, ahiret gününe inanmaktır. Bu niye en mühim?.. Çünkü bu olmuş bir şey değil, ilerde olacak bir şey... İşte bu tam îmanı gerektiren bir şey...
    Bakara Sûresi'nin başında Elif-lâm-mîm diye okuduğumuz bölümde:

    (Ellezîne yü'minûne bil-gaybi) [O kimseler ki gayba inanırlar.] buyruluyor. Gayba inanıyoruz, yâni istikbalde olacak şeye de inanıyoruz. Neden? Eskiden olmuş şeylerin gerçekliğini sapasağlam bildikten sonra, o muhbir-i sâdık Rasûl-i Ekrem'in söyledikleri haktır, bu Kitab-ı Kerim Kur'an-ı Azîm'in söyledikleri haktır, Allah'ın vaadi haktır. Ahiret de muhakkak olacak diye ona da inanacağız.

    Aziz ve sevgili kardeşlerim! Bazıları bütün bu söylediğimiz şeylerle yan çiziyorlar, yamuk söz söylüyorlar. İmanları tamam olmuyor, imanları zedeleniyor. Meselâ yahudilikten gelme bir söz var:
    "--Cennet de, cehennem de bu dünyada..."
    Aman dikkat et! Cehennem var, cennet var! (El-cennetü hakkun ven-nâru hakkun) Ahirette mü'minler ebediyyen cennette kalacak, kâfirler de ebediyyen cehennemde yanacak. Bu dünyada deyince iş karışıyor. İnanç yanlış oluyor. Öldükten sonra toprak olacak sanıyor, ahireti inkâr ediyor kâfirler... Biz onlara benzemeye çalışmayalım! Gayba inanacağız, mecburuz. İlerde olacak bir şey, bunun şimdiden incelenmesi mümkün değil ama, kuvvetle inanıyoruz.
    (Vel-yevmil-âhiri) Ahiret gününe de inanacağız. Ahiret inancı İslâm'ın en önemli inancıdır. İnsanı insan yapan, duygularına hakim kılan, ahlâklı yapan, ibadet ettiren, ahirete hazırlatan, cehennemden korunmaya çalıştıran ahiret inancıdır. O ahiret inancı herhangi bir şekilde silinir, yok edilir, tahrib edilirse; "Yok canım! Ahiret de bu dünyadaymış, cennet de, cehennem de bu dünyadaymış..." denilirse; bu kâfirlik olur. Ahireti inkâr etmek, cenneti, cehennemi inkâr etmek küfür olur. İman tamam olmaz.

    (Ve bil-kaderi) Bir de kadere inanacağız. (Hayrihî ve şerrihî minallàhi teàlâ) Hayır ve şer, hepsi Allah'dan geliyor.
    Onun için hastalığı da "Eyvallah" diyeceğiz, karşılayacağız, sabredeceğiz. Nimeti de hoş karşılayacağız, şükredeceğiz. Her şeyin Allah'ın imtihanı olduğunu bileceğiz. Bileceğiz ki, zenginlik olduğu zaman görevler var, o imtihan... Hattâ belki, fakirlikten daha zor bir imtihan... Çünkü ben şimdi düşünüyorum, aziz ve sevgili kardeşlerim; Suudî Arabistan zengin bir petrol ülkesi, biz oradayız şu anda... Buraya umre yapmağa geldik. Ama Suudî Arabistan'ın çevresine bakalım, aşağısında Yemen var, daha aşağısında Somali var, biraz ötesinde Afrika var, Afrika'nın fakir ülkeleri var... Tabii bu fakir ülkelerdeki çeşitli sıkıntılar, çeşitli açlıklar, kıtlıklar, hepsi zengin müslümanlara vebal yüklüyor.
    Zengin müslüman, kazancının fazlasıyla müslüman kardeşlerinin imdadına yetişecek. Açları doyuracak, çıplakları giydirecek, kalkınmamış ülkeleri kalkındıracak, yatırım yapacak, çalışma yapacak; okul açacak, insan yetiştirecek... Bunların hepsi zenginlere düşüyor, elinde imkân olanlara düşüyor. Zenginlere, varlık sahibi olanlara sorumluluk düşüyor.
    Halbuki, insanlar maalesef ne yapıyorlar? Parayı buldular mı paranın hepsini kendisine ayırıyorlar. Yâni, "Burda biraz da müslüman kardeşimin hakkı var!" demiyorlar.

