+ Cevap Ver + Yeni Konu aç
1 sonuçtan 1 ile 1 arası

Sıla-i Rahim yapmak

 Islamseli.Net Katagorisinde ve  Serbest Bölüm Forumunda Bulunan  Sıla-i Rahim yapmak Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Sıla-i Rahim yapmak Sıla-i Rahim Peygamber Efendimiz'in bize işaret buyurduğu bu çalışmalardan, bu güzel bilgilerden sonra ikinci hadis-i şerife geçmek istiyorum. Taberânî'nin rivâyet ettiğine göre Peygamber SAS Efendimiz buyurmuş ki: (Mâ min zenbin ecderu en yuaccilallàhu teàlâ lisàhibihil-ukbete fid-dünya mea mâ yeddehiruhû lehû fil-âhireti min katîatir-rahimi vel-hıyâneti vel-kezibi ve inne ...

  1. #1
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2010
    Mesajlar
    3.109
    Tecrübe Puanı
    13

    Standart Sıla-i Rahim yapmak

    Sıla-i Rahim

    Peygamber Efendimiz'in bize işaret buyurduğu bu çalışmalardan, bu güzel bilgilerden sonra ikinci hadis-i şerife geçmek istiyorum. Taberânî'nin rivâyet ettiğine göre Peygamber SAS Efendimiz buyurmuş ki:
    (Mâ min zenbin ecderu en yuaccilallàhu teàlâ lisàhibihil-ukbete fid-dünya mea mâ yeddehiruhû lehû fil-âhireti min katîatir-rahimi vel-hıyâneti vel-kezibi ve inne a'celet-tàati sevâben lesılatir-rahimi hattâ inne ehlel-beyti leyeknûne feceraten fetenmû emvâlühüm ve yeksüru adedühüm izâ tevâsalû.)
    Bu hadis-i şerifin ana konusu sıla-ı rahim, yâni akrabalar ile bağlantıları tatlı, sevgili, muhabbetli tutmak konusundadır, ama içinde başka bilgiler de var... Sevgili Akra dinleyicileri, şimdi bu hadis-i şerifin kelime kelime açıklanmasına geçelim, Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
    (Mâ min zenbin ecderu en yuaccilallàhu teàlâ lisàhibihil-ukbete fid-dünya mea mâ yeddehiruhû lehû fil-âhireti min katîatir-rahimi) Ana cümle; "Mâ min zenbin ecderu en yuaccilallàhu teàlâ min katîatir-rahimi"dir, arada ilâve bilgiler var. Bu kelimeler şöyle demek oluyor: "Hiçbir günah yoktur ki Allah'ın cezâsını çarçabuk, hemen vermesin. Günahkârın katıatır-rahim, yâni sıla-ı rahimi kesmesinden cezâsını daha çabuk verdiği, vermeye müstehak olduğu günah yoktur. Birincisi, bu katıatır-rahim; (vel-hıyâneti) ikincisi hiyanet; (vel-kezib) üçüncüsü yalancılık..."

