+ Cevap Ver
2 sonuçtan 1 ile 2 arası

Acaba Ramazan bizi nasıl buluyor?

 Islamseli.Net Katagorisinde ve  Serbest Bölüm Forumunda Bulunan  Acaba Ramazan bizi nasıl buluyor? Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Acaba Ramazan bizi nasıl buluyor? Ramazan’dan gereği gibi faydalanıyor muyuz? Ramazan da olmasa… Zaman bir çember gibi dönüyor ve bizi belli bir ritimle manevi mevsimlerde gezdiriyor. Hayatın hiç tekrarlanmayan yenilikleri bizi meşgul ederken, her yıl tekrar eden manevi takvim, bizi yaratılış gayemizi hatırlamaya çağırıyor. Evet, Rabbimizin zamana koyduğu bu tekrar ...

  1. #1
    Aktif Üye
    Üyelik tarihi
    Feb 2012
    Mesajlar
    284
    Tecrübe Puanı
    8

    Standart Acaba Ramazan bizi nasıl buluyor?

    Acaba Ramazan bizi nasıl buluyor?
    Ramazan’dan gereği gibi faydalanıyor muyuz?
    Ramazan da olmasa…
    Zaman bir çember gibi dönüyor ve bizi belli bir ritimle manevi mevsimlerde gezdiriyor. Hayatın hiç tekrarlanmayan yenilikleri bizi meşgul ederken, her yıl tekrar eden manevi takvim, bizi yaratılış gayemizi hatırlamaya çağırıyor.
    Evet, Rabbimizin zamana koyduğu bu tekrar kanunu sayesinde üç aylar, Ramazan ayı, kurban bayramı ve hac mevsimi birbirini izliyor.
    Biz kendi kendimize düşünüp, “hiç değilse yılda bir ayımızı manevi gelişimimize ayıralım. Ahiret hazırlığımızı bu bir ayda olsun hızlandıralım. Bir ay için olsun, nefislerimizi inceltip ruhumuzu besleyelim” demeyi akıl edemesek bile, Rabbimizin hediyesi olan fırsat ayı Ramazan, kendiliğinden gelip kapımızı çalıyor.
    Acaba Ramazan bizi nasıl buluyor?
    Ramazan, her yıl hiç aksatmadan geliyor gelmesine de acaba bizi nasıl buluyor?
    Peygamber Efendimizin hadis-i şeriflerinden, Rabbimizin bize gönderdiği hidayet vesilelerinin, mesela Kuran-ı Kerim’in bize şefaatçi olabileceğini öğreniyoruz. Peki, Mevla’mızın ihsan ettiği kurtuluş vesilesi, Ramazan ayı, bize şefaatçi mi olacak?
    Yoksa ihmalkârlığımızda ve gafletimizde hiçbir değişiklik olmadığına mı şahitlik edecek?
    Zaten ömrümüzün sayılı yılları hızla akıp geçiyor. Günlerin, haftaların nasıl geçip gittiğini fark edemiyoruz bile. Bir bakıyoruz ki küçücük çocuklar büyümüş, kocaman olmuş. Saçımızda aklar, yüzümüzde çizgiler çoğalmış. O zaman anlıyoruz, zamanın ne kadar çabuk geçtiğini…
    Eskilerin tabiriyle, nüfus kâğıdımız eskiyor ve ne zaman gelip çatacağını bilmediğimiz ecele, her geçen gün biraz daha yaklaşıyoruz. Artık amel defterimizin cahillikle, hatayla dolu sayfalarını temizlemek ve onları hayırlı amellerle süslemek için zamanımız gittikçe azalıyor. Öte yandan bizler, hala dünyada ebediyen kalacakmışız gibi yaşıyoruz.
    Geçici bir süre kalacağımız bir otel odasından ibaret olan dünya hayatımızı düşünüyoruz da ebediyen kalacağımız ahiret evimizi ihmal ediyoruz.
    Şu geçici evimizi temizlediğimiz kadar gönül evimizi temizliyor muyuz?
    Kılık kıyafetimizin düzenine ihtimam gösterdiğimiz kadar, itikadımızın düzgünlüğüne ehemmiyet veriyor muyuz?
    Emekliliğimiz, dünyalık istikbalimiz için endişe ettiğimiz kadar sonsuza kadar kalacağımız ebediyetimiz için de tasa çekiyor muyuz?
    Çoğumuz ahreti çok uzak görüyoruz. Ona hazırlık yapmak için çok zamanımız olduğunu vehmediyoruz. Bir de çoğu zaman, imkânımız olmadığını ileri sürerek kendimizi kandırıyoruz.
    Dünyalık bir isteğimiz için parayı, gücü, zamanı buluyoruz ama ahiret hazırlığı söz konusu olduğu zaman, hep bunların azlığından şikâyet ediyoruz.
    İşte, bütün bu bahanelerimiz için Mevlamız bize büyük bir imkân sunuyor. Ramazan ayında bize az amelle çok mükâfat kazanabilme fırsatı sunuyor.
    Madem ömrümüz, zamanımız kısıtlı, öyleyse alın size “bin aydan hayırlı bir gece”yi bağrında saklayan bir ay!
