+ Cevap Ver + Yeni Konu aç
1 sonuçtan 1 ile 1 arası

Yaşanmış Gerçek Bir Olay

 Islamseli.Net Katagorisinde ve  Serbest Bölüm Forumunda Bulunan  Yaşanmış Gerçek Bir Olay Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Yaşanmış Gerçek Bir Olay Yaşanmış Gerçek Bir Olay "Bir gün okullarından gelen haber, Fransa’ya geziden bahsetmektedir. Bir gezi yapılacaktır Fransa’ya. Ve orada bir aile yanında misafir olacaktır tüm gezi ekibi de. Kardeş okuldan bekleyenler olur dört gözle. Zira yeni arkadaşlar, yeni kardeşler geleceklerdir ziyarete. Birkaç günlüğüne de olsa, farklılık işte. ...

  1. #1
    Administrator Karani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Yer
    Erzincan, Turkey
    Mesajlar
    12.917
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart Yaşanmış Gerçek Bir Olay

    Yaşanmış Gerçek Bir Olay

    "Bir gün okullarından gelen haber, Fransa’ya geziden bahsetmektedir. Bir gezi yapılacaktır Fransa’ya. Ve orada bir aile yanında misafir olacaktır tüm gezi ekibi de. Kardeş okuldan bekleyenler olur dört gözle. Zira yeni arkadaşlar, yeni kardeşler geleceklerdir ziyarete. Birkaç günlüğüne de olsa, farklılık işte.
    Gezi başlar ve Fransa’ya gelir tüm ekip. Ve denildiği gibi kardeş okuldan bekleyenler vardır kendilerini. Belki kura belki de Hakk’ın takdiri, herkes birer kişi alarak gider evlerine gezi ekibi üyelerinden. Elizabet’e de bir Türk ailesi düşer Paris’in göbeğinden. (X)’dir (isim bizde saklıdır) Elizabet’e ev sahibi. Birkaç günü bu Anadolu ailesinin yanında geçirecektir artık Elizabet. Avrupa’nın göbeğinde bir Anadolu havası soluklayacaktır. Bilmediği bir kültürü tanıyacak, alışık olmadığı bir aile yaşantısına tanıklık yapacaktır. O dönemler itibariyle tam Avrupa kültüründe neşet etmiş bir genç kızdır (X). Modern hayatın tüm imkanlarını alabildiğince kullanmakta. Genç bir yaşta olmasına rağmen okuluna bile Yamaha motoruyla gitmekten hoşlanmakta. Ama her ne kadar Avrupalı gibi bir hayat yaşasalar da Elizabet için onlarda, kendisinde olmayan bir şeyler vardır. Onu bu tipik Türk ailesine meftun eden bir hal vardır.

    Dünyadaki her realite gibi, gezi de sanılandan kısa sürer. Ve bu tatlı anlar çabucak biter. Lakin, dostluk bağının yaprağı kurur mu? Dost bahçesi yemişsiz olur mu? O kısa geziyle beraber uzun bir muhabbet başlar. Telefonlar alınır, telefonlar verilir. Belki iadeyi ziyaretler de vaki olur. O kadar merak salar ki Elizabet bu sıra dışı aileye, hani derler ya dost hatırı için çiğ tavuk bile yenir diye, o dahi bu uğurda Türkçe öğrenmeye bile başlar. Şaka maka, hayli de ilerler bu hususta kendi çabalarıyla. Gün gelir dönem biter, günlük meseleleri artık onların dilinde bile konuşur olur Elizabet.

