İdrak sahibi olmak

Günlük konuşmalarımızda sık sık “İdrak ettik, yüksek idrak sahibi, idraksiz, anlayışsız!” gibi kelimeler kullanırız. Acaba idrak, diğer bir ifadeyle algı nedir, nasıl gerçekleşir?
Bedenimiz ile zihnimiz arasında haberleşmeyi sağlayan sinir sistemi; çevresel (periferik) ve merkezî olmak üzere iki kısımda ele alınır.

Çevresel sinir sistemi bütün vücuda yayılır ve çevreden aldığı haberleri merkezi sinir sistemine; oradan da aldıklarını çevresel sinir sistemine iletir. Psikolojide duyu organlarımızı harekete geçiren iç veya dış etkiye “uyaran”; “uyarıları” alanlara “duyu organları” adı verilir. İdrak/algı da duyularımız yoluyla alıp beyne ulaştırıp duygularımızla yorumlayıp anlamlandırdığımız şeylerdir. Dış dünyayı, duyu organlarıyla değil; idrak/algı denen melekemizle tam olarak tanırız. Şöyle ifade etmek daha isabetli olur: Dış dünyayı duyu, duygu ve algılarımızla birlikte tanırız. Gözümüzle görür, kulağımızla işitir, dilimizle tadar, burnumuzla koklar, tenimizle dokunuruz. Nesneleri bu beş duyumuzla algılar, idrak ederiz.
Diğer taraftan her şeye zihnimizde oluşturduğumuz imaj kalıplarıyla bakarız. İmajlarımızı “inançlarımız, değer yargılarımız ve duygularımız” oluşturur. Onları da besleyen tecrübe ve okuyarak elde ettiğimiz bilgi birikimimizdir. Aynamızın gösterdiklerine tâbi olduğumuzdan varlık, eşya ve hadiseleri bu perspektiften değerlendiririz. Bakara Suresininin 171. âyetinde bu hususa şöyle işaret edilir: “İnkâr edenlerin örneği bağırıp çağırmadan başka bir şey işitmeyip, duyduğu şeyin anlamını bilmeyen ve sürekli haykıran bir hayvanın örneği gibidir. Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, bundan dolayı akıl erdiremezler.”
Şu hâlde idrak için, kulak, dil, göz gibi duyuların işletilmesi ve kullanılması gerekmektedir. Yani, malzemeyi onlar toplar. Gözü bağlanan deneklerin koklamaları önlendiğinde; dillerinin üstüne konan bir parça elmayla bir patatesin farkını ayırt edemedikleri, dillerine limon suyu damlatıldığında ekşi bir şey olduğunu söyledikleri, ama ne olduğunu bilemedikleri görülmüştür.
Duyu organları sadece bir vasıtadır. Tıpkı, gözlük gibi. Gözümüz de, ruhumuzun ve duygularımızın gözlüğüdür. Gören göz değil, ruhumuzdur, fakat gözümüzle görürüz. Hayatımızı düşüncelerimiz, bakış açımız, niyetimiz ve isteklerimizle programlarız. Düşünce ve idrak kalıbımızın kapasitesini ve çalışma tarzını da hür irademizle biz tercih ederiz.