    Madem bütün ömrünüzü Allah’a ibadete sarf edecek imkânınız yok, hiç değilse bu ayda yoğunlaştırılmış bir ibadet programı uygula!...
    Eğer imkânlarım kısıtlı, bol bol hayır hasenat yapamıyorum, diyorsan, hiç değilse bu ayda, nefsinin sesinin kısıldığı, takatinin kesildiği, muhalefet etme cesaretinin kırıldığı zamanda hayır yap!
    Ramazan eğlence zamanı olabilir mi?
    Bu kadar büyük bir imkân kapımızı çalıyor ama biz ne yapıyoruz? Ramazan’ın gelişindeki mananın farkında mıyız? Yoksa onu tekrar edip giden bir gelenek gibi mi görüyoruz?
    Medyaya baktığımızda Ramazan’ın, asıl mahiyetinin tam zıddı bir imajla sunulduğunu görüyoruz.
    Mesela, reklamlara baktığımızda görüyoruz ki midelerin dinlenip gönüllerin doyduğu bir mevsim olması gereken Ramazan’ın hep “sofra” yönü vurgulanarak tüketim körüklenmeye çalışılıyor. Hatta Ramazan ayına hiç yakışmayacak, ağır, hazmı zor, pahalı ve sıhhat bakımından pek çoğumuza uygun olmayan yiyeceklerin, Ramazan sofrasıyla özdeşleştirildiğini görüyoruz. Yine, yabancı kültürlerin simgesi haline gelmiş içecekleri, iftar sofrası ile ilişkilendirme yolunu tutan reklam filmlerine rastlıyoruz.
    Ayrıca, Ramazan ayında hayatın sessizleşmesi, yavaşlaması gerekirken, her türlü şenliğin, şamatanın körüklendiğine şahit oluyoruz. Doğrusu Ramazan ile alış verişin, hele hele eğlencenin nasıl bir ilişkisi olabilir, anlamakta güçlük çekiyoruz.
    Belki Ramazan’ı sadece bir gelenek, millî kültürün parçası olan bir adet olarak görenlerin tavrı bu şekilde olabilir. Ancak Ramazan’ı iman ve ihlâs nazarıyla görenlerin, takvayı da en önemli ahiret azığı, ibadeti de asıl meşgale olarak görmesi beklenmez mi? Bu ay, dünya hayatının aldatıcı ve oyalayıcı şamatasından uzaklaşmak için en iyi fırsatken, bunu da heba etmemeliyiz.
    Ömrün bereketi sabır; sabır da oruçtadır
    Ramazan, eğer şuurunda olsak, çok mühim hediyelerle birlikte gelmektedir. Eğer onu güzelce karşılar, layık olduğu gibi ağırlarsak, bize azim ve sabır gibi iki büyük hediye bırakacaktır ki; bunlar her iki cihanda da başarının anahtarıdır.
    Bilindiği gibi azim, zorluklara rağmen iradeli olmak demektir. İstikrarlı bir şekilde çalışıp çabalamaya devam etmek, yılgınlığa düşmemek, ayak kaydırıcı durumlarda bile sebat etmek… Bu ise hiç kuşkusuz sabırla olur.
    Sabır, hoşlanmadığımız hisler duymamıza rağmen, kararlılık göstermek demektir. Mesela orucun hissettirdiği açlık, susuzluk, halsizlik ve baş ağrısı gibi hoşlanmadığımız hislere karşı orucu tamamlamak gibi…
    Peygamber Efendimiz, “Oruç sabrın yarısıdır.” (İbn Mâce, Sıyâm, 44) buyurmuştur. Gerçekten de oruç tutmayı başarmak, tam bir azim ve sabır idmanıdır.
    Bir delikanlı, yiyip içip, gezip tozmak varken, uzun ve sıcak bir günde oruca niyet ediyor ve gün boyunca nefsinin en temel arzusuna karşı koyabiliyorsa artık hayatta her türlü güçlükle mücadele edebilir. Bu genç bunu başarabiliyorsa istedikten sonra, hiçbir başarısızlığa mahkûm kalmaz.
    Hayatta başarılı olmuş, ardından büyük eserler bırakmış kişilere bakarsanız, bunların biricik özelliklerinin azim ve sabır olduğunu görürsünüz.
    Mesela Fatih Sultan Mehmet, çok uzun ömrü ve bol parası, çok askeri gücü olduğu için başarılı olmuş değildir. Elli seneden az bir ömürde, ardında koca bir devlet bırakmış olmasının sırrı, zorluklara karşı sabırlı olmasındadır. Onun Trabzon’un fethi sırasında çektiği büyük sıkıntılara rağmen, nasıl da azimli ve sebatkâr olduğu tarihe geçmiştir.
