+ Cevap Ver + Yeni Konu aç
2 sonuçtan 1 ile 2 arası

Tasavvufsuz İslami Kalkınma Olmaz

 Islamseli.Net Katagorisinde ve  Serbest Bölüm Forumunda Bulunan  Tasavvufsuz İslami Kalkınma Olmaz Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Tasavvufsuz İslami Kalkınma Olmaz Tasavvufsuz İslami Kalkınma Olmaz Bendenizin İslam tasavvufuna, gerçek tarikatlere, gerçek şeyhlere, mürşid-i kâmillere ne kadar taraftar, bağlı ve hürmetkâr olduğum yazılarımdan anlaşılır. Tasavvufun gerçek İslam tasavvufu olması için mutlaka Şeriata uygun olması gerekir. Şeriata uygun olması için de Kur’ana, Sünnete ve İcmaya uygun olmalıdır. İki türlü ...

  1. #1
    Administrator Karani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Yer
    Erzincan, Turkey
    Mesajlar
    12.917
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart Tasavvufsuz İslami Kalkınma Olmaz

    Tasavvufsuz İslami Kalkınma Olmaz

    Bendenizin İslam tasavvufuna, gerçek tarikatlere, gerçek şeyhlere, mürşid-i kâmillere ne kadar taraftar, bağlı ve hürmetkâr olduğum yazılarımdan anlaşılır.

    Tasavvufun gerçek İslam tasavvufu olması için mutlaka Şeriata uygun olması gerekir. Şeriata uygun olması için de Kur’ana, Sünnete ve İcmaya uygun olmalıdır. İki türlü tarikat ve tasavvuf vardır:

    1. İslam, Kur’an, Sünnet, Şeriat tasavvufu ve tarikati.

    2. Bunlara zıt ve muhalif olan az veya çok bozuk tasavvuf ve tarikat.

    Doğru tarikatın ve tarikatlının birkaç özelliğini sayayım:

    Tasavvuflu ve tarikatlı Müslümanlar beş vakit namazı dosdoğru, çok büyük önem vererek kılarlar.

    Onların itikadı sahihtir.

    Allah veli kullarının=evliyanın hepsi sahih itikat üzeredir.

    Resulullah Efendimizin (Salat ve Selam olsun ona) Sünnetine uymadan ne veli olunur ne şeyh ne derviş.

    Anadolu’ya İslam tarikatle gelmiş, tarikatle yücelmiştir. Tarikatlerin bir kısmı bozulduktan ve daha sonra tümü yasaklandıktan sonra din hayatında gerileme başlamıştır.

    Reformcu, modernist, dinde yenilik ve değişim isteyen mezhepsiz Afganîci, Abduhcu, BOP’çu bazı ilahiyatçılar tasavvufa ve İslam tarikatlerine son derece muhaliftirler ve yeniden açılmalarını engelliyorlar.

    Yakın tarihimize bakalım:

    Ehl-i tasavvuf ve tarikat Deccalların ve Kezzabların küfür ve irtidat hamlelerine karşı canla başla Kur’anı, Sünneti, Şeriatı savunmuşlardır. Bu yolda nice şehitler vermişlerdir. Onları minnetle anıyoruz.

    Dinin zahir hükümlerini, Şeriatı korumak ve yüceltmek konusunda Halid-i Bağdadî Hazretleri’nin, Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevî Hazretleri’nin, Abdülhakim Arvasî Hazretleri’nin ve benzeri meşayihin gayretleri, sebatları dillere destan olmuştur.

    Yakın tarihimizde Silistreli Süleyman Hilmi Hazretleri’nin Şeriat hizmetleri ne kadar feyizli olmuştur.

    Şeraitsiz tasavvuf ve tarikat olmaz. Bu gerçeği aklımıza iyice koymalıyız.

    Şeriat zarurî temeldir. Tarikat bir nasip meselesidir.

    Biz Anadolu Müslümanlarının veliyyinimetleri listesinin başında Ahmed Yesevi Hazretleri gelir. Anadolu coğrafyasına İslam, şeyhlerin ve dervişlerin himmetiyle girmiştir.

    Eskiden Anadolu’nun büyük küçük her şehrinde tarikatlar ve tekkeler varmış. Tekkelerde namaz kılınırmış. Genellikle perşembeyi cumaya bağlayan gecelerde akşam veya yatsı namazından sonra zikrullah yapılırmış. Tekkelerde olgun, edepli, efendi Müslümanlar yetiştirilirmiş.

    Türkiye’de eskiden dinî esaslar üzerine kurulmuş loncalar, ahilik teşkilatı, fütüvvet ahlakı varmış. Bunlar yıkılınca büyük bir çöküş, dejenere oluş, ahlaksızlık başladı.

    Hangi tarikat olursa olsun dervişlerine, sevenlerine, muhiblerine, gelip gidenlere mutlaka ilmihalini öğretmelidir.

    Bendeniz vakit namazını kılmadan zikir yapan tarikatleri beğenmiyorum ve bir daha meclislerine gitmiyorum.

    Hayatım boyunca birtakım şeyhler gördüm, meclislerine gittim, sohbetlerini dinledim; hepsi de beş vakit namaz kılan ehl-i Sünnet itikadına sahip kimselerdi.

    Bursa tarikatlerini ve şeyhlerini anlatan Yadigâr-ı Şemsi adlı kitapta okumuştum; şu anda ismini hatırlamadığım bir şeyh efendi elli sene boyunca farz namazları münferiden kılmamış, hep cemaatle kılmış.

    Kendilerinde Kur’ana, Sünnete, Şeriata aykırı haller bulunan, alenen fısk ve fücur işleyen birtakım kimseler evliyaurrahman değil, evliyauşşeytandır.

