Gülsüz bir Dünya düşünemiyorum


Çiçekler içinde en çok gülü severim bilir misiniz? Gülün naif ve lahuti kokusu kalbimde, ruhumda, tüm duyularımda harika bir tesir bırakıyor! Belki de güller, o kutlu insanı, Rahmet Peygamberini anımsattığı içindir… Güllerin Efendisi… Gerçi gül, O’nunla özdeşleşmeden önce de en sevdiğim çiçekti. Belki bülbülün eşsiz nağmelerini çeken yanı olduğundan, belki sevgiyi anımsatıp yaşattığından… Nedeni ne olursa olsun ben güle tutkunum! Bir an önce Balıklı gölün güllerinin açılmasını, o harikulade görüntüsünü temaşa etmek istiyorum. Ve tabii bana vereceği ilhama kendimi kaptırmak dileğindeyim!

Beyazı, pembemsi olanı, sarısı, ama illa da kırmızı olanı! Kan rengi, koyu kırmızı güle dayanamıyorum. Şimdi diyeceksiniz kırmızı gül, aşkı sembolize ediyor diye mi? Hayır, hiç de öyle değil! Bendeniz için ilahi aşkı simgeliyor. Haddizatında günümüzün “zıpır aşklarına, öldüm bittim” sevdalarına da hiç inanasım gelmemiştir! Bunlar sanki insanın kendini kandırması gibi bir şey. Yani şöyle aklı başında soylu aşklar hiç mi yok? Var, ama Leyla ve Mecnun zamanında kaldı onlar… O zamanın da insanı her halde daha içli, daha duygulu, daha imanlıydı. Bundandır ki, yaşadıkları aşklarda bile öğretici bir yan bulunuyordu. Sevmek de sevilmek de gayet tabii ve olması gerekendir. Fakat zamanımızın tüketen tutkularına sevgi ya da aşk denemez. Yani gerçek aşk, asıl sevgiliye götüren bir aşkınlık, olgunluk ve kemale erdirici bir araç olmalı bence... Günümüzde ise aşkın ruhu okşayan, fıtri duyguları olgunlaştırıcı yönünden ziyade, kapitalist babaların sermayesine yem edilmesi söz konusu… Ayrıca neredeyse günü birlik yaşanan aşklara “hakiki aşk” denebilir mi? Sevgililer gününe bakın, nasıl da insanda kekremsi bir tat bırakıyor! Hadi seviyorsun, niye sadece bir güne hasrediyorsun? Bu bir günün sonunda “aşkın ne hallerde ki, her şeyi bir güne teksif ediyorsun? Başka günler sevgilinle aran nasıl?”diye sorasım geliyor böylesi sevgililere… Sakın kendinizi kandırıyor olmayasınız? Zamanın sevgileri, sevgi bile değil. Olsa, olsa basit bir aldatmaca ve gönül eğlendirme… Bir de zinaya, harama götüren aşkların hiçbir getirisi yoktur. Ciddiyetten yoksun bir aşkı ise hiç düşünemiyorum. Olacaksa merhametle, diğergamlıkla, sadakatle, fedakârlıkla özdeşleşmiş bir aşk olmalı ki, ömür boyu gitsin!

Güle ilgim nerelere getirdi? Hâlbuki maksadım bu değildi, söz sözü açtı işte. Neyse ben geleyim güle meftun hallerime. Bir defa her çiçek gibi gül de dalında güzel geliyor bana! Koparılmış bir gül, zikrine engel olunmuş bir kutlu varlığın, katledilmesi gibidir bana göre… Neden dalında kalmasın? Öylesine seyretmek bile insanı bir hoş etmiyor mu? Hatta dalında iken daha bir bayıltıcı, sürur veren kokusu var. Koparılan ve artık canlılığından bir şey barındırmayan güller, sıradan bir bitki oluvermiştir. Solması bile hüzün verici… Hele de batıdan zorlama usulü getirilen, geçici ve hiçbir derinliği olmayan sevgililer gününde binlercesinin koparılması esef verici… Bu yüzden dalından koparılmasın istiyorum! Hani diyorum kendi helali olan eşi için olsa bir nebze takdir edilebilir. Ama ötesi gül katliamı… Güllerle bezenmiş bahçeleri ve dalında zarif ve nazenin arz-ı endam eden gülleri çok seviyorum. En sevdiğim varlıkları da gül ile tasvir ediyorum. Mesela çocuklar, gül gibidirler! Gonca güller misalidir çocuklar. Bir hastalandılar mı, gül gibi soluveriyorlar! O yüzden çocuklar solmasın, yaşasın, sevgiye doysun istiyorum. “Gül gibi” teşbihi, sadece benim fikrim de değil. Halk arasında da bir şey çok beğenilirse “daha ne istiyorsun? Gül gibi işte!” denildiğini siz de işitmişsinizdir. Gül adeta sevgiyle yoğrulmuş bir varlık ve ölçü olmuştur. Sadece sıradan bir bitki değil! Gül yüzlü, güllük gülistanlık, gül gibi deyimleri de bir bakıyorsunuz dilimize çoktan yerleşmiş! Bu bile gülün gönüllerdeki, dillerdeki ve estetikteki yerinin ne denli sarsılmaz olduğunu gösteriyor. Sevimli, mutlu olmanın göstergesi olan kelimenin ilk heceleri de gül ile başlıyor, dikkatinizi çekiyorum. “Gülümseme”

Her çiçek sevilmeye, bir şeyleri ifade etmeye vesile olabilirse de, bu vazifeyi en güzel “gül” yerine getiriyor bence… Gül, insandaki sanatsal ve estetik zevk ihtiyacını da gideriyor. Yine de kimsenin favori çiçeğine bir şey demiyorum. Zevkler ve renkler tartışılmaz! Ama benim için illa da gül. “Güllere vurgunum, güllere sevdalı. Bana güller verin, kırmızı güller derin! Kan rengi, hüzünlü, şehit edalı, bana güller verin! Kırmızı güller derin!” Görüyorsunuz ya, şarkılarım bile güllerle dolu… Ancak diyorum ya, sadece sevgililer gününe hasredilmesi beni fevkalade üzüyor. Ha bir de henüz gülün tahtını sarsacak bir çiçek literatürüme girmedi! Galiba her şeye rağmen giremeyecek de… Tabiatı ve her türlü nebatat ve varlığı, insanın ihtiyacına binaen yaratan Rabbime hamd olsun! Çiçeksiz hele de gülsüz bir dünya düşünemiyorum.