    Bu cümlelerden anlıyoruz ki, Allah-u Teàlâ Hazretleri kul günah işlediği zaman hemen cezâsını verebilir ama, tehirli veriyor, yâni biraz müddet tanıyor. Tehirli vermesi bilmediğinden, unuttuğundan, ihmal ettiğinden değildir. Belki kul tevbe eder diye rahmetindendir. Kul günah işledi, içki içti, zina etti, kumar oynadı, haram yedi: "Bak Allah bana cezâyı hàlâ vermedi." diye heveslenmesin! Cezâsı gelir de, belki tevbe eder diye veyahut bir başka hikmetli sebepten dolayı Allah-u Teàlâ Hazretleri birden başına yıldırımlar yağdırmamış olabiliyor ama, Allah bazı günahları da hızlı cezâlandırır.
    Bu hadis-i şeriften anlıyoruz ki, hızlı cezâlandırılmağa en uygun günah, en hızlı cezâlandırılan günahlar bunlarmış. Yâni, (katıatır-rahim) akrabalık alâkalarını kesmek, bu çok büyük günah; bir... (vel-hıyâneh) Hâinlik; iki... (vel-kezib) Yalancılık; üç... Bu üçünün cezâsı çok çabuk gelirmiş. Nasıl?.. (fid-dünya) Dünyada gelirmiş.
    Akrabalarla bağlantıyı kesen, hıyânet eden, hâinlik yapan, yalan söyleyen bir insanın cezâsı dünyada gelirmiş ama; (me'a mâ yeddehiruhû fil-âhireti) ahirette de ne cezâ verilecekse, o da silinmeden... O da verilecek. Allah dünyada da cezâ veriyor, ahirette de verecek. Ahiretteki veridiğine ilâveten, ondan bir şey eksilmeden, o cezâ, o belâ kalkmadan, dünyada da en hızlı şekilde bu günahları işleyenlerin cezâlarını verirmiş.

    Bunlar neymiş:
    1. (Katıatir-rahim) "Akrabalık bağlarını kesmek." İnsanın akrabası vardır, teyzesi vardır, dayısı vardır, amcası vardır, kardeşi vardır, babası vardır, oğlu vardır, torunu vardır... İnsanlar birbirleriyle evlilik veya kan bağıyla bağlıdırlar. Bunlara eğer kan bağıyla bağlılarsa karabet deniliyor, evlilik yoluyla bir bağlantı kuruluyorsa sıhriyyet deniliyor. Yâni bir gelin alıyorsunuz, tà başka bir şehirden, hiç kan bağı yok; ama o gelini aldığınız zaman, o tarafla bir alâka kuruluyor. Buna sıhriyyet deniliyor, düğünle olan, evlilikle olan bir bağlantı...
    Ama bir de karâbet var, insanın dayısı, amcası; dayısı annesinin kardeşidir, amcası babasının kardeşidir, onun çocuğu filân... Bu bir kan bağıdır, yâni evlilik olmasa bile insanın doğumdan, mensub olduğu ailenin bir parçası olması dolayısıyla, mevcut olan bir bağlılıktır.

    İslâm bu bağlıklıklara riâyet etmeyi, böyle bağlarla bağlı olduğumuz akrabalarımıza güzel ilişkilerle ilişkilerimizi sürdürmemizi emrediyor. Gideceğiz, ziyaret edeceğiz, halini hatırını soracağız. İhtiyâcı varsa yardımcı olmağa çalışacağız, muhtaçsa para vereceğiz.
    Hattâ insanın zekâtlarını mümkünse ilk önce yakınlarına, yakın akrabalarından fakirlere vermesi lâzım ki, önce onlar kurtarmış olsun, çünkü en çok onları o bilir, o yardım edebilir. Başkası kendi yakınına, bu da kendi yakınına yardım yapacak. Yâni maddî yardım, manevî yardım, gönül yardımı, destek olmak, hizmet etmek tarzında yardım yapacak.
    Bir insan bunu keserse; teyzesiyle konuşmuyor, bir taraf konuşmak istiyor da öteki taraf burnunu havaya kadırıyor, kabul etmiyor, red ediyor. Kabul etmeyen cezâyı yer, o alâkayı kesmiş olur. Birisi tekrar tekrar gidiyor, "Barışalım!" diyor. Allah rızâsı için, sevabını bildiği için veya alâkayı kesmenin günahından korktuğu için kesmemek istiyor, ama öbür taraf kabul etmiyor, elinin tersiyle itiyor. O zaman iten günaha girer.
    Demek ki, bağları koparmak fenâ, Allah bunun cezâsını çok acele verir, dünyada verir; ahirette vereceğini kaldırmamak şartıyla... Hem dünyada hızlı bir şekilde verir, hem de ahirette verir. Bu bir... Demek ki, akrabalarla bağlılığı iyi sürdürmeye gayret edeceğiz...

