İşte fırsat işte kurtuluş


Çağ çöküş çağı… Yüce değerlerin ayaklar altına alındığı, kaale alınmayan bir çağ. Gittikçe yozlaşan, yozlaştıkça günah ağırlığı altında bunaltan bir buhran… Ve… Her yıl ama her yıl bu kötü akıbetten kurtulmanın ufukları… Yüce Rabbimiz bizden umut kesmediği ve başıboş bırakmadığı için mütemadiyen kurtuluş vaad eden çağrısını yineliyor.

Hep bir ümit, huşuu ve huzurun parıldadığı demler… İnsanın gittikçe azgınlaşan nefsini gemleyen, sakinleştiren, tefekkür deryalarına daldıran mübarek aylar. Sonsuz derecede hamdü sena gerektiren ilahi bir rahmet pınarı…

İnsan dünyanın harala gürele devam eden hengâmesinde kendini yitiriyor, nefsinin günah çukurlarında alevlendikçe alevleniyor. Akıl, mantığın ve dahi imanın kaybedilme riskiyle karşı karşıya kaldığı bu acıklı demler birdenbire aydınlanıveriyor sanki… Karanlığa boğulmuş dünyamız ışıldamaya başlıyor, uzun süre nefessiz kalmışız gibi nefesimizi bir dolu alıp vermeye başlıyoruz.

Farklı pencereler açıyor Rabbim. Bakın işte “bu dünya hayatı ancak aldatıcı bir meta(geçici zevk ve faydalanma)dan ibarettir. Ali İmran suresi–185” Her şey bu kadar değil, bunun ötesindeki ahir hayatınız daha önemli. “Allah’ın yanında olan (ahiret)ise daha hayırlı ve devamlıdır” Kasas suresi 60” Bırakıp gidivereceğiniz dünya ile meşgaleniz yeter. Bir de meşgalelerinizi sonsuz yaşamınızı kazanmak için hayra tebdil ederek çalışın artık. “Akıl erdiremiyor musunuz? Kasas suresi–60” dercesine günlerimize bir feyz, bir Nur dolmaya başlıyor.

Ciddi bir sarsılmayla, nefis muhasebesi gündemimize giriyor. “Kim ki nefsini(günahlardan)temizlemişse o, muhakkak kurtulup umduğuna ermiştir. Nefsini(günahlarla)örtüp gömen ise elbette ziyana uğramıştır. Şems suresi–9-10”

Adeta yeniden diriliyoruz manevi anlamda. Sanki bu günlere kadar ölü bir toprak misaliydik. Akletme yetimiz zayıflamış, ahlaki hassasiyetlerimiz örselenmişti. Baharın yağan yağmurun ölü toprağı diriltip her tür nebatatla süslemesi gibi, ruhi canlılığımızı bize geri kazandıran ilahi soluklar taşıyan mübarek günlerimiz hemen yanımızda bitiverdi. Gafletteydik, uyandık. Unutmuştuk, hatırlamaya başladık. Gevşemiştik, ciddiyetle üzerinde durmamız gerektiğini idrak ettik. Nefsimizin gemi azıya almış hallerine bir “dur” demeye daha bir cesaretlendik. “ Bu gidiş nereye?ey nefsim dedik. İyi ki de demeye başladık. Yoksa kendi kendimizi helak etmeden durup duracağı yoktu nefsimizin.

Bir cesaret başladığımız, nefsimizi hesaba çekilmeden hesaba çekmeyi, bu mübarek günlerde hakkıyla eda etmiş olursak, zamanı da üzerimize şahit tutabileceğiz alnımızın akıyla. Ancak acilen, tekdüze geçen ve yitirilmiş sayabileceğimiz günlerimizden sonra bizi dirilten ve kendimize getiren bu ilahi fırsatları elimizden kaçırmadan teoriden pratiğe nefis kontrolü yapmaya başlamalıyız.

Ne mi yapmalıyız? İmanımızın gereklerini yaşayarak, ter dökerek, nefsimizle savaşta yalın kılıç kuşandığımızı bilerek nefsimizi zorlamalıyız. Nefis, zora gelmeden yola gelmez bunu bilelim her şeyden önce. Canımız acıyacak biraz, gözlerimiz yaş dökecek, gecenin abidleri olmak babından uykusuz geceler geçirecek. Kendimizle savaşırken tek rakibimizin nefsimiz olduğunu bileceğiz. Düşmanımız içimizde…

İbadetlerimizde gevşek miyiz? Her ibadeti vaktinde eda etmeye zorlamalıyız kendimizi. Bu azimeti gösterdikçe Rabbimizin kolaylaştırdığına da şahit olacağız inşallah. Boş işlerle mi zamanımızı heba ediyoruz? “Müminler boş işlerden yüz çevirirler” diye hatırlayarak gereğini yapıp, ciddi, faydalı ve Rabbimizin razı olduğu işleri önceleyeceğiz. Hatta hep erteleye durduğumuz ama hayırlı olduğunu bildiğimiz işlerimizi listemizin başına alacağız. Bu bir kardeşimizin ihtiyacını Allah için gidermek de olabilir, fakir gurabaya, yetim dullara infak ederek de olabilir. Ya da akraba veya toplum içinde çıkan bir fitneyi önlemek de olabilir. Öncelik sırası çok da önemli değildir. Önemli olan Rabbimiz katında makbul müdür değil midir, bunun farkında olmamızdır.