    Hayatın bu tempolu koşusunda, her su durulur hesabı, (X) de durulur. Varlık hakikatine olan merakı onu İslam sahiline doğru sürükler günden güne. Karmaşa ve kargaşadan ibaret gibi görünen hayat, onunla anlam kazanır iç aleminde. Bir ‘Bir’i bulur o da. Ona kulak kesilir. Emirleri nedir öğrenir. Kolay olmaz alışkanlıklarından sıyrılmak bir çırpıda belki, ama azimle hepsinin üstesinden gelir zamanla. Evvela kapanır (X). Sonra ibadetlerinde sebat kılar. Okuluna yine motoruyla gider, başındaki kaskı çıkarınca etrafı önceleri belki gülümser bu yeni giyimiyle karşılaştıkları arkadaşlarına. Ama dedik ya kolay olmaz terk etmek alışkanlıkları öyle bir çırpıda. Zamanla, bu haliyle motor kullanmanın yakışmadığını düşünür kendisine belki ve o alışkanlığını da yener.
    Elizabet es geçmez arkadaşındaki bu değişiklikleri. Bir geziyle başlayan muhabbet derinleşir. Zaten komşu olan bu ülkeler için geliş gidişler de sorun değildir. Her fırsatta bu iki dost bir araya gelir. En sıkıntılı anları birlikte geçirirler. Önceleri saatler süren muhabbetler bu kez namaz hakikatiyle sekteye uğrar. Tabi ki kaçmaz bu hal dikkatli gözlerden de. Elizabet’in ilgisini çeker arkadaşının yeni giyimi zamanla.
    Artık o da, (X)’yi taklit eder. Müslüman değildir ama tesettüre girer. Hani diyor ya, seven sevdiğine benzer. İşte bu da tam tamına o hakikate tercüman. Dil ile başlayan, tesettürle devam eden süreç devam eder gider bir süre. Ama daha ‘La’ iksirli kelime yoktur ufukta. Herkesi memnun eden tablo taçlanmamıştır henüz onunla. Kim bilir belki de ona uygun bir pahayı bekler fedakarlık kıvamında. Hadiseler perde olurlar hakikate bu kıvamda bir de.
    Derken üzücü bir haber gelir Almanya cenahından. Bir ur çıkmıştır beyninde Elizabet’in. Tehlikeli mi tehlikeli. Henüz genç bir yaşta yakalamıştır bu hastalık yakasını. Dönem dönem baygınlık geçirmesine sebep olmaktadır bir de. Yolda yürürken onu düşürebilmekte her an bazen tesiriyle. Tetkikler yapılır, araştırmalar tamamlanır ve Elizabet’e 2007 Ağustos ayı için ameliyat günü verilir. Her sancılı dönemde olduğu gibi, o yine bu buhranlı günleri azize dostunun limanına sığınmakta bulur. Onun kucağına atar kendisini zaman kaybetmeden.
    Gel gör ki, (X)’nin hali de iyi değildir. O da merdivenden düşüp belini incitmiş, ilk başlarda önemsemediği bu durum onu ameliyat masasına taşımış ve günlerce yatakta kalmıştır. Yanlışlık yapılan ameliyat akabinde bir ameliyat daha geçirmiş omuriliğinden ve daha yeni yeni kendisine gelmiştir. Ama doktorlar endişeli. Bir kez daha yaşarsa aynı hali, artık dünya ona zindan olabilir ikazı peşinen yapılmış. Kendisine çok dikkat etmeli, şayet ömrünün geri kalanını sandalyeye veya yatağa bağlı geçirmek istemiyorsa günlerce, aylarca yataktan kalkmamalı. Aksi bir durum, hayatı ona zehir edebilirmiş bu durumda.

    O daha yeni yeni evin içinde ayağa kalkmıştı ki Elizabet ameliyat öncesi yine azize dostunu görmek istedi. Durum onun için de farklı değildi pek, o dahi masada kalma riskiyle karşı karşıyaydı ya. Yine selamet solukladığı sahile geldi son günlerinde. Birkaç gün muhabbet ettiler, dertleştiler. Derken, gitmesine birkaç gün kala sıkıldığı için dışarı çıkmak istedi Elizabet, belki de son günleri olarak düşündüğü zamanı değerlendirip fırsat varken efkar atmaktı niyeti. Veya üstüne üstüne gelen dört duvardan kurtulmaktı gayesi. Israr etti arkadaşına, sitem etti hatta. İlgilensin istedi onunla. Halini bildiği halde bir de. (X) de müşfik bir dost. Tüm ikazlara rağmen kırmak istemedi ayağına kadar gelip kendisini sinesine bırakan dostunu. Ablasının tüm ikazlarına rağmen çıkardı onu dışarıya. Gezdirdi Paris’i arkadaşına. Ve derken vakit dönme zamanını gösterdiğinde eve doğru bir seyahat başladı. Belki de her ikisinin de hayatını değiştirecek bir biçimde.

    Evlerine geldiler hafif bir yorgunluğun ardından. Merdivenlerden çıkmaya başlamışlardı ki, Elizabet’in hastalığı nüksetti. Başı dönen Elizabet yetmiş kiloluk bedeniyle bir anda dengesini kaybetti. Aman arkadaşım başını bir yere çarpmasın endişesiyle kendisinden yirmi küsur kilo ağır dostuna siper olma niyetiyle onu tutmaya çalışan (X) o ameliyatlı haliyle arkadaşının altında kaldı. Düşmenin ve üstüne gelen arkadaşının da kendisini ezmesinin tesiriyle önce belini ezer, sonra da boynunu merdivene çarpar ve bayılır. İkisi de evin giriş merdivenlerine öylece yığılır. Komşular görürler ve ambulanslar çağrılır. (X) için artık çetin mi çetin bir imtihan yaşanır. Ailenin tek çocuğudur, evin gelinlik kızı bir daha ayağa kalkamamak gibi bir tehlike ile karşı karşıyadır.
    Yoğun tetkikler, sıkıntılı ameliyatlar, hastane kapısında devam eden tedirgin bekleyişler. Korktukları şeydir duydukları maalesef. Manzara sanılandan da kötü. Baba her gördüğünde kızını ağlamaklı. Anne her hatırladığında yaşanılanı, Elizabet’e öfkeli. Tabi o da mecburen dönmüştür ülkesine gerisin geri. Ama gün aşırı telefon etmektedir arkadaşına, ne de olsa bu manzaraya sebepler çerçevesinde müsebbip olan o. Bu vicdan azabı sanılandan da ağır. Tüm aileyi perişan eden halin ötesinde Hak katında çizilen kroki ne ki?