    2. (Vel-hıyâneh) "Hâinlik." Hıyânet nedir? Eminliğin, emniyetli oluşun zıttıdır. Bir insan bir kimseye güvenir de bir şeyi emânet olarak verirse, o da onu iyi korursa, bu insan emin kimsedir. Bir kimse bir kimseye güvenirse, bir şey emânet ederse; canını, malını, sözünü, namusunu, sırrını, neyse bir şeyi emânet ederse, o da emâneti korumaz, yayar, dağıtır veyahut vermez, yok eder veya üstüne oturur, iç ederse; o zaman buna hâin denir, emânete hıyânet etti denilir.
    Bir de bazıları yanlışlıkla ihanet kelimesini kullanıyor, ihanet yanlıştır. İhanet heyyin görmek, hafife almak demektir.
    (Ve tahsebûnehû heyyinen ve hüve indellàhi azîm) "Şu günahı hafif görüyorsunuz ama Allah indinde bu büyük bir günahtır." diye Kur'an-ı Kerim'de geçiyor.
    İhânet; basit görmek, önemsememektir. Millet ihânet diyor. Meselâ diyor ki:
    "--Koca, karısına ihanet etti."
    "Hıyanet etti." demesi lâzım! İhanet etmek; hor görmek, hakir görmek önemsememek demek. Halbuki, karısını aldatmış, yâni evliliğine sadık olmamış, hıyânet etmiş demesi lâzım. Bu dil bilgisi kuralını da hatırlatalım!

    Allah hıyâneti sevmez; emâneti, yâni emin oluşu, eminliği, güvenilirliği sever. Güvenilir olmamayı sevmez veya güvenildiği zaman güveni boşa çıkartmayı sevmez. Adam güvenmiş, para vermiş:
    "--Al sana şu kadar para veriyorum, askerden dönünce alacağım." demiş.
    Askerden dönünce:
    "--Ver benim paramı!" diyor.
    "--Yok ben senden para almadım."
    Emânet gitti, üstüne oturdu, yâni inkâr ediyor, red ediyor, hıyânet ediyor. Meselâ askerlikte de hıyanet diyoruz; askerî sırları götürüyor düşman düşmana veriyor. Halbuki vermemesi lâzım, hıyânet... Hıyânetin de cezâsı çok büyük. Yâni bir insan emin olmaz da hâin olursa, güvenilirliği yitirirse, güvenilirliğe aykırı iş yaparsa; onun da cezâsı Allah tarafından hem dünyada çok hızlı bir şeklide gelir, başında patlar. Ahirette de yine ne cezâsı gelecekse, o da durur, ahirette başına gelir. Hıyanet de çok kötüdür.
    O halde müslümanlar ne yapmalı?.. Akrabalarıyla bağlarını devam ettirmeli, bağları koparmamalı, hâinlik de yapmamalı, güvenilir, emin olmalı...

    3. (vel-kezib) "Yalan." Allah yalanı da sevmez. Mü'min yalancı da değildir, dosdoğrudur, sapasağlamdır, doğru sözlü, doğru özlüdür. Dilinden söylediği söz doğrudur, yalan şahitlik yapmaz, yalandan, kandırarak şaka bile yapmaz. "Bir Nisan şakası" diyorlar, yalanı karşında söylüyor, söylüyor, ondan sonra da gülüyor, "Nisan bir!" diyor. İslâm'da yalanla şaka olmaz. Yalan söyleyerek şaka İslâm'a uygun olmaz. Yalanın şakası bile doğru değildir. Dosdoğru olması lâzım, doğru söz söylemesi lâzım, yalan söylememesi lâzım...
    Bu hadis-i şeriften üç kötü huyu öğreniyoruz: Akrabalarla bağları koparmak kötü, güvenilir insan olmamak, hâin olmak kötü, yalancı olmak kötü... O halde bunlardan şu çıkıyor: Müslüman akrabalarla bağları sürdüren bir insandır, emin bir insandır, hâin değildir, güvenilir insandır, doğru sözlü bir insandır.