Cehalet kuşatmışsa bizi ilme sarılacağız. Kitap okumaya zorlayacağız kendimizi. Hadi diyelim henüz kitap okumak alışkanlığa dönüşmedi, çare mi yok? Bugünden tezi yok, hiç olmazsa İslami, ilmi kanalları takip ederek değerli âlimlerin programlarını izleyerek eksiklerimizi tamamlamaya başlayacağız. Nefsimizle mücadelemiz sürdükçe zayıf yanlarımızı daha iyi tespit edebilir, bunları giderme yollarını bulabiliriz. Ama bunun için de lütfen hayırlı bir arkadaş, dost çevresi edinelim. Hakkı ve sabrı tavsiye etmede çekinceli davranmayacak olan bu dost çevremizin, nefsimizi terbiye etmede o kadar büyük katkılarını göreceğiz ki buna şaşıracaksınız. Allah, ahirette de dostluğumuzun devam ettiği dostlar nasip etsin.

Bu demler nadide bir daha ele geçmez, tekrar etmez demler. Dost bağının bülbüllerini de bulmuşsak elimizden kaçırmayalım inşallah. Ömür hanemiz bir daha ki sefere yine nasiplenir mi bilemeyiz. Yarın ölebiliriz. Aniden, hiçbir belirti göstermeden, helalleşmeye fırsat bulamadan. Arkamızda sayısız umutlar, planlar, yarım kalmış işler bırakarak. İlahi kader kaleminin ne zaman yazmayı durdurup sonlandıracağını bilmemek bir nimet belki de. Bir kez daha ele geçmesi muhal olunca belki daha ciddi olarak sarılırız vazifelerimize, sorumluklarımıza.

Bu aylarda kazanacağımız disiplin ve sorumluluk bilinci bizi bir yıl idare eder. Neden bir yıl? Demek ki hakkıyla istifade edilince etkisi uzun süre devam edebiliyor. Fakat aküsü biten araba nasıl ki yolda kalıyorsa, manevi rızıklarla rızıklanmayan ruhumuz ve imanımız da yıl içinde pörsüyor. Tam da zayıflık emareleri görününce Rabbimin ilahi eceli de dolmamışsa bir kez daha nasiplenebiliyoruz ilahi vahadan. Her an yeni fırsatlar sunan Rabbimize ne kadar hamd etsek azdır.

Biz O’nu hakkıyla idrak edemiyoruz belki… Ama O, bizim samimiyetimizin, ihlâsımızın nedenli hakperest olduğunu hakkıyla bilir. O’na sunarız her amelimizi, O’ndan bekleriz her beklentimizi. O bizim Rabbimiz, biz O’nun aciz kullarıyız. Rahmet ve merhametiyle kuşatsın bizi. Uyuyan nefsimizi gaflet zindanından çıkarabilmeyi nasip etsin. Gayretimize gayret katsın, sabrımıza sabır. İlmimize ışık, amelimize ihlâs katsın. Melekleriyle desteklesin bizi. Şeytanın arsız koalisyoncusu nefsimizi dizginlemeyi, uysallaştırmayı, terbiye etmeyi ve bu terbiye ile marifetlenmeyi nasip etsin inşallah.

Her şey bir kıyama bakıyor. “Kalk ve uyar!” Müddessir suresi–2. Önce nefsini, sonra yakınlarını ve ilahi mesaja susamış tüm insanları… İşte kıyam, işte hareket… Harekete geçmeden hiçbir şey oluşmuyor, ilerlemiyor, bereketlenmiyor. Hayatımızın bereketi amellerimizin sürekliliğine, ihlâsına bağlı. Az da olsa devamlı olan Salih amel bizi Rabbimizin huzurunda temize çıkaracak. Nefisimizi temizleyip, arındıracak her girişim bizi Rabbimize yaklaştıracak. Azaba götürecek şeyleri terk etmeye devam ettikçe Rahmetiyle kuşatılacağız. O, sonsuzca nimetlendirendir.

İşte fırsat, işte lütuf, işte rahmet… Yok mu faydalanan?