    Elizabet’in vicdan azabına mukabil, (X) mütevekkil. Tam aksine o arkadaşına moral verme derdinde ameliyatı evvelinde. Bu duruma yaşadığı çevre itibariyle çok da alışık olmayan Elizabet, daha fazla uzatmak niyetinde değildir bu ebede uzanan dostluk elini. Ve yine moral için açıldığı düşünülen telefonun diğer ucunda sesi aynı ama ismi farklı biri. Selam Elizabet diye kendisine esenlik sunan (X)’e dostundan yeni bir takdim gelir. ‘(X), artık benim adım Medine, ben Müslüman oldum’ müjdesi verilir.
    Tam bir muştudur bu oradaki herkese. Bir gezi ile başlayan, hakiki temsil ile hayat bulan, samimi hal ile yaşayan ve hali tebliğ ile muhatabını kendine ram eden.
    ‘Değer’ dedi (X), ‘Değer’. ‘Eğer ebedi bir muştuysa bu, dünyayı elimizden alsa da değer.’ Geçici bir dünyada ancak ebedi bir hayat böyle hayat bulur belki de. Olsundu, ne de olsa dünyanın etiketi fani değil mi. Solmaya mahkum, çürümeye hükümlü, gidişe kurulu, terk edişe programlı değil mi sanki. Bu pazarda taze kalacak, parçalanmayacak, sabit duracak, ayrılmayacaklara talip olunmalıydı. Varsın bu pazarlık bu şekilde olsundu, ama gün doğmuş gün batmış, ebed bizim olsundu.
    Evet, şer gibi görünen bu tablo hayra basamak olmuştu. İki tehlikeli ameliyat bağrında Müsebbebül-esbab’ın koordinatlarıyla iman doğurmuştu. Aleme kapalı, imana uzak, hakikate yabancı olanların dövündükleri manzara bağrında imana hamil olmuştu. Tesettürle hayatını ikame ettiren Elizabet, çok sevdiği beldeyle özdeş bir isimle halini daha da bir anlamlandırmıştı.
    Şu günlerde yeni hayatının içine alabildiğine dalmış ve o iklimle hemhal olmuş. Arkadaşı ise bir klinikte şu günlerde yavaş yavaş izni ilahi ile ayağa kalkmaya başlamış ve aylardır devam eden yatak mahkumiyetinden çok şükür kurtulmuştu. Artık sözleştiler (X) ile, ayağa kalkar kalkmaz Medine’nin ismini aldığı diyara gidecekler. Medine başındaki maddi manevi urları atmış halde, (X) de daha dinç ve zinde bir şekilde.
    İman, kader krokisi Hak katında yazılmış realite. Motifi semada dokunmuş gerçek o bir de. Deseni müşfik ellerden geçmiş, tablosu basiret boyasına çalınmış. Kazanımı adına ne verilse değer paha. Kaybı, iblis misal kepazeliğe denk. Onunla bir hayat cennetnüma adeta, onsuz olanlar da hüsran hakikatine hamil sadedinde. Çünkü o, Rab’i Rab bilmenin adı. Zaten O da bu alemi bilinmek için yaratmadı mı… İşte iman, O’na yapılan seyri sülük içindeki ilk basamak. O’na olan sefer başka değil bu parkurdan start alacak. O’na olan vukufiyete göre, tempolu veya emekleyerek. Ama bu finiş başka değil bu hedefle anlamlı kılınacak. Zira, o dünya ve içindekilerin cümlesine şamil olacak. Elde edebilene ne mutlu, ondan cüda oluş ise kemtalih. Nice Medinelere yanlarımızda yer bulabilme temennisiyle ve nice hakiki medenileşmeler olması hüsnü niyetiyle..."
    NOT: Bu yazıyı bize bir kardeş göndermiştir. Bizde baş kısmını çıkararak sizlere sunuyoruz. Siz kardeşlerimizin de bildiği ve çevrelerinde yaşadıkları bu tür olaylar varsa bizlere gönderebilirler.

    Abdullah AZİZ


+ Cevap Ver

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
^

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349