    Peygamber Efendimiz yine bu konuda devam buyuruyor:
    (Ve inne a'cele tàati sevâben lesılatür-rahim) "Allah'ın sevabını en hızlı verdiği, mükâfatını en çabuk verdiği ibadet, sevaplı iş, ibadet ve taatlerin Allah tarafından sevabı en hızlı verileni; 'Al kulum, mâdem öyle yaptın...' diye çarçabuk hemen mükâfatını verdiği, en sevaplı olan da sıla-i rahimdir." Akrabalar ile bağları sürdürmek, ziyaretleri yapmak, yardımları yapmak, hizmetleri yapmak, para pul vermek gerkiyorsa vermek, her yönden destekçi olmak sıla-ı rahimdir. Bu da sevabı en hızlı kazanılan, mükâfatına en çabuk nâil olunan güzel şeydir.
    Demek ki, biz sıla-i rahim yapan müslümanlar olacağız, akrabalarımızı gözeteceğiz, maddeten ve mâlen ve ziyâreten; ziyâret olarak da ziyaret edeceğiz, yardım olarak da yardım edeceğiz, malî yönden de destek olacağız. Efendimiz misal veriyor:
    (Hattâ inne ehlel-beyti leyeknûne feceraten) "Bazen dünyada görülebilir; bir evin ahâlisi fâcir kimseler olurlar, yâni günahkâr, ibadetleri kusurlu, müslümanlıkları sakat olur, fâcir kimseler olurlar. (fetenmû emvâlühüm) Fakat bakarsın malları artar, koyunları kuzuları doğurur, mahsülleri bol olur, malları artar; (ve yeksürü adedühüm) evlâd ü iyalleri, kavm ü kabileleri genişler, kuvvetlenir..."
    Araplarda mal çokluğu ve kabilenin kalabalıklığı önemliydi, Efendimiz o iki yönü söylüyor. Mal dediği; deve, koyun, kuzu vs.dir. Bunlar doğum yoluyla çoğaldığı zaman sevinirlerdi. Bir de kabilesi büyükse: "Ohoo, bizim kabilemiz beş bin kişi, on bin kişi..." filân diye iftihar ederdi. Bu kabile kalabalık diye, o kabileden bir kimseye öteki kabileden kimse dokunamazdı.

    Yâni, bir aile fâcir olduğu halde malları artar, sayıları çoğalır. Halbuki fâcir, bu işler olmaması lazımdı. Neden oldu?.. (İzâ tevâsalû) "Sıla-ı rahim yapınca, birbirleriyle sımsıkı bağlarla bağlı olunca, Allah onlara da mal bolluğu, adet çokluğu veriyor." Demek ki onlara bile fayda veriyor. Yâni ibadet eden insanlar olamadıkları halde, kusurlu müslüman oldukları halde sıla-ı rahim yaptıkları için, sıla-ı rahimin mükâfatını onlar bile görebiliyorlar.
    Tabii sıla-ı rahimini, akrabalara bağlarını güzel sürdürmeyi müslüman yaparsa o daha büyük mükâfat alacak demektir. Yâni "Allah fasıka, facire, günahkâra bile sıla-ı rahim yapınca mükâfatını verdiğine göre. müslümana haydi haydi daha çok verecek." diye Peygamber SAS Efendimiz Hazretleri onun için söylemiş oluyor.
    İkinci hadis-i şerif bu, demek ki sıla-ı rahim yapacağız, hâin olmayacağız, güvenilir olacağız, yalan söylemeyeceğiz, bileceğiz ki sıla-ı rahim yaptığı zaman insanın ömrü uzar, malı çoğalır, her işi iyi duruma gelir, mükâfata nâil olur.


+ Cevap Ver

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
^

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349