    (Vellezîne fî emvâlihim hakkun ma'lûm, lis-sâili vel-mahrûm) [Mallarında isteyene ve istemediği için mahrum kalmışa belli bir hak tanıyanlar öyle değil; onlar cennetlerde ağırlanırlar.] Kendi malında fakirin hissesi olduğunu, zekâtını vermesi, hayrını, hasenâtını yapması gerektiğini düşünmeyince, tabii hatalı olmuş oluyor. Allah-u Teàlâ Hazretleri bizi böyle hatalı hareket etmekten korusun...

    Bu nasıl olacak?.. Allah'a inandıktan, Rasûllullah'a bağlandıktan sonra, Kur'an-ı Kerim'i öğreneceğiz. Öğrendiğimizi uygulayacağız. Rasûlullah Efendimiz'in hadis-i şeriflerini okuyacağız. Okuduklarımızı uygulayacağız.
    Ben diyar diyar gezen bir kardeşinizim. Evliya Çelebi gibi dolaşıyorum. Her yerde çok sevdiğim insanlarla karşılaşıyorum. Yâni, tanıştığım zaman sevdiğim, karşılıklı muhabbet ettiğimiz, dost olduğumuz insanlarla karşılaşıyorum. Somali'den dostlarım var, Sudan'dan dostlarım var, Cezayir'den dostlarım var, Malezya'dan dostlarım var... Bu dostluk nereden geliyor?.. Nasıl zevklerimiz, şahsiyetlerimiz, huylarımız uyuşuyor, barışıyor da, nasıl birbirimizle ahbab arkadaş oluyoruz?.. Hadis-i şeriflerden dolayı, İslâm'ı bildiğimizden dolayı...
    İnsan İslâm'ı bilince, hadis-i şerifleri uygulayınca tek, aynı îman medeniyetinin ferdi olduğu için her yerde kendisi gibi olanları görüyor, seviyor. Hemcinsi olduğundan, kendisi gibi olduğundan, zevkleri hareketleri birbirine benzediğinden seviyor insan...

    O bakımdan, imanın çok büyük nimet olduğunu hiç unutmayalım!.. Bu mübarek üçayların birincisi tevbe ayıydı, tevbe edecektik, oruç tutacaktık, nefsimizi tepeleyecek, islâh edecektik, şırmartmayacaktık. Şımarmış olan nefsi yola getirecektik, hizaya sokacaktık. Hani komutanın tâlimsiz askeri hizaya getirdiği gibi, "Hazır ol, selam dur!" dediği gibi, selâm durduracaktık karşımızda, nefsimize azgınlık taşkınlık yaptırmayacaktık.
    Receb ayı tevbe ayıydı. Şa'ban ayı tevbenin devam ettirilmesi ayı... Ondan sonra Şa'banın onbeşinde beratlar verilecek. İnsan said mi, şakî mi, iyi mi, kötü mü, cennetlik mi, cehennemlik mi?.. Önündeki yılda başına neler gelecek, neler olacak?.. Onların kaydı yapılacak. Ona hazırlanmak lâzım!..
    Sonra Ramazan geliyor, onbir ayın sultanı; ona da hazırlık yapmak lâzım!.. Günden güne iyileşip, günden güne kâmil insan olup, Ramazana pırıl pırıl nuraniyetle girmek lâzım! Yâni eski kafayı bırakmak lâzım!..

    Şimdi ben burada, Harem-i Şerif'de oturuyorum. Müezzin mahfelinin altı bizim Türkler'in çok geldiği, oturduğu bir yer; orda oturuyorum. Şöyle dikkat ediyorum; çeşitli kardeşler burdalar, Ankara'dan, Yozgat'tan, Adana'dan, şarkdan, garbdan Türkler gelmişler, iyi, temiz... Hacı kardeşler, umreci kardeşler iyi insanlar. Dikkat ediyorum, sohbet ediyorlar, gülüşüyorlar, şakalaşıyorlar...
    Lâtifeci, yâni mizahı seven, şakacı bir milletiz. Şaka yapıyorlar ama, bazıları da makama uygun olmuyor. Burasa Beytullah'ın karşısı, Mescid-i Haram... Burada insanın yaptığı güzel şeylerin mükâfatı yüzbin misli fazla olduğu gibi, işlediği günahların da cezası yüzbin misli fazladır. Yâni, edebe çok riayet etmek lâzım! Sultanın huzuruna giren, saraya giren insan gibi dikkatli olmak lâzım! Alışkanlıkları bırakmak lâzım! Ama insanlar alışkanlıklarını kolay kolay bırakamıyorlar.