    Bügünkü iktidar büyüklerinden nâçizane istirham ediyorum: Bir an önce İslam tarikatlerinin açılmasını sağlasınlar, oralarda dine aykırı bir şey yapılmaması için bir Meclis-i Meşayih kurulsun; tarikatler holding, ticari şirket, banka gibi çalışamasın… Politikaya karışmasınlar… Bütün şeyhlerin icazeti olsun… İnşaallah…


  2. #2
    Administrator Karani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Yer
    Erzincan, Turkey
    Mesajlar
    12.917
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart Cevap: Tasavvufsuz İslami Kalkınma Olmaz

    Şirinevler Köprüsü Destanı

    Şirinevler yaya geçidi kelimeleriyle internete giriniz, karşınıza bir yığın haber ve fotoğraf çıkacaktır. Haberin özeti şudur: Yaya trafiğinin akıl almaz derecede yoğunlaşması dolayısıyla oradaki köprü geçilmez hale gelmiştir… Vatandaşlar bir taraftan öbür tarafa geçebilmek için adeta savaş vermektedir… Kalabalıktan ve sıkışıklıktan bayılanlar olmuştur… Güçsüz ihtiyarlar, çocuklar, hastalar, özürlüler perişan olmuştur… Köprü büyük kalabalığın yükü altında sallanmıştır, böyle giderse yıkılabilir… İnsanlar karşıya geçebilmek için sanki azgın bir selin girdabları içinde mücadele vermiştir… Halk orada çile çekmektedir… Bazı kimseler karşıdan karşıya geçebilmek için bir iki saat beklemiştir…

    Bendeniz bindiğim taksi şoförlerine sorarım: Sizce İstanbulun trafiği bitmiş midir veya henüz bitmemiş midir, lütfen tek kelime ile cevap vermenizi istirham ediyorum…

    Son aylarda aldığım cevap şudur: Bitmiştir…

    Bu bitmişliği kendim de görüyor ve yaşıyorum. Geçen sene bir gün, akşam saat beş ile altı arasında Sultanahmetteki evimden bir dostumla birlikte otomobille çıkmıştık, Kumkapıda bir lokantaya yemeğe gidecektik. Sahildeki ana yola girdik. Bir trafik ki, sormayın… Ne ilerlemek, ne de geriye dönmek mümkündü. Boş yere yarım saat çırpındıktan sonra bir sapaktan geri dönmek zorunda kalmıştık. Hem akşam yemeği yiyememiştik, hem de asabımız ve moralimiz bozulmuştu.

    Tekrar ediyorum: İstanbulun trafiği bitmiştir.

    Eskiden sokaklarda bir sıra otomobil park etmiş olurdu. Şimdi iki sıra oldu.

    Her yer seller gibi araba dolu… Sabahları ve akşamları milyonlarca vatandaş işe gelirken ve eve dönerken otomobilinde tek kişi seyahat ediyor. Korkunç bir yakıt ve zaman israfı.

    Otomobil elbette bir ihtiyaçtır ama bizde ihtiyaçtan önce statü olmuştur.

    Şu anda İstanbulun çevresinde dehşet verici bir yapılaşma, siteleşme, gökdelen, rezidans, AVM inşaatı furyası görülüyor. Bu inşaatlar yerleşime açılınca trafik daha da beter olacaktır.

    Otomobil satışları son hızla devam ediyor.

    İstanbul bugünkü haliyle kısır bir döngü içine girmiştir.

    Büyük bir zelzele olsa, yaya köprüsünden geçemeyen bu halkın hali ne olacaktır?

    Allah saklasın savaş olsa İstanbul nasıl ayakta kalacaktır? Halk nasıl yiyecek içecek ve barınacaktır?

    İdeal nüfusunun beş milyonu geçmemiş olması gereken bu şehir rantçıları tarafından nasıl yirmi beş milyona çıkartılmıştır?

    Üniversitelerimiz, medyamız, okur yazan sınıf niçin İstanbul meselesini tartışmıyor, müzakere etmiyor?

    Şehir bugünkü gibi çılgınca büyümeye devam ederse üçüncü köprünün, tüp geçidin faydası olmayacaktır.

    İstanbul bugünkü kalabalığı çekemez.

    Türkiye böyle bir İstanbulu çekemez.

    İstanbul müzmin büyük bir krizdir, farkında değiliz.

    Cesaretle söylüyorum: İstanbulun nüfusu beş milyona indirilmelidir.

    İstanbulu bitiren rantçılığa son verilmelidir.

    Böyle giderse on sene içinde İstanbulun nüfusu 40 milyon olacaktır.

    Daha önceki yazılarımda beş kez yazdım, altıncı kere tekrar ediyorum:

    Merhum mimar ve şehirci Turgut Cansever’e bir gün sormuştum: Üstad, İstanbul nasıl düzelir?... Acı bir tebessümle “Büyük bir zelzeleden sonra…” cevabını vermişti.

    Bendeniz zelzele ile de düzeleceğini sanmıyorum. Rantçılar naylon torbalara koydukları ölüleri gömdükten sonra tekrar inşaat furyasına başlayacaklardır.

    Medenî bir şehrin üçte birinin bahçelerle, parklarla, havuzlarla, yapay göllerle, korularla dolu olması gerekir. İstanbul engin bir beton büyük sahrası haline dönüştürülmüştür.

    Bu beton büyük sahrası içinde gayet az sayıda vaha kalmıştır.

    İstanbul her geçen gün huzur, rahat, mutluluk, güven içinde yaşanabilir bir şehir olmaktan çıkmaktadır.

    Şirinevler köprüsündeki kalabalığın mücadelesini görseydi Deli Dumrul bile bu kadarına pes derdi.


+ Cevap Ver

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
^

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349