    Yine, elli küsur yıllık hayatında, sapkın fırkalarla mücadele etmiş, sayısız talebe yetiştirmiş ve ardında büyük eserler bırakmış İmam Gazali’nin de sırrı, azimli ve sabırlı olmasıdır. Yazdığı eserlerinde de nefis terbiyesi ve azimete geniş yer veren Gazali, medresesinde kendisine sunulan imkânları terk edip sade bir hayat yaşayarak, aynı zamanda tasavvuf âlimi olmayı tercih etmiştir.
    Acaba bu büyük insanlar, kısa bir ömre bu kadar büyük başarıları nasıl sığdırmışlardır?
    Beden ve ruh disiplini kazanalım
    Çoğumuz zamanın çabuk geçtiğini, ilim için, ibadet için vakit bulamadığımızı söyleyerek şikâyet ederiz. Oysa zaman sabit bir hızla değil, onu geçiren kişinin durumuna bağlı olarak, izafi bir hızla akar. Mesela, uykudaki kişi için gece ne kadar kısadır, hâlbuki ağrı içinde kıvranıp gözüne bir damla uyku girmeyen kişinin gecesi bitmek bilmez.
    Gaflet, eğlence ve hoşa giden meşguliyetler de bir nevi uyku haline benzer. Televizyon karşısındayken, yiyip içip, boş boş konuşup gülerken, zaman hızla akıp geçer. Ama aynı süreyi iki dizinin üstünde sohbet dinleyerek, ilim öğrenerek, okuyarak, zikrederek geçiren insan, hiç “zaman nasılda çabuk geçmiş” der mi? Hele bir de hissettiği o sıkıntıya aldırmaz da aynı şekilde sebat ederse onun yirmi dört saati, gafil bir kimsenin belki yüz yirmi dört saatinden daha verimli geçer.
    İşte, azimli ve sabırlı kişilerin ömrü bu yüzden bereketlidir. Güçlüklere sabretmek onların zamanını yavaşlatır, bereketlendirir. Nefislerine muhalefet etmek, onlara az zamanda çok işler başarma gücü verir.
    Büyük insanları üstün yapan, üstün gayretleridir. Onlar sıkıntıdan kaçmaz, zoru görünce caymaz, zahmetleri sabırla yudumlayarak, çetin işlerin üstesinden gelirler. Çünkü onlar, nefislerini terbiye etmiş, onu her zahmeti yüklenmeye alıştırmışlardır. Bu sayededir ki bizim için okuması bile büyük bir iş olan eserleri mum ışığında, el yazısı ile hem de bizler gibi kopya ederek değil, hafızalarından yazmışlardır.
    Hem onlar ilmi, irfanı gönüllerine nakşetmişlerdir. Bu yüzden de onların ruh gücü, bizimkiler gibi kendi hayatını bile aydınlatamayacak kadar cılız değil, asırlar ötesine ışık verecek kadar kuvvetli olmuştur.
    Bizim de bu disiplini kazanmamız için en iyi fırsat hiç kuşkusuz Ramazan ayını gafletle değil gayretle geçirmektir.
    Ramazan ayını olması gerektiği gibi, oruçla, ibadetle ve bu ibadetleri zedelemeyen uyanık bir gönülle geçirmek, bizi hayatımızın geri kalanında da azimli ve sabırlı yapacaktır.
    Her ne kadar büyük âlim olmayı hedeflemiyor olsak bile, azim ve sabra ihtiyacımız vardır. Ahir zamanın ayak kaydırıcı tuzaklarından kurtulup iman selametiyle bu dünyaya gözlerimizi yummak için bizim de nefsimizi eğitmemiz, ruhumuzu diriltmemiz lazımdır. İşte, bu yüzden Ramazan ayının gaflet ve gevşeklikten sıyrılıp dinçleşme zamanı olarak görmek gerekir.
    Allah (cc) cümlemize, Ramazan ayını güzelce değerlendirmeyi nasip etsin. Çoluk çocuğumuza güzelce örnek olmak ve onları iyi yetiştirmekte muvaffak kılsın. (Âmin)

    Gülistan dergisi


  2. #2
    Administrator £laf - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2010
    Yer
    Benim sessizliğim içimde
    Mesajlar
    5.612
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart Cevap: Acaba Ramazan bizi nasıl buluyor?

    Allah (cc) cümlemize, Ramazan ayını güzelce değerlendirmeyi nasip etsin. Çoluk çocuğumuza güzelce örnek olmak ve onları iyi yetiştirmekte muvaffak kılsın. (Âmin)

    ALLAH cc razı olsun ...

    Kalbi Fani Şeylere Anmış Bir Zavallıyım

    Aklımdan çıkmasın diye, kalbime tembihledim;- Fânisin ! Acizsin ! Emanetsin !


    Bugün hazirim olmeye diyebilecek miyiz acaba?

+ Cevap Ver

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
^

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349