    Aziz ve sevgili dinleyiciler! Siz de kendi kendinizi yoklayın: Geleneksel müslüman mısınız, yoksa şuurlu müslüman mısınız?.. Bilgili müslüman mısınız, yoksa câhil müslüman mısınız?.. İslâm ile ilgili bilgileriniz kulaktan dolma mı, yoksa hadis-i şeriften, Kur'an-ı Kerim'den alma mı?.. Sağlam kaynaklardan mı öğrendiniz, yoksa hurafelerle mi vakit geçiriyorsunuz?
    "--Baykuş öterse şöyle olur, tavşan geçerse böyle olur, kedi mırıldarsa böyle olur..."
    Bu gibi şeylerin dinle ilgisi, aslı, esası yok! Bu esassız şeyleri esaslı şeylerden ayırmanın yolu ilim... İlim öğrenmek lâzım, okumak lâzım. Bu da bir karar değişikliğiyle oluyor. İçinizde bir karar değişikliği olacak:
    "--Ben bundan sonra Allah'ın sevgili kulu olacağım. Sevgili kulu olmak için Kur'an'ı öğreneceğim. Peygamber SAS Efendimiz'in hadis-i şeriflerini öğreneceğim. Hangisini öğreneyim, hangi hadis kitabını okuyayım?.."

    Ben her zaman söylüyorum, kimse tereddüt etmesin, resmî veya gayr-i resmî hiç bir itiraz olmasın diye açıkça söylüyorum: Buyurun, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın neşretmiş olduğu hadis kitapların okuyun! Bak, Diyanet İşleri Başkanlığı ne kadar güzel neşretmiş; Riyâzüs-Sàlihìn'i okuyun, bitirin, tekrar okuyun, tekrar okuyun!.. Çünkü bunları ezberleyeceksiniz. Roman değil bu, hikaye değil. Bir defa okuyup kenara atılacak kitap değil, hadis kitabı! Her kelimesi üzerinde durmanız lâzım!..
    Kur'an-ı Kerim'in mealini, tefsirleri öğrenin. Rahmetli Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır Efendi'nin yazdığı Elmalılı Tefsiri var... Ömer Nasuhi Hocaefendi'nin tefsiri var... Gençlerin yazdıkları güzel tefsirler var, tercüme tefsirler var...
    Bunları okuyacaksınız. En küçüğünden başlarsınız. Ama tereddütünüz varsa, çünkü akıllar karıştırılıyor, her şey itiraz konusu oluyor; en sağlam kaynak olarak Diyanet neşriyatını okuyun! Diyanetin çıkartmış olduğu hadis kitaplarını, tefsir kitaplarını okuyun bakalım!.. Göreceksiniz ki, geleneksel müslümanlıktan, sizin veya halkın zihnindeki müslümanlıktan daha başka olabiliyor hakîkî müslümanlık... Peygamber SAS Efendimiz başka şeyler tavsiye etmiş olabiliyor. Bunları iyice öğrenmek lâzım! Öğrendiğini de uygulamak lâzım!..

    İş Allah'ın sevgili kulu olabilmek, Allah'ın rızasını kazanabilmek!.. Yoksa bu dünyadaki başarı çok önemli değil. Bu dünyada zengin olmuş nice insan var ki, cehenneme kütük olacak, cehennemde cayır cayır yanacak. Firavunlar var; ne kadar malları, mülkleri, saltanatları vardı. Nemrutlar var, Kàrunlar var; ne kadar malı vardı Kàrun'un, dillere destan... Ama cehennemde cayır cayır yanacak. Dünyada da pek fayda etmedi malları...
    Onun için, en mühim şeyin Allah'ın rızasını kazanmak olduğunu bileceksiniz ve dâimâ Allah'ın rızası için hareket edeceksiniz. Birisi bir şey söyledi. Hesabı yaparken nasıl yapacaksınız:
    "--Ben bunun cevabını verirken ne söylersem Allah'ın rızasını kazanabilirim?" diye düşünüp, dosdoğru söyleyip, öyle yapacaksınız. Yoksa;
    "--Şöyle söylersem şöyle olur, böyle söylersem böyle olur, Ali darılır, Veli darılır, filânca kızar, oy kayberim vs. vs..."
    Mevki, makam hesabı, para, pul hesabı, kâr, zarar hesabı öyle yapılmaz. Müslümanın hesabı birdir: Allah'ın rızasını kazanmak!.. Ahirette kendisini sorumluluk altına düşürmeyecek şekilde hareket etmek...


+ Cevap Ver